Ece Güldiken | escarus.com https://escarus.com escarus.com Wed, 09 Apr 2025 12:07:01 +0000 tr hourly 1 https://wordpress.org/?v=7.0 https://escarus.com/wp-content/uploads/2023/12/cropped-Escarus_logo-13-32x32.jpg Ece Güldiken | escarus.com https://escarus.com 32 32 2023 Yılında Gezegenimizi Ne Kadar İyi Tanıdık? https://escarus.com/2023-yilinda-gezegenimizi-ne-kadar-iyi-tanidik/ https://escarus.com/2023-yilinda-gezegenimizi-ne-kadar-iyi-tanidik/#respond Wed, 28 Feb 2024 00:44:14 +0000 https://escarus.com/?p=104123

Hiç şüphesiz ki 2023 yılı hem toplumlar nezdinde hem de iş dünyasında doğa ve iklim çabalarının yoğun olarak gözlendiği bir yıl olmuştur. Bu yazının temel amacı, 2024 yılına henüz yeni adım atmışken, 2023 yılının sonuçları üzerinden insanın doğayla kuracağı ilişkinin boyutlarına ve niteliğine dikkat çekmektir.

Öncelikle, dünyamızın mevcut durumda hangi koşullar altında fonksiyonlarını gerçekleştirmeye çalıştığına yönelik bir değerlendirme yapmak gerekmektedir. Bu açıdan bakıldığında, ilk olarak geçtiğimiz yılın sıcaklık değerlerine ilişkin birkaç başlık öne çıkmaktadır. Copernicus’un sunduğu küresel sıcaklık verilerine göre 2023 yılı “en sıcak takvim yılı”1 olarak adlandırılmaktadır. Bu çıktı, geçtiğimiz yılı bir bütün olarak değerlendirirken, insanlığın uzun yıllar içinde bu sonuç üzerinde nasıl bir etkisi olduğunu (hem pozitif hem de negatif olmak üzere) kümülatif biçimde yeniden düşünmeye olanak sağlamaktadır. Aynı kaynakta, iki önemli başlığın daha altı çizilmektedir: Kayıtlar dahilinde, ilk kez 2023 yılında, yılın her gününde ölçülen sıcaklık değeri, 1850-1900 aralığında yılın aynı döneminde ölçülen sıcaklık değerinin 1°C üzerinde seyretmiş; ilk kez Kasım ayında iki gün 2°C daha sıcak olarak kaydedilmiştir.2 Bu çıktılar, beşeri faaliyetlerin etkisinin gün geçtikçe daha da kızıştığı ve insanlığın dünya üzerindeki etkisinin giderek belirginleştiği zaman akışına işaret etmektedir. Sıcaklık artışına ek olarak insanlık, 2023 yılında çeşitli ekstrem iklim olaylarına tanık olmuştur. Bazı kaynaklara göre “gerçekleşen 26 iklim olayının 23’ü insanların neden olduğu iklim değişikliği ile bağlantılı” gözükmekte ve iklim değişikliğinin sebep olduğu “sıcak, kuru ve rüzgarlı koşullar” özellikle yangınların meydana gelmesinde önemli bir rol oynamaktadır.3 Geçtiğimiz senelerde meydana gelen yangınların -çevresel etkilerinin yanı sıra- ekonomik ve finansal öneme sahip merkezler ve kalabalık nüfusa sahip bölgelerde neden olduğu etkiler de bu noktada oldukça önemlidir. Sıcaklık değerleri ve ekstrem hava koşullarına ilişkin söz konusu çıktılar değerlendirildiğinde, modern dönemde insanlığın doğa ve iklim şartları üzerindeki etkisinin yadsınamayacak kadar büyük bir boyuta ulaştığı anlaşılmaktadır.

Bilhassa, geçtiğimiz yüz yıl boyunca modern yaşamın dinamiklerinin yerleşmesi ve coğrafi yayılımının ivme kazanmasıyla birlikte yer sisteminin insan kaynaklı değişimi söz konusu olmuş; yani, zaman içerisinde gezegen üzerinde beşeri faaliyetlerin yoğunluğunda, gezegende büyük etkiye sahip olacak düzeyde bir artış meydana gelmiştir. Hem nüfus hem de tüketim alışkanlıklarının artması4 ve beşeri faaliyetlerdeki yoğunluk gibi çeşitli sebeplerin gezegen üzerindeki etkisi dolayısıyla içinde yer aldığımız jeolojik devrin Antroposen* olarak adlandırılabileceği düşünülmektedir. Holosen çağı, belirli bir kararlı denge ve ılıman koşullar sağlarken, mevcut haliyle dünyanın ”çevresel değişebilirlik penceresinin” Holosen çağındaki gibi olmadığı belirtilmektedir.5 Beşeri faaliyetler sonucu ekosistemlerde yaşanan bozulmanın ciddi bir seviyeye ulaştığı anlaşılmaktadır. Bunun yanı sıra, iklim değişikliği ve biyoçeşitliliğin kaybı başta olmak üzere doğa üzerindeki antropojenik kökenli değişimlerin birbirinden ayrışan bir biçimde değerlendirilmemesi gerekmekte, bu noktada ise ”gezegensel sınırlar” yaklaşımı sayesinde insanların çevre özelindeki etkisini daha bütüncül bir yaklaşımla incelemek üzere bir çerçeve oluşturulmaktadır.6 Bilim insanları tarafından üzerinde çalışılan ve gezegensel sınırları oluşturan 9 eşik aşağıda belirtilmiştir:

  1. Stratosferik ozon incelmesi
  2. Biyosfer bütünlüğü
  3. Kimyasal maddeler
  4. İklim değişikliği
  5. Okyanus asitlenmesi
  6. Tatlı su değişikliği
  7. Arazi sistemlerinde değişimler
  8. Biyojeokimyasal akışlar
  9. Atmosferik aerosol yüklemesi

Yer sisteminin kararlılığını sağlayan 9 eşikten 6’sı güvenli işleyiş alanını aşmış bulunmaktadır.7 Bu araştırmaya yönelik çıktılar 2023 yılında güncellenmiştir.8 Endüstriyel proseslerden kaynaklanan atıklar için erken endüstriyel dönemde yerel havzalar kullanılmış, çevrenin kalitesinde ve koşulların istikrarında birtakım değişimler meydana gelmiş; günümüzde ise söz konusu etkiler yerel ve bölgesel düzeyin ötesine geçerek gezegensel bir ölçeğe erişmiştir.9 Bölgesel boyutta incelendiğinde, sanayileşmeyle birlikte doğal çevreyle kurulmuş olan etkileşim dinamiğinin bir süre sonra koşulları zorlamaya başlaması ile, öte yandan da birtakım gezegensel eşiklerin de ortaya çıktığı süreçte artık insanlığın gelişebildiği Holosen çağı koşullarından farklı bir sürece doğru evrilme gerçekleşmiştir.

İçinde yaşadığımız gezegenin hangi koşullar altında işlemeyi sürdürdüğünü belirledikten sonra, ekstrem iklim koşullarının 2023 yılında küresel düzeyde neden olduğu birkaç önemli çıktıyı daha değerlendirmek, bilhassa bunların sosyo-ekonomik yansımalarını irdelemek faydalı olacaktır. ABD’de 2023 yılında 28 hava ve iklim afeti yaşanmış olup, bunların maliyeti 92,9 milyar doları aşmıştır.10 Anlaşılacağı üzere, ekstrem iklim koşullarının maddi etkileri de yadsınamayacak ölçüde büyüktür. Bunun yanı sıra, iklim felaketlerinin kırılgan gruplar ve maddi zorluklar ile yoğun bir biçimde mücadele eden topluluklar üzerinde artmakta olan etkileri de göz ardı edilmemelidir. 2023 yılına ilişkin bir başka çıktı da okyanuslarda devam eden ısınma ve buzulların erimesiyle birlikte, ortalama deniz seviyesinin uydu kayıtlarına göre 2023 yılında rekor seviyeye ulaşması olmuştur.11 Bu durumun etkilerinin, birbirinden farklı pek çok ekosistem unsurunu etkilemesi muhtemel görünmektedir. Dolayısıyla, doğal çevremizde yaşanan değişimlerin hem doğrudan hem de dolaylı olmak üzere insanlığa bir faturasının olacağı açıktır. İklim değişikliği ve sıcaklık değişimlerinin neden olduğu süreçler başta olmak üzere, yazının önceki bölümlerinde de değinilen birtakım gezegensel sınırlar bize göstermektedir ki, 2023 yılı, gezegenimizi tanımak ve faaliyetlerimizi yeniden değerlendirmek üzere insanlığa pek çok çarpıcı ders sunmuştur. Bu noktada, modernite koşullarında bir ekonomik büyüme sağlanırken, doğayla etkili ve yapıcı bir etkileşim kurmanın önemi göz ardı edilmemelidir.

Peki, 2024 yılında ilerlerken odağımızda neler olmalıdır? Toplumlar mevcut refah koşullarını muhafaza etmeyi, şirketler de büyümeyi ve faaliyet gösterdikleri pazarlarda rekabetçiliklerini korumayı istemektedirler, bu istekler bir noktaya kadar doğaldır; ancak buradaki esas odak noktası, hem toplum hem de ekosistemler özelinde bir çeşit esneklik/dayanıklılık geliştirmek ve kalkınmayı doğanın limitlerini dikkate alarak gerçekleştirmek olmalıdır. 2023 yılında ülkeler, sektörler ve kurumlar arası iş birliği çabaları artmış, yeni raporlama çerçeveleri geliştirilmiş, her alanda verimliliği sağlamaya yönelik teknolojik ilerlemeler kaydedilmiştir. Bu gelişmelerin sürdürülmesi, 2024’te ekonomik faaliyetlerin doğa ile daha uyumlu kılınması için çabaların artırılması, kalkınma hamlelerinin gezegenin mevcut sınırları gözetilerek gerçekleştirilmesi gerekmektedir.

*: Beşeri faaliyetlerin dünya üzerindeki etkisinin eriştiği boyut gözetildiğinde, geçtiğimiz 10.000-12.000 yıllık sürece tekabül eden Holosen çağını geride bırakarak Antroposen çağına geçildiği düşünülmektedir. Antroposen çağı, insanlığın gezegen üzerinde hakim ”jeofiziksel güç” olmaya başladığı jeolojik dönem olarak nitelendirilmektedir.12

Kaynakça:
1) Copernicus. (2023), The 2023 Annual Climate Summary: Global Climate Highlights 2023, Link: https://climate.copernicus.eu/global-climate-highlights-2023#:~:text=2023%20has%20replaced%202016%20as,higher%20than%20recorded%20for%202016.
2) Copernicus. (2023), a.g.m.
3) Clinkemaille, T. (2024). Inondations, ouragans… : le réchauffement climatique amplifie les phénomènes météorologiques extremes. Les Echos. Link: https://www.lesechos.fr/monde/enjeux-internationaux/inondations-ouragans-le-rechauffement-climatique-amplifie-les-phenomenes-meteorologiques-extremes-2045298
4) Briggs, H. (2020). Antroposen Çağı: İnsan yapımı nesnelerin ağırlığı dünyadaki tüm canlıların ağırlığını aştı. BBC News Türkçe. Link: https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-55252792
5) Richardson, K. et al. (2023). Earth beyond six of nine planetary boundaries. Sci.Adv. 9, eadh2458. DOI:10.1126/sciadv.adh2458
6) Richardson, K. et al. (2023), a.g.m.
7) Richardson, K. et al. (2023), a.g.m.
8) Stockholm Resilience Centre (2023). Planetary Boundaries. Link: https://www.stockholmresilience.org/research/planetary-boundaries.html
9) Steffen, W. et al. (2015). Planetary boundaries: Guiding human development on a changing planet. Science, 347, 1259855.DOI:10.1126/science.1259855
10) Smith, A. (2024). 2023: A historic year of U.S. billion-dollar weather and climate disasters. Climate.gov Blog. Link: https://www.climate.gov/news-features/blogs/beyond-data/2023-historic-year-us-billion-dollar-weather-and-climate-disasters
11) WMO (2023). 2023 shatters climate records, with major impacts. Press Release. Link: https://wmo.int/news/media-centre/2023-shatters-climate-records-major-impacts
12) Williams, J., & Crutzen, P. J. (2013). Perspectives on our planet in the Anthropocene. Environmental Chemistry, 10(4), 269-280.

]]>
https://escarus.com/2023-yilinda-gezegenimizi-ne-kadar-iyi-tanidik/feed/ 0
Ekosistem Hizmetleri Ödemeleri: Doğa-İnsan İlişkilerini Anlamak Üzere Yeni Bir Bakış https://escarus.com/ekosistem-hizmetleri-odemeleri-doga-insan-iliskilerini-anlamak-uzere-yeni-bir-bakis/ https://escarus.com/ekosistem-hizmetleri-odemeleri-doga-insan-iliskilerini-anlamak-uzere-yeni-bir-bakis/#respond Wed, 07 Jun 2023 00:00:45 +0000 https://escarus.com/?p=101082

İnsanın çevresindeki doğa ile etkileşime geçerken kullanabileceği pek çok araç ve strateji mevcuttur. Ekosistem Hizmetleri Ödemeleri (EHÖ) küresel olarak gelişmekte olan bir konsept olup doğayı modernitenin sosyo-ekonomik dinamikliğine entegre etmektedir. Burada, modernite terimi ile aslında gelişmekte olan ekonomik ilişkilere bağlı kurumlar ve networkler, yani doğanın bir ekonomik gerçeklik altında tartışıldığı düzen ifade edilmektedir (örn. metalaştırma ve pazarlaştırma süreçleri).

Ekosistem hizmetleri alt başlıklar altında incelendiğinde su havzası hizmetleri, karbon tutma ve biyolojik çeşitliliğin korunması öne çıkan başlıklardır. Çevresel amaçlara yönelik çeşitli yaklaşımlar bulunmakla birlikte, EHÖ, bunlardan (örn. endirekt ödemeler) maliyet etkinliği ve kazançların hacmi bakımından farklılaşmaktadır; özellikle, kirliliğe yol açan faaliyetlerin sorumlularının yaptıkları ödemelerden (dış çevre maliyetleri) ayrışmaktadır.1 EHÖ kapsamında alıcılar ve satıcılar, yani yararlanıcılar ve tedarikçiler bulunmaktadır. Bu durum ekosistem hizmetlerinin sürekliliğini sağlayan bir tür ekonomik ilişki geliştirmekte, yarattığı iş fırsatları ve sosyal etkiler sayesinde kalkınma süreçlerini desteklemektedir.

Doğanın korunması ve kalkınma amaçları çerçevesinde EHÖ programlarının ivme kazanmasının birçok farklı nedeni bulunmaktadır. Bazı akademisyenlere göre EHÖ sistemleri, “bütüncül bir maliyet-fayda analizinin kullanıldığı parasallaştırma yaklaşımı ile ekosistem ve biyoçeşitlilik kaybını görünür kılarak küresel çevre sorununu ele almaya yardımcı olmaktadır.” 2 Öyle ki doğanın piyasalaştırılmasını sağlayan bu programlar neticede doğanın sürdürülebilir bir şekilde yönetilebilmesine de imkân vermektedir. Pek çok örnekte EHÖ, bir doğa koruma metodu ya da hem kamu hem de özel sektörden oyuncuların aktif rol aldığı bir tür biyoçeşitliliği fonlama yöntemi olarak adlandırılmaktadır. EHÖ’ler hem kalkınma amaçları hem de doğayı koruma amaçlarını bağdaştırabilen bir kapasiteye sahiptirler ve bu da sosyo-ekolojik hak ve sorumlulukların yeniden tanımlanmasını gerektirmektedir.3

Ekonomik, çevresel ve sosyal faydaları olabileceği düşünülen bu sistemler aslında birçok seviyesinde karmaşık süreçler barındırdıkları için uygulama sürecinde pek çok dikkat edilmesi gereken husus bulunmaktadır.

Literatürde en sık bahsedilen dezavantajlar aşağıdaki gibidir:

  • Doğaya bir bedel biçmenin etik olarak uygun bir seçenek olmaması4
  • Uygulama süreçlerinin işlevsellik bakımından yetersiz kalabilmesi5
  • Sonuçlar bakımından tahmin yürütmenin zor olması (farklı programları birbiriyle kıyaslamanın zorluğu; örneğin gelişmiş ülkelerdeki programların diğer ülkelere göre farklılık göstermesi buna etki edebilmektedir)6
  • Hem ekonomik hem de sosyal bağlamda değer kavramının farklılığı
  • Bilimsel araştırmaların, tahmin üretme süreçlerinde yetersiz kalması sonucu beklentiyi karşılamayan programların sonlandırılması7

Bu liste, ilgili programlara göre uzatılabilir veya kısaltılabilir. Ancak, bu programlar özelinde en büyük endişe, genellikle ekonomik hedeflerin ekolojik ve sosyal etkilerinin üzerine çıkarılmalarından kaynaklanmaktadır. O yüzden burada cevaplanması gereken soru, söz konusu programların yalnızca doğayı ekonomik süreçlere entegre etmekle sınırlı kalıp kalmadığıdır. Bu soruyu cevaplamak için, EHÖ’lerin uygulama sonuçlarına ve özellikle de sosyal etkilerine biraz daha yakından bakmak faydalı olacaktır.

Her bir paydaşın bu tür programlarda yer alma konusunda farklı gerekçeleri bulunabilir. Örneğin toprak sahiplerinin yalnızca ekonomik bir kazanç hedeflemedikleri, toprağa sosyo-kültürel nedenlerle bağlı olabilecekleri dikkate alınması gereken bir faktördür. Hatta bazı kültürlerde, sosyal kimlikler ve doğa o kadar özdeşleştirilmiştir ki, bu bağın doğayla kurulabilecek sürdürülebilir ilişkilerin yapı taşı olduğu öngörülmektedir.8 Bu öngörüler bize göstermektedir ki, bir bölgede doğa ve toplum arasında halihazırda var olan ekonomi-ötesi ilişkilerin de aslında doğayı koruma konusunda göz ardı edilmemesi gereken bir payı bulunmaktadır.

Yukarıda bahsedildiği gibi, EHÖ programları, doğanın korunması ve kalkınma amaçlarına yönelik ortak bir konjonktür oluşturabilmesi nedeniyle özellikle gelişmekte olan ülkelerde sıklıkla tercih edilmektedir. Bu programların toplum üzerindeki olumlu ve olumsuz sosyal etkilerini gösteren araştırmalar mevcuttur. Bunlardan bir tanesi, EHÖ’nün bu bağlamdaki başarısını anlatırken, bu program için seçilememiş bölgeler ile kıyaslandığında, programın yürütüldüğü bölgedeki katılımcılar arasında sosyal süreçlerde iyileşmeleri desteklediğini göstermektedir.9 Bu da göstermektedir ki, doğru yöntemlerle uygulandığında EHÖ programları, çevresel ve ekonomik amaçların ötesinde sosyal amaçlara da hizmet edebilecek kapasiteye sahiptir.

Ancak, bir başka bölgedeki araştırmaların sonucu, EHÖ’lerin sosyal ve ekolojik performansını bir önceki örnekte olduğu kadar yeterli görmemektedir. Bu örnekte bölge halkı su sistemlerini etkileyen fiziksel risklerle (su akışında meydana gelen azalma, yabani ot zehrinin kullanımı, heyelan) ilgili endişelerini ifade etmelerine rağmen bu endişeler yeteri kadar dikkate alınmamıştır.10 Burada, EHÖ etkinlikleri kapsamında yer alan herkesin iş birliği içinde ve bir bütün olarak çalışması gerektiğinin altı çizilmelidir.

EHÖ süreçlerinin insan-doğa ilişkisi üzerine yeni bir bakış açısı getirebilme kapasitesine vurgu yapılan bu yazının başlığına geri dönülecek olursa, aslında EHÖ programlarını tanımlarken kullanılan ”ödeme” ve “hizmetler” gibi terimler bir tür karmaşıklığı betimlemektedir. Aynı zamanda bu durum, çevresel sınırlar ve ekolojik kapasitenin yanında bahse konu programların dönüştürebileceği sosyal yönlerin/boyutların da yeniden düşünülmesini gerektirmektedir. Dolayısıyla bu tür programlar tasarlanırken bölgesel farklılıkların ihmal edilmemesi ve beklenen sosyal çıktıların dikkatlice tanımlanması büyük önem taşımaktadır.

Dipnotlar:
1) OECD. (2013). Payments for ecosystem services. Scaling-up Finance Mechanisms for Biodiversity, OECD Publishing, Paris, 55–66. https://doi.org/10.1787/9789264193833-6-en
2) Grima, N., Singh, S. J., Smetschka, B., & Ringhofer, L. (2016). Payment for Ecosystem Services (PES) in Latin America: Analysing the performance of 40 case studies. Ecosystem Services, 17, 24–32. https://doi.org/10.1016/j.ecoser.2015.11.010
3) Rodríguez-de-Francisco, J. C., & Budds, J. (2015). Payments for environmental services and control over conservation of natural resources: The role of public and private sectors in the conservation of the Nima watershed, Colombia. Ecological Economics, 117, 295–302. https://doi.org/10.1016/j.ecolecon.2014.05.003
4) Grima vd., a.g.m.
5) Grima vd., a.g.m.
6) Grima vd., a.g.m.
7) Lima, L. S., Ramos Barón, P. A., Villamayor-Tomas, S., & Krueger, T. (2019). Will PES schemes survive in the long-term without evidence of their effectiveness? Exploring four water-related cases in Colombia. Ecological Economics, 156, 211–223. https://doi.org/10.1016/j.ecolecon.2018.09.005
8) Strang, V. (2005). Knowing me, knowing you: Aboriginal and European concepts of nature as self and other. Worldviews: Global Religions, Culture, and Ecology, 9(1), 25–56. https://doi.org/10.1163/1568535053628463
9) Gaworecki , M. (2018). Payments for ecosystem services can boost social capital in addition to forest management: Study. Mongabay Environmental News. https://news.mongabay.com/2018/07/payments-for-ecosystem-services-can-boost-social-capital-in-addition-to-forest-management-study/
10) Rodríguez-de-Francisco & Budds, a.g.m.

]]>
https://escarus.com/ekosistem-hizmetleri-odemeleri-doga-insan-iliskilerini-anlamak-uzere-yeni-bir-bakis/feed/ 0