x
x
GERİ

FİNANS SEKTÖRÜ İÇİN SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK

FİNANS SEKTÖRÜ İÇİN SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK

12.11.2018

NEDİR? Doğrudan ve dolaylı ekonomik, çevresel ve sosyal faydanın hissedarlar, yatırımcılar, müşteriler, çalışanlar ve toplum için sağlanmasıdır. NE DEĞİLDİR? Yalnızca doğrudan finansal kârlılığa odaklanmak ve oluşturulabilecek diğer etkileri görmezden gelmek değildir.

Finans sektörü için sürdürülebilirlik, yani ekonomik, çevresel ve sosyal etkiler, doğrudan ve dolaylı etkiler olmak üzere iki kategoriye ayrılmaktadır. Doğrudan etkiler, kurumun operasyonel faaliyetleri kaynaklı etkililerini temsil etmektedir. Örneğin; elektrik, su, doğal gaz, kâğıt tüketimleri, iş amaçlı yapılan seyahatler kaynaklı yakıt tüketimleri kuruluşun yol açtığı doğrudan çevresel etkilerdir. Son dönemde kurumların karbon ayakizi, su ayakizi envanterlerini raporlayarak bu etkileri yönetmesi ve offset etmesi oldukça yaygınlaşan uygulamalardandır. Yaratılan ekonomik etki, çalışanlara sağlanan istihdam ve bu istihdamın koşulları, iş sağlığı ve güvenliği kalitesi ve eğitim olanakları gibi kavramlar ise doğrudan sosyal etkiler kapsamına giren faaliyetlerdir.

Finans kuruluşları için esas etki, finanse edilen faaliyetlere bağlı olarak meydana gelen dolaylı etkilerdir. Günümüzde finans kuruluşları, finanse ettikleri projeler nedeniyle oluşan etkilerin sorumlusu olarak kabul edilmektedir. Maalesef günümüzde finans kuruluşlarının birçoğu, risk yönetimi yaklaşımları kapsamında sadece finansal riskleri göz önünde bulundurarak kredi kararları almaktadır. Halbuki tavsiye edilen, finansal olmayan risklerin de finansal riskler ile birlikte değerlendirilerek kredi kararının verilmesidir. Farklı teminat ve garanti yapıları ile riskin minimize edileceği öngörülse bile, ortaya çıkacak olumsuz etkilerin kuruma getireceği repütasyon kaybı görmezden gelinmemelidir. Bunun yanı sıra finans sektörü, paranın gücü ile reel sektörde farkındalık yaratma, kapasite geliştirme, yönlendirme ve yaptırım sağlayabilme yeteneğine sahip olduğu için etkin risk yönetiminin lokomotifi konumundadır.

Özellikle uluslararası finans kuruluşlarının oldukça önemsedikleri bir konu olan çevresel ve sosyal risk yönetimi, finansal kuruluşların, yasal asgari gerekliliklerin üzerinde ve uluslararası iyi uygulamalar ile paralel bir kredi değerlendirme metodolojsine sahip olmasını öneren bir yaklaşımdır. Böyle bir risk yönetim yapısı uluslarası fon sağlama anlaşmaları için yeni kapılar açmakta ve şartları yumuşatan bir katalizör görevi görmektedir. Türkiye’de geçtiğimiz son on yıl içinde bu konuda ciddi bir ilerleme kaydedilmiştir. Uluslarası finans kuruluşları ile gelişen ilişkiler, ilgili mevzuatlarda gerçekleşen iyileştirmeler ve taraf olunan uluslararası anlaşmalar neticesinde Türkiye’de de birçok banka kredilendirme süreçlerinde çevresel ve sosyal risk yönetimi konusunu gözetmeye başlamıştır.

Kurumlar için tavsiye edilen, tüm bu doğrudan ve dolaylı etkilerin bir şemsiye yönetim sistemi yapısı ile koordine edilmesidir. “Sürdürülebilirlik” kavramı son yıllarda oldukça popüler hale gelmiştir; ancak daha önemlisi hem çevresel, hem sosyal, hem de ekonomik faydayı bir bütün olarak ele alması sebebiyle kapsayıcı bir kavram olarak tercih edilmektedir. Türkiye’de özellikle 2014 yılında Borsa İstanbul’un Sürdürülebilirlik Endeksi’ni devreye sokması ile birlikte özellikle BİST100’deki şirketler için sürdürülebilirlik kavramı öncelik kazanmıştır. Sürdürülebilirlik bir kurum içinde kurumsal yönetişim (yönetim kurulu yapısı, insan hakları yaklaşımı, yolsuzluk ve rüşvetle mücade vb.), çevresel ve sosyal etkiler, biyoçeşitliliğin korunması, iklim değişikliği ile mücadele, sağlık ve güvenlik yaklaşımı ve tedarik zinciri yönetimi konularının kalkınma bakış açısıyla ölçülmesi, yönetilmesi ve şeffaf bir şekilde tüm paydaşlar ile paylaşılması konusunu ele almaktadır.

Sürdürülebilirlik faaliyetlerinin finans kuruluşlarına sağlayacağı potansiyel faydalar;

    •        Uluslarası kaynakların gerekliliklerine uyum, yeni ürünler geliştirme şansı, daha uygun şartlarda finansmana erişim olanağı,
    •        Uluslararası finans kuruluşları ve yatırımcılar nezdinde önemli ölçüde prestij sağlanması,
    •        Türkiye’de konuyu ele alan kurumlar içinde yer alınması,
    •       Yatırımcı dünyası için ilgi artırıcı bir materyal olması (Borsa İstanbul Sürdürülebilirlik Endeksi ve diğer yurtdışı sürdürülebilirlik endeksleri yatırımcılar tarafında yükselen bir ilgiye mazhardır),
    •       Gelecekte oluşacak yasal yaptırımlara hızlı adaptasyon sağlanması (dünyada birçok ülkede bu çalışmalar zorunlu hale getirilmiştir),
    •      Yeni yatırım enstrümanları (yeşil kredi, yeşil tahvil vb.), yeni ürünler, yeni kredi araçları (yenienebilir enerji, enerji verimliliği, sürdürülebilir turizm, yeşil belediyecilik, akıllı şehirler, düşük karbonlu ulaşım vb.) oluşmasına katkı sağlanması

olarak öne çıkmaktadır. Tüm bunlara ilâveten bu konu dünya genelinde ve ülkemizde hesap verilebilirlik ve şeffaflık bakış açısıyla kabul gören bir kurumsal iletişim argümanıdır. Sürdürülebilirlik faaliyetleri aynı zamanda marka imajını oldukça besleyen bir unsurdur.

Özetle, sürdürülebilirlik bir kurumu a’dan z’ye etkileyen bir olgudur ve basit bir dokümantasyon/raporlama ile ulaşılması mümkün olamayacak kadar derin bir konudur. Kurumun stratejisi ile entegre olacak şekilde kurgulanması gereken bir olgu olan sürdürülebilirliğin, kurum içinde sistematik bir biçimde yönetiliyor olması çok önemlidir. Bir finans kuruluşu için, kurumun finansman süreçlerine dahil olan bölümlerinin yanı sıra, insan kaynakları, bina yönetimi ve idari işler, yatırımcı ilişkileri, satın alma, bilgi-işlem ve iç kontrol gibi birçok farklı bölümlerini kapsayan bir etkileşim gerekmektedir. Dolayısıyla konunun entegre bir bakış açısıyla yönetilmesi gereklidir. Bunu sağlamak için ise kurumun dinamiklerini iyi anlayıp kuruma özel bir çözüm geliştirilmesi şarttır.