Escarus Blog | escarus.com https://escarus.com escarus.com Wed, 09 Apr 2025 01:53:19 +0000 tr hourly 1 https://wordpress.org/?v=7.0 https://escarus.com/wp-content/uploads/2023/12/cropped-Escarus_logo-13-32x32.jpg Escarus Blog | escarus.com https://escarus.com 32 32 Dünya Nüfus Günü 2018: Sürdürülebilir Kalkınma İçin Aile Planlaması https://escarus.com/dunya-nufus-gunu-2018-surdurulebilir-kalkinma-icin-aile-planlamasi/ https://escarus.com/dunya-nufus-gunu-2018-surdurulebilir-kalkinma-icin-aile-planlamasi/#respond Wed, 11 Jul 2018 18:24:59 +0000 https://escarus.com/?p=101536

Her yıl Temmuz ayının 11’i Dünya Nüfus Günü olarak kutlanıyor. 29 yıldır kutlanan Dünya Nüfus Günü’nün ana amacı dünya kamuoyunun ilgisini nüfusla bağlantılı konulara çekmek. Bu anlamlı gün ilk kez Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı Yönetim Konseyi’nin, dünya nüfusunun 5 milyara ulaşması sebebiyle 11 Temmuz 1987’de düzenlediği etkinlikteki önerisi ile gündeme geldi. Her yıl ayrı bir tema ile kutlanan günün 2018’deki odağı aile planlaması, ana sloganı ise “Aile Planlaması İnsan Hakkıdır” olarak belirlendi. Bu yazıyla bu özel günü kutlamak ve konuya sürdürülebilirlik ekseninden bakmak istedik.

2018’in Teması Neden Aile Planlaması?

2018 yılı temasının aile planlaması olmasının çok özel bir sebebi var. 1968’de düzenlenen Uluslararası İnsan Hakları Konferansı, aile planlamasının ilk kez bir insan hakkı olarak gündeme getirildiği mecra oldu. Bu konferansta kabul edilen Tahran Bildirgesi, ebeveynlerin çocuk yapıp yapmayacaklarını, kaç çocuk yapacaklarını ve hangi aralıklarla yapacaklarını kendilerinin tayin etmelerinin temel bir insan hakkı olduğunun altını çizen ilk uluslararası belge oldu. Günümüzde çok doğal görünen ve aksi sorgulanmayan bir hak olmasına karşın bu hakkın geçmişinin yakın tarihe dayanması, insani gelişim ve kalkınma kazanımlarının nasıl geliştiğinin hatırlanması açısından çarpıcı bir örnek.

Günümüzde hâlâ milyonlarca kadının güvenli ve etkin aile planlaması metotlarına erişimi yok. Dünya Nüfus Günü’nün 2018 temasının odağında aile planlaması olmasının bir diğer sebebi de bu durum… Bu temel insan hakkından yoksun milyonlarca insanın varlığı, toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanması gibi Sürdürülebilir Kalkınma Hedeflerinin (SKH) önünde büyük engel. Bu durum, aynı zamanda, yoksullukla mücadele gibi diğer SKH’lere ulaşılmasını da zorlaştırıyor. 

Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri Açısından Aile Planlaması

Bugün yapılan bilimsel araştırmalar sayesinde nüfus dinamiklerinin bireysel tercihlerle ve doğru politikalarla etkin şekilde belirlenebildiğini biliyoruz. Bu politikaların temel insan haklarını ve özgürlüklerini güçlendirecek şekilde tasarlanması ise insani gelişim ve sürdürülebilir kalkınmanın sağlanmasının ön koşullarından sayılıyor. Araştırmalar, cinsel sağlık ve üreme sağlığı hakları tanınan, aile planlaması üzerine kapasite gelişim imkânı sağlanan çiftlerin dünyaya getirdikleri çocukların hayatta kalma ve refah içinde yaşama olasılığının daha yüksek olduğunu gösteriyor. Kadın ve bebek ölüm oranlarının düşmesi, bazı kritik bulaşıcı hastalıkların yayılmasının önüne geçilebilmesi, toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanabilmesi temelinde aile planlamasının bir insan hakkı olarak görülmesini ve bu konuda etkin çalışılmasını gerektiriyor. Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri arasında yer alan “Sağlıklı Bireyler” kapsamında, sağlıklı yaşamların güvence altına alınması ve her yaşta esenliğin desteklenmesi hedefleniyor. Hedefin alt başlıklarında (SKH 3.7) “2030’a kadar cinsel sağlık ve aile planlamasını da kapsayan üreme sağlığı hizmetlerine ve bu konuda bilgi ve eğitime evrensel erişimin sağlanması ve üreme sağlığının ulusal stratejilere ve programlara entegre edilmesi” ifadeleri yer alıyor.

Türkiye’deki Durum Nedir?

Escarus – TSKB Sürdürülebilirlik Danışmanlığı olarak T.C. Kalkınma Bakanlığı için yürüttüğümüz “Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri Kapsamında Türkiye’nin Mevcut Durum Analizi” projesi kapsamında yapılan değerlendirmelerde; Türkiye’nin başta anne ve bebek ölümleri ile bulaşıcı hastalıklar olmak üzere birçok hedefte küresel hedef ve ortalamaların oldukça ilerisinde olduğu, 2000-2016 arası dönemde yıllar itibarıyla gelişim değerlendirildiğinde Sağlıkta Dönüşüm Programı’nın da etkisiyle neredeyse hedeflerle ilişkili tüm göstergelerde iyileşme sağlandığı görüldü.  Bölgeler arası gelişim dengesinin sağlanması ve aile planlamasına yönelik gelişmiş politikalar konusunda önemli bir aşama kaydedilmekle birlikte, Türkiye’de cinsel sağlık ve üreme sağlığı konusundaki farkındalığı artırmaya yönelik ihtiyacın sürdüğü de anlaşıldı. Ayrıca, ilgili konuların mevcut müfredata entegrasyonu da   hâlâ gelişim sağlanacak bir alan olarak ortaya çıktı.

Demografik Değişimlere Yanıt Verebilmek Neden Önemli? 

İnsanoğlunun nüfusunun 1 milyara ulaşması binlerce yıl almasına karşın 2 milyara ulaşması sadece 200 yıl sürdü. Sonrasında artış daha da hız kazandı ve 1990’da 5,3 milyar olan dünya nüfusu, sadece 27 yıl içinde %43 artarak 2017’de 7,6 milyara ulaştı. Bu çarpıcı artış, büyük oranda, insani gelişim kapsamına giren her alandaki kazanımlar sayesinde üreme yaşına dek yaşamını devam ettirebilen insan sayısının, insan ömrünün ve yaşam kalitesinin artışından kaynaklanıyor. 1970’lerde doğurganlık oranı 4,5 iken bu oran 2015 yılında 2,5’e düşmüş durumda.  Ortalama yaşam ömrü ise 90’lı yıllardaki 64,6’dan günümüzde 70,8’e yükseldi.

Demografik değişimler elbette homojen değil; her kıta, ülke, bölge ve yörenin zamanla değişen kendi dinamikleri var. Bu değişimler, ekonomik ve sosyal sistemlerin işleyişine ve seçimlerimize bağlı olarak gezegenin sınırlı kaynakları ve yaşam üzerinde geri dönüşü olmayabilecek zararlar verebiliyor. Bunların geri beslemesi, sosyal ve ekonomik sistemlerimiz üzerindeki olumsuz etkiler olabiliyor. İnsani gelişme, sürdürülebilir kalkınma, sürdürülebilir kentleşme, iklim değişikliği ile mücadele, afet risk azaltımı gibi uluslararası gündemler tüm bu sorulara insanoğlunun kolektif yanıtları ve eylem planları olarak özetlenebilir. Bugün yaklaşık %55’nin şehirlerde yaşadığı dünya nüfusunun 2050 yılında %66’sının şehirlerde yaşayacağı öngörülüyor. Sorunların daha karmaşıklaşması olası böyle bir geleceğe doğru ilerlerken, demografik değişimleri ve bununla bağlantılı sürdürülebilirlik darboğazlarını iyi değerlendirmek ve etkili çözümler üretmek önem taşıyor.

]]>
https://escarus.com/dunya-nufus-gunu-2018-surdurulebilir-kalkinma-icin-aile-planlamasi/feed/ 0
Türkiye’de İnovasyon https://escarus.com/turkiyede-inovasyon/ https://escarus.com/turkiyede-inovasyon/#respond Wed, 10 Jan 2018 22:58:57 +0000 https://escarus.com/?p=102111

Türkiye’de inovasyonun gelişimine bakılırken, öncelikli olarak Kalkınma Planlarındaki Ar-Ge ve yenilik kapsamındaki politikaları değerlendirmek doğru bir başlangıç noktası olacaktır. Teknoloji geliştirme ve inovasyon faaliyetlerinin özel sektör odaklı olarak artırılarak katma değere dönüştürülmesi, inovasyona dayalı bir ekosistem oluşturularak inovatif fikirlerin ticarileştirilmesi ve teknoloji yoğun ürün ve hizmetlerle Türkiye’nin rekabet gücünün artırılması Kalkınma Planlarındaki inovasyon politikalarının temel hedefleri olarak belirlenmiştir. Türkiye’de 1963 yılından bu yana dokuz adet beş yıllık Kalkınma Planı uygulanmış ve son olarak 2014-2018 yıllarını kapsayan Onuncu Kalkınma Planı yürürlüğe girmiştir. Uygulanan beş yıllık Kalkınma Planları çerçevesinde, Ar-Ge faaliyetleri ile konuyla ilgili destek ve teşvikler farklı boyutlarda gündeme gelmiştir. (İTO, 2014)

Kalkınma Planlarında Ar-Ge faaliyetleri gerçekleştiren şirketlerin önemli bir bölümünün küçük ölçekli ve desteğe ihtiyaç duyan yapılar olduğunun altı çizilmekte ve bu yapılara finansal açıdan destek sunulmasının önemine vurgu yapılmaktadır. Yedinci Kalkınma Planından itibaren risk sermayesi kurumlarının desteklenmesinin altı çizilmiştir. Venture Capital olarak bilinen Risk Sermayesi fonları özel sektör eliyle de yaygınlaşmıştır. Devlet ayrıca Türkiye Teknoloji Geliştirme Vakfı, TÜBİTAK ve KOSGEB aracılığı ile girişimlere hibe desteği sağlamaktadır. Kamu kaynakları üzerinden girişimcilere sunulan bir diğer destek ise, kuluçka ve kümelenme merkezleri kuruluşuna sağlanan teşviklerdir. (İTO, 2014)

Devlet tarafından kurulan veya kurulmasına katkıda bulunulan araştırma altyapılarının bilgi üretimi ve teknoloji geliştirilmesi kapsamında oynadığı rol giderek artmaktadır. Değişik kesimlerden paydaşları bir araya getirerek toplumun karşılaştığı sorunlara çözüm bulma ve yeni fırsatları değerlendirme hususunda önemli bir araç olan araştırma altyapıları, bilim topluluklarının şekillenmesi ve işbirlikleri kurulmasının yanı sıra nitelikli insan gücünün çekilmesi ve üretilen bilginin özel sektörle paylaşılmasına da önemli katkılar sağlamaktadır. (T.C. Kalkınma Bakanlığı, 2017)

Ar-Ge mevzuatı ve nakit destek programları kapsamında Türkiye’de Ar-Ge faaliyeti yürüten şirketlere farklı teşvik ve destekler sunulmaktadır. 4691 sayılı Teknoloji Geliştirme Bölgeleri Kanunu (Resmi Gazete, 2001) ve 5746 sayılı Ar-Ge ve Tasarım Faaliyetlerinin Desteklenmesi Hakkında Kanun (Resmi Gazete, 2016)  ile sağlanan teşvikler arasında kurumlar vergisi istisnası, Ar-Ge ve tasarım indirimi, gelir vergisi stopajı teşviki, damga vergisi istisnası, KDV istisnası gibi farklı başlıklarda şirketlerin Ar-Ge faaliyetlerini artırmasını teşvik edecek önemli destekler yer almaktadır. Aynı zamanda, 2016 yılında yasalaşan Ar-Ge Reform Paketi ile Ar-Ge ve yenilik faaliyetlerine sağlanan destek ve teşviklerin kapsamı genişletilmiştir.

Ayrıca, 2008 yılında kabul edilen Ar-Ge Kanunu son şeklini Onuncu Kalkınma Planı ile planda yer alan Öncelikli Teknoloji Alanlarında Ticarileştirme Programı ve Kamu Alımları Yoluyla Teknoloji Geliştirme ve Yerli Üretim Programı kapsamında yasalaşan Ar-Ge Reform Paketi ile almıştır. Bu paket,  Ar-Ge ve yenilik faaliyetlerine sağlanan destek ve teşviklerin kapsamını genişletmek amacıyla hazırlanmıştır. (T.C. Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, 2016)

Bu reform paketi kapsamında gerçekleştirilen ve planlanan çalışmalar aşağıda sıralanmaktadır:

  • Ar-Ge Merkezi asgari şartlarında değişiklik yapılmıştır.
  • Ar-Ge ve tasarım merkezlerinde istihdam edilmesi gereken asgari Tam Zaman Eşdeğer (TZE) personel sayısı azaltılmıştır.
  • Temel bilimler alanlarından mezun personel için sağlanan ek desteklerin kapsamında değişiklik yapılmıştır.
  • Gelir vergisi stopaj teşviki uygulaması hayata geçirilmiştir.
  • Sigorta primi desteği uygulaması getirilmiştir.
  • Damga ve gümrük vergisi istisnası uygulaması başlatılmıştır.
  • Rekabet öncesi işbirliği projelerine ek destek getirilmiştir.
  • Tasarım merkezinin ve tasarım faaliyetlerinin desteklenmesi amaçlanmaktadır.
  • Siparişe dayalı Ar-Ge faaliyeti yürüten Ar-Ge veya tasarım merkezleri için siparişi veren şirketlerin de desteklenmesi amaçlanmaktadır.
  • Öğretim elemanlarının Ar-Ge veya tasarım merkezlerinde istihdamının sağlanması planlanmaktadır.
  • Tasarım tescil giderlerinin Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından karşılanması öngörülmektedir.
  • Teknogirişim sermayesi desteği sağlanmakta ve teknogirişim sermaye desteği almış projelerin finansmanında kullanılmak üzere diğer şirketler tarafından sağlanan sermaye desteklerinin teşviklere konu edilmesi hedeflenmektedir.

Türkiye’de imalat sanayinin teknoloji içeriğinin yükseltilmesi ve uluslararası rekabet gücünün artırılması, küçük ve orta ölçekli işletmelerin ekonomi içindeki payının artması bağlamında Ar-Ge faaliyetleri büyük önem taşımaktadır. Orta-yüksek ve yüksek teknolojili sektörlerde, özellikle Türkiye’nin uluslararası rekabet gücü açısından belli bir altyapıya sahip bulunduğu otomotiv, diğer ulaştırma araçları (raylı sistemler, hava taşıtları, gemi yapımı vb.), makine, elektrikli teçhizat gibi sektörlerde teknoloji düzeyinin geliştirilmesi, bu doğrultuda gelecek dönemde bir sıçramanın gerçekleştirilmesi, uluslararası değer zincirindeki etkinliğin artırılması açısından kritik görünmektedir.

Türkiye’nin bilim, teknoloji ve yenilik kapasitesinin geliştirilmesine verilen önem doğrultusunda Onuncu Kalkınma Planının ana eksenlerinden biri “Yenilikçi Üretim, İstikrarlı Yüksek Büyüme” olarak belirlenmiştir. Bu kapsamda, Ar-Ge ve yenilik politikalarının temel amacı, teknoloji ve yenilik faaliyetlerinin özel sektör odaklı artırılarak faydaya dönüştürülmesi, yeniliğe dayalı bir ekosistem oluşturularak araştırma sonuçlarının ticarileştirilmesi ve markalaşmış teknoloji yoğun ürünlerle ülkemizin küresel ölçekte yüksek rekabet gücüne erişmesine katkıda bulunulması olarak tespit edilmiştir. Özel sektörün yenilik yapma yeteneğinin artırılması, araştırmacı insan gücünün geliştirilmesi, araştırma sonuçlarının ticarileştirilmesi, araştırma desteklerinin etkinliğinin artırılması ile araştırma altyapılarının etkin kullanımının sağlanması bu kapsamda öne çıkan politika alanlarını teşkil etmektedir.

Türkiye’de Ar-Ge ve inovasyonun gelişimini desteleyecek politikalar, bu politikalarda yer alan hedeflerin gerçekleştirilmesini sağlayacak projeler, sağlanan destekler ve teşvikler, Türkiye büyüme vizyonu ile eşzamanlı bir şekilde artmaktadır. Gerek altyapılara sağlanan destekler gerekse de özel sektörün teknoloji geliştirmesine yönelik yatırımlar ile Türkiye’nin inovasyon vizyonuna ulaşması yolunda atılan adımlar devam etmektedir.

Kaynaklar:
(İTO, 2014). Firmaların Ar-Ge ve İnovasyon Performansının Stratejik Analizi
(T.C. Kalkınma Bakanlığı, 2017). Üniversite ve Kamu Kurumları Araştırma Altyapıları
(Resmi Gazete, 2001). 4691 Sayılı Teknoloji Geliştirme Bölgeleri Kanunu
(Resmi Gazete, 2016). 5746 sayılı Ar-Ge ve Tasarım Faaliyetlerinin Desteklenmesi
(T.C. Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, 2016). Ar-Ge Reform Paketi
]]>
https://escarus.com/turkiyede-inovasyon/feed/ 0
İnovasyonun Tarihsel Gelişimi https://escarus.com/inovasyonun-tarihsel-gelisimi/ https://escarus.com/inovasyonun-tarihsel-gelisimi/#respond Wed, 10 Jan 2018 22:58:54 +0000 https://escarus.com/?p=102121

Şirketlerin artan rekabete ayak uydurabilmeleri ve rekabet avantajı sağlayacak güçlerini artırabilmeleri için ürünlerini ve hizmetlerini sürekli olarak geliştirmeleri ihtiyacı ortaya çıkmaktadır. İnovasyon bu değişim, yenilenme ve dönüşüm için gereken önemli araçlardan birisi olarak görülmektedir.

İnovasyon, Latince “innovatus” kelimesinden gelmekte ve “toplumsal, kültürel ve idari ortamda yeni yöntemlerin kullanılmaya başlanması” olarak ifade edilmektedir. (Elçi, 2006) İnovasyon konusunda yapılan ilk tanımın ünlü ekonomist Shumpeter’a ait olduğu görülmektedir. Schumpeter neoklasik iktisatın kabul ettiği üretim fonksiyonuna teknoloji ve ekonomik unsurları ekleyerek fonksiyonu genişletmiş ve inovasyon kavramını gündeme getirmiştir. Schumpeter’a göre, bir icadın yenilik yaratabilmesi için mutlaka üretim faaliyetine uygulanması gereklidir. Bu bağlamda Schumpeter, inovasyonun herhangi bir icadın ticari alanda uygulanması ile mümkün olabileceğini belirtmiştir. (Er, 2013) Dolayısıyla, yenilik ticari başarıya dönüştürüldüğü sürece inovasyon olarak değerlendirilmektedir.

İnovasyonun tarihinin insanlığın tarihi kadar eski olduğunu söylemek mümkündür. İnsanoğlu tarihsel süreç içerisinde, ilkçağlardan bu yana yaşamını sürdürebilmek amacıyla her türlü olumsuz koşula rağmen ihtiyaçlarını yenilikler ve icatlarla karşılamıştır.

  1. Dünya Savaşı sonrasında ekonomistlerin girişimcilik ve inovasyon üstüne yaptıkları çalışmalar artmıştır. Bu dönemde inovasyon üzerindeki en önemli etkinin endüstriyel Ar-Ge çalışmaları olduğu müşahede edilmiştir. Bu da radar, havacılık, roketler, yeni silahlar gibi önemli teknolojik gelişmelere neden olmuştur. Ancak savaş sonrası askeri harcamalar olmaksızın önemli teknolojik ve ekonomik gelişme gösteren Almanya ve Japonya örnekleri, askeri harcamalar ve Ar-Ge harcamaları ile ekonomik büyüme arasında tam doğrusal bir korelasyon olmadığını, ilişkinin daha karmaşık bir yapı arz ettiğini göstermiştir. Günümüzde inovasyonun ve ekonomik büyümenin kaynağı olarak şirketler gösterilmektedir. Bu yeni yaklaşımda, üretimin şirket içindeki organizasyonu ve teknik iş bölümü sonucu gerçekleşen teknolojik öğrenme ve yenilenme esas alınmaktadır. (EGİAD, 2012)

Klasik düşünce anlayışında Adam Smith, makinelerin iyileştirilmesi ve işbölümünün nasıl buluş ve yeniliklere yol açtığını açıklamıştır. Yeniliğin verimlilik artışının en önemli kaynağı olduğunu, makinelerdeki gelişmelerin bu makineleri geliştiren kişilerin yeteneklerinin eseri olduğunu ve onların bu işi kendilerine meslek edindiğini ifade etmiştir. Böylece, faydalı ekonomik bilginin üretimini teşvik eden ve spekülatif faaliyetlerde bulunan yeni bir uzmanlar sınıfına işaret etmiştir. Zenginliğin kaynağı olarak sermaye stokundaki artışı ve emeğin uzmanlaşmasını görmüştür. (Er, 2013)

Köklerini Adam Smith’te bulan neoklasik iktisat 1980’lere kadar hakim olmuş, fakat daha sonra teknoloji ve yenilik konularında yetersiz kalarak yerini evrimci iktisada bırakmıştır. Neoklasik yaklaşım firmaların kaynakları ve teknolojik yetenekleri ile kaynak tahsis sürecini incelerken, evrimci yaklaşım firmaların yeni teknolojileri nasıl geliştirdiğini ve teknolojik yeniliklere nasıl uyum sağladığını incelemektedir. (Trott, 2008)

Schumpeter ekonomik dönemleri refah, durgunluk, bunalım ve canlanma olarak dört ayrı aşamada ele almaktadır. Schumpeter’e göre, ekonomide çeşitli zamanlarda ortaya çıkan yenilikler ve bunların kendi alanlarındaki yatırımları uyarıcı etkileri farklı olmaktadır. Schumpeter’e göre ekonomik dalgalanmalar, aslında ekonominin yeniliklere kendini uydurma sürecidir ve ekonomide yeni bir ürünün ortaya çıkma süreci üç aşamadan oluşur. İlk aşama, yeni fikirleri kapsayan buluş aşamasıdır. İkinci aşama, yeni fikirlerin pazarlanabilir ürün ve süreçler haline getirildiği yenilik aşamasıdır. Yenilik, buluşun ilk ticari uygulama aşamasıdır. Üçüncü aşama ise, yeni ürün ve süreçlerin potansiyel pazarlara yayıldığı yayılma aşamasıdır. (EGİAD, 2012)

Tarihsel süreçte, yeni ürünlerin ekonomik büyüme konusundaki önemine ilk değinen ekonomist Schumpeter’den, inovasyonu fikir oluşturma, teknoloji geliştirme, yeni ya da iyileştirilmiş bir ürünün, imalat sürecinin veya ekipmanın üretimi ve pazarlama sürecini içeren tüm faaliyetlerin yönetimi şekli olarak tanımlayan Trott’a kadar inovasyon ve ekonomik büyümenin birlikte ele alındığı görülmektedir. Diğer yandan, karmaşık, çok boyutlu ve çıktıları tam olarak tahmin edilemeyen faaliyetler barındırması sebebiyle inovasyon ile ilgili ölçümlerin zorluğu da bir diğer önemli konu olarak dikkat çekmektedir.

Ekonomik büyümenin temel faktörlerinden biri olan inovasyon, topluma geniş çaplı faydalar da getirmektedir. Fikirler ve keşifler, yaşam standardımızı iyileştirirken inovasyon ile daha yüksek güvenlik standartları, daha iyi sağlık hizmetleri, daha kaliteli ürünler ve çevre açısından daha olumlu ürünler ve hizmetler tüketicilere sunulmaktadır. Hızla değişen dünya, şirketler için fırsatlar yaratmakta, bu bağlamda inovasyon, şirketlerin bu değişimlere en uygun şekilde ayak uydurmalarına yardımcı olmaktadır. Değişen müşteri beklentileri, değişen rakipler, değişen teknolojiler ve değişen yasal düzenlemeler inovasyon için önemli fırsatlar sunmaktadır. İnovasyon, şirketlerin karlılığını artırmakta ve istihdam yaratarak ekonomik büyümeyi etkin bir biçimde desteklemektedir.

Şirketler farklı inovasyon türlerini uygulayarak, pazar paylarını artırıp yeni pazarlara girmelerine olanak sağlayacak yeni ürün/hizmet geliştirmekte, mevcut ürün veya hizmetlerinde müşteri ihtiyaçlarına daha iyi cevap verecek ve dolayısıyla daha geniş bir kesim tarafından tercih edilecek şekilde iyileştirmeler yapmakta ve ürün ve hizmetlerinin daha hızlı ve daha iyi fiyatlarla üretilmesini ve satılmasını sağlayacak süreçler tasarlamaktadır. Tüm bunlar, şirketlerin rekabet gücünü artıracak faktörler olarak sektörü ve büyüklüğü ne olursa olsun tüm şirketlerin inovasyona yönelmesini kaçınılmaz kılmaktadır.

Kaynaklar:
(Şirin Elçi, 2006). İnovasyon Kalkınmanın ve Rekabetin Anahtarı. İstanbul: Meteksan Bilişim Grubu, BT Haber.
(Perihan Hazel Er, 2013). Girişimcilik ve Yenilikçilik Kavramlarının İktisadi Düşüncedeki Yeri: Joseph A.Schumpeter. Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, s. 75-85
(EGİAD, 2012). Yenilik – Yenileşim – İnovasyon Dünyasına Bir Yolculuk
(Paul Trott, 2008). Innovation Management and New Product Development. Pearson Education Limited
]]>
https://escarus.com/inovasyonun-tarihsel-gelisimi/feed/ 0
Tüketici ve Teknoloji Odaklı İnovasyon https://escarus.com/tuketici-ve-teknoloji-odakli-inovasyon/ https://escarus.com/tuketici-ve-teknoloji-odakli-inovasyon/#respond Wed, 10 Jan 2018 22:47:25 +0000 https://escarus.com/?p=102055

Günümüzde çok hızlı değişen teknoloji, şirketlerin dönüşümlerini hızla tamamlayarak sektörlerindeki dinamiklere sürekli adapte olmasını gerektirmektedir. Daha ‘Cloud’ teknolojisi gibi dönüşümler henüz yaygınlaşmaktayken, ‘Artificial Intelligence’ (AI), ‘Internet of Things’ (IoT) ve ‘Augmented Reality’ (AR) gibi teknolojiler hızla uygulama alanları bulmaya başlamaktadır.

Teknolojik değişimin bu yüksek hızı göz önüne alındığında, şirketlerin sıradan tepkiler vermekle yetinmeye çalışmaları çok anlamlı olmamaktadır. Bununla birlikte, çoğu şirket inovasyona stratejik yaklaşmamakta ve teknolojinin şirketin uzun vadeli geleceğini nasıl etkileyeceğini dikkate almamaktadır. Aslında, inovasyon süreçlerinin geliştirilmesi gerektiği oldukça açıktır. Başarılı inovasyonun anahtarı, çalışanların, müşterilerin ve teknoloji ortaklarının hepsinin etkin koordinasyonunu sağlamaktır.
 
Aynı zamanda, şirketler inovasyonu tüm süreçlerine entegre ettiklerinden, kurumsal stratejileri ile eşleşen teknoloji stratejileri geliştirdiklerinden emin olmalı ve yeni gelişmelerin kullanıcıların deneyimlerini nasıl etkileyeceğini düşünmelidirler.
 
Diğer yandan, kurum içi ve kurum dışı yaratıcılığı teşvik etmeye öncelik veren şirketler için daha yüksek katma değerli ürün ve hizmet sunması daha mümkün olabilmektedir. Aynı zamanda şirketler, inovasyonlarının tüketici deneyimini ne şekilde etkileyeceğini akılda tutmalıdır. Tüketiciler, müşteriler ve çalışanlar için en iyi deneyimi elde etmek, iyi bir strateji ve teknolojiyi inovasyon süreçlerinin geliştiren bir sisteme dönüştürmeye yardımcı olmaktadır. Ayrıca, bu teknolojik dönüşümü tüketici ihtiyaçlarına adapte etmek inovasyonun başarısını daha da artırmaktadır.
 
Örneğin, IKEA, ‘Ikea Place’ adında AR entegrasyonlu yeni bir uygulama geliştirmiştir. Bu uygulama ile IKEA müşterileri almak istedikleri mobilyaların evlerinde nasıl duracağını görebilmektedir. Uygulama, ürünleri AR teknolojisi sayesinde % 98 doğrulukla ölçeklendirmekte ve alışveriş yapan kullanıcılar ürünleri neredeyse evlerindeymiş gibi görebiliyorlar. Ürünlerin lansmanlarına paralel olarak AR üzerinde de yaklaşık iki bin ürün üretecek olan IKEA, öncelikli olarak özellikle koltuklar ve sehpalar üzerine yoğunlaşacak. Böylece, geniş müşteri ağı ve AR teknolojisinin uygulanabilirliği ile IKEA rekabeti avantajı yaratarak online mobilya pazarında etkinliğini artırmayı planlamaktadır.
 
Bu konuda bir diğer örnek de, LEGO’nun geliştirmiş olduğu ‘Lego Ideas’ platformudur. LEGO, hem genç hem de yetişkin müşterileri ile ortak ürün yaratma platformu geliştirmiştir. Platform, üye olanların kendi özgün LEGO tasarımlarını oluşturduğu ve bunların da diğer kullanıcılar tarafından keşfedilebildiği çevrimiçi bir topluluktur. Kullanıcılar, gönderilen tasarımlar üzerinde oy kullanabilmekte ve geri bildirim verebilmektedir. Eğer bir fikir belirlenen süre zarfında on bin oy alırsa, LEGO tarafından üretilip dünya çapında satışa sunulmaktadır. Ayrıca, fikir sahibi, nihai ürün onayı verecek, satışlardan belirli bir yüzde alabilecek ve tüm ambalajlama ve pazarlama aşamalarında fikir sahibi olarak tanınacaktır. Bu konsept ile LEGO, sadık müşterilerini yenilik, yaratıcılık ve girişimcilikleri için ödüllendirmektedir.
 
Bir diğer örnek olarak, elektrikli el aletleri üreticisi DEWALT, özellikle şantiyelerdeki yeni zorluklara çözümler sunan sürdürülebilir ürünler üretmektedir. DEWALT, teknoloji ve yenilikçiliğin gerekliliğini anlamak için, on binin üzerinde kullanıcıya sahip, ödüllü bir tüketici bilgisi veritabanı topluluğuna sahiptir. Bu platform sayesinde şirket, bayi ve distribütör gibi profesyonel iş ortaklarının ve son kullanıcılarının fikirlerini sunduğu bir ortam sağlamaktadır. Rekabetin çok yoğun olduğu piyasada daha proaktif olabilmek için, hızlı ve doğru bir değerlendirme aracı olan bu platform ile birlikte inovasyonu tüm tüketicilerinin içinde yer aldığı bir mekanizma ile yönetmektedir.
 
Dolayısıyla, hem en yeni teknolojileri en hızlı şekilde ürünlere adapte etmek hem de müşterileri ve tüketicileri inovasyon süreçlerine dahil etmek şirketlere önemli bir rekabet avantajı sağlamaktadır. Bu dönüşümlerin de farklı sektörlerde artarak devam edeceği beklenmektedir. 
 
Şirketlerin stratejik hedeflerine ulaşmalarına yardımcı olabilecek yeni teknolojileri bulmak için iç ve dış kaynakları nasıl kullanacaklarını belirlemeleri gerekmektedir. Bu yaklaşım, online bir platform oluşturmayı, yeni teknolojilerin gerçek etkisini test edebilmeyi, pilot uygulamaların sonuçlarını hızla paylaşmayı ve girişimleri şirket genelinde hızla ölçeklendirmeyi içermesi beklenmektedir. Bu dönüşümü kolaylaştırmak için, inovasyonu kapsamlı olarak analiz ederek müşterilerimize en uygun çözümleri geliştiriyoruz.
]]>
https://escarus.com/tuketici-ve-teknoloji-odakli-inovasyon/feed/ 0
Operasyonel Mükemmellik Yolculuğu https://escarus.com/operasyonel-mukemmellik-yolculugu/ https://escarus.com/operasyonel-mukemmellik-yolculugu/#respond Wed, 18 Oct 2017 22:51:45 +0000 https://escarus.com/?p=102089

Küreselleşen dünyada her geçen gün biraz daha artan rekabetin etkisiyle, şirketlerin piyasada varlıklarını sürdürebilmeleri ve rekabet güçlerini artırabilmeleri için en üst düzeyde performans göstermeleri gerekmektedir.

Günümüzde, piyasada var olabilmek için yalnızca iyi performans göstermenin yeterli olmayacağını bilen şirketler, daha sürdürülebilir bir ilerleme sağlamanın gerekliliğini kavramış durumdadır. Peki, hem performansı iyileştirmek hem de sürdürülebilir olmak için şirketler nasıl bir yol izlemelidir? Şirketler, mevcut pazarlarını korumak, sadece kendi sektörlerinde değil, bütün ilgili sektörlerde örnek gösterilen bir firma olmak ve daha ileriye gitmek için rekabetçi stratejileri benimsemek zorundadır. Bu stratejilerden biri de operasyonel mükemmelliktir. Şirketlerin ayakta kalabilmesi için, mükemmellik artık bir seçenek olmaktan çıkmış, başarı için bir ön şart durumuna gelmiştir. Evet, şirketler rekabetçi pazarda hayatta kalabilmek için operasyonel mükemmellik stratejisini kullanmalıdırlar, ancak operasyonel mükemmellik gerçekten nedir ve nasıl uygulanmalıdır?

Operasyonel mükemmelliğin birçok tanımı vardır. Bazı kaynakların incelenmesi göstermektedir ki operasyonel mükemmellik, kimi şirketler için temel bazı metodolojilerin (Yalın, Altı Sigma, TPM, TKY, vb.) ve araçların (Kaizen, SMED, DMAIC, Kanban, Görsel Yönetim, vb.) doğru ve tutarlı bir şekilde uygulanması anlamına gelir. Liderler için operasyonel mükemmellik ise, doğru proses uygulamaları ve iş süreçlerinin iyi yönetilmesi olarak tanımlanmıştır. Kimileri de operasyonel mükemmelliği, doğru iş kültürünün yaratılması olarak görmektedir (Roger Price, 2015).

Eğer operasyonel mükemmelliği proses ya da performans üzerinde uzun süreli ve kalıcı etki yaratarak başarıya ve sürdürülebilirliğe ulaştıran küçük iyileştirme adımları olarak düşünürsek,  o zaman şu soruyu cevaplamak gerekecektir: Sürdürülebilir gelişim yolculuğumuz bizi nereye götürecektir? Elbette operasyonel mükemmelliğe… Peki, bu yolculuğun sonunda başarıya ulaşabilmemiz için takip etmemiz gereken bir strateji var mı? Her şirket için farklılıklar gösterse de, operasyonel mükemmellik stratejisinin geliştirilmesi ve uygulanması için beş ana adım tanımlanabilir. Bu adımların her biri aşağıdaki sırayla tamamlanmalıdır (Megan Burns, 2017):

  1. Vizyon ve Şirket Değerlerinin Tanımlanması: Operasyonel mükemmellik çalışmaları, elde edilmek istenen ve her seviyede anlaşılan, basit ve iyi tanımlanmış bir vizyon ifadesinin oluşturulmasıyla başlamalıdır. Vizyon ifadesi ile birlikte, şirket değerlerinin tanımlanması da faydalı olacaktır. Tanımlanan şirket değerleri en azından şu iki soruya cevap sunmalıdır: Şirketinizi diğerlerinden farklı yapan şey nedir? Çalışanlardan ne tür tutum ve davranışlar beklersiniz? Bir şirketin vizyon ve değerleri belli olduğunda, hedeflere ulaşmak için gerekli yol haritasını çizmek daha kolay olacaktır. Önemli olan, operasyonel mükemmellik yolculuğu boyunca başlangıçta belirlenen bu değerlere sadık kalmaktır.
  2. Çalışma Ekibinin Oluşturulması: İkinci aşama, karar verme yetkisine sahip insanların (yöneticilerin) kararlılıklarını göstermeleri ve çalışanların sürece dahil edilmesidir. Şirketlerdeki en büyük israfın, proseslerden değil insanlardan kaynaklı olduğu belirtilmiştir. İnsan kaynaklı israfların temelinde ise, kullanılmayan ya da doğru kullanılmayan yetenekler nedeniyle ziyan olan insan gücü bulunmaktadır. Bu çerçeveden bakıldığında, operasyonel mükemmellik faaliyetlerinde başarıya ulaşmak için insan faktörünün sürece dikkatli biçimde dahil edilmesi gerekir. Örneğin açık iletişim potansiyel engelleri belirlerken, şeffaflık ekip çalışmasını geliştirir ve bu da şirketleri başarılı ve sürdürülebilir bir sonuca ulaştırır. Üst yönetimin çalışanların düşüncelerine ya da önerilerine saygı duyduğunu göstermesi ise bir diğer önemli gerekliliktir. Takımlara fikirlerini uygulama ve yeni çalışma yöntemleri benimseme özgürlüğü verilmesi, hiç şüphesiz şirketleri başarıya bir adım daha yaklaştıracaktır.
  3. Planlama: Yukarıdaki iki adımı oluşturan işletmeler/şirketler, yalın üretim, altı sigma değer zinciri yönetimi, toplam kalite yönetimi gibi araçları kullanarak 3. adıma, yani planlama adımına geçebilirler. Planlama adımında, şirketin belirlediği politikalar doğrultusunda bütün iş adımları tanımlanmalıdır. Yönetim kadrosu ve lider, şirketleri için önemli olacak 5-6 temel iş hedefini ve ulaşılmak istenen nihai noktayı belirlemelidir. Bu hedeflere ulaşılmasına katkıda bulunacak düzenli toplantıların yapılması sürecin daha iyi takip edilmesini sağlayacaktır.
  4. Planların Etkinliğinin Ölçülmesi: Bu aşamada “Yapmamız gereken şeyleri gerçekleştirdik mi?” sorusuyla dürüst sorgulama ve araştırma teşvik edilmelidir. Eğer hedeflere ulaşılmamışsa, bunun nedenleri araştırılmalıdır. Hedeflere ulaşılmadı ise “neden?” sorusuna cevap aranmalı, süreçleri daha iyi hale getirmek için birlikte çözümler üretilmelidir. Yapılacak detaylı analiz tüm eksikleri yüzeye çıkaracaktır. Bir şirket mevcut durumda nerede olduğunu sağlıklı biçimde tespit ederse, nerede olmak istediğine bakarak aradaki boşluğu tanımlayabilecek ve böylelikle iyileştirme adımları için de bir yol haritası belirleyebilecektir. Bu yol haritası PUKÖ (Planla-Uygula-Kontrol et-Önlem Al) döngüsü çerçevesinde uygulandığında, operasyonel mükemmelliğe bir adım daha yaklaşılmış olacaktır.
  5. Süreklilik: Şirket tanımladığı hedeflere ulaştığında, bunları kalıcı kılmak ve işletme kültürünün bir parçası haline getirmek için sürekli iyileştirme ve keşfe dayalı bir plan geliştirmelidir. Önemle vurgulanmalıdır ki operasyonel mükemmellik, bir varış noktası olarak değil; aksine, sürekli devam eden bir yolculuk olarak düşünülmelidir.

Rekabetin giderek arttığı ve ayakta kalmanın yenilikçi çözümlerle mümkün olduğu günümüz şartlarında operasyonel mükemmellik, organizasyonun sürdürülebilir performansı ve büyümesine önemli katkıda bulunacak önemli unsurlardan biridir. Operasyonel mükemmellik stratejisini kullanan şirketler sayısız avantaj elde etmekte ve zorlu rekabet koşullarına rağmen sürdürülebilir bir büyüme şansını yakalamaktadırlar.

Operasyonel mükemmelliğin şirketlerin sürdürülebilirliğini sağlamada çok değerli bir yöntem olduğuna inanan Escarus; şirketlerin ürün ve hizmetlerini daha verimli hale getirmeyi, bu faaliyetlere çevresel ve sosyal iyileştirme (sıfır kaza ve en az atık) adımlarını eklemeyi, müşterilerine yukarıda anahatları sunulan beş adımın her aşamasında en uygun çözümleri sunarak yardımcı olmayı hedeflemektedir.

]]>
https://escarus.com/operasyonel-mukemmellik-yolculugu/feed/ 0
Doğru İnovasyon Stratejisi: Aşamalı veya Radikal İnovasyon https://escarus.com/dogru-inovasyon-stratejisi-asamali-veya-radikal-inovasyon/ https://escarus.com/dogru-inovasyon-stratejisi-asamali-veya-radikal-inovasyon/#respond Tue, 11 Apr 2017 22:50:34 +0000 https://escarus.com/?p=102072

Yeni ürün veya hizmet geliştirme sürecinde şirketlerin karşısına çoğunlukla iki seçenek çıkıyor. Ya mevcut iş modeli ve mevcut teknolojiyi temel alarak ürün veya hizmet geliştirmek, ya da yeni bir iş modeli veya yeni bir teknoloji ile radikal bir yaklaşım izleyerek ürün veya hizmet oluşturmak.

Sırasıyla, aşamalı ve radikal inovasyon olarak tanımlanan bu kavramlar, şirketlerin inovasyon yolculuklarında iki önemli strateji seçeneği olarak ortaya çıkmaktadır.

Aşamalı inovasyon, mevcut pazarları, ürünleri veya hizmetleri baz alarak geliştirme veya iyileştirme fırsatları yaratmak olarak tanımlanabilir. Bu bağlamda, pazarda lider konumda olabilmek için, ürün veya hizmetin tasarımının yeni bir müşteri grubuna hitap etmesi ya da ürünün veya hizmetin daha kolay kullanılmasını sağlayarak ayırt edilebilmesi önem teşkil etmektedir.

İnovasyon stratejisinde bir başlangıç noktası olarak da görülen aşamalı inovasyon en hızlı ve kolay uygulanabilir inovasyon stratejisi olarak ön plana çıkmaktadır.

Aşamalı inovasyonun avantajları:

  • Rekabete daha hızlı adaptasyon
  • Fikirleri daha hızlı ticarileştirme
  • Erişilebilir ve daha uygun fiyatlı ürün/hizmet

Bu avantajların yanında, rekabetin giderek zorlaştığı günümüz şartlarında küçük ve daha ihtiyatlı inovasyon çalışmalarının bazı dezavantajları da bulunmaktadır. Gerçekten farklılaştırılmış ve geliştirilmiş bir ürün/hizmet yaratmanın zorluğu ile birlikte ‘Bu inovasyon gerçekten ne kadar farklı?’ sorusunu gündeme getirmektedir. Ayrıca, şirketler hiçbir pazarda tek başlarına olmadıkları için, rekabet de aynı aşamalı gelişmeleri yapmaya devam etmektedir.

Bu inovasyon sürecinde gerçek fırsat, ürün veya hizmet tasarımının çözüm değil, ihtiyaçla başlamasıdır. Şirketler inovatif fikirlerini müşterilerinin ihtiyaçlarına göre oluşturdukça, yenilikler artarak takip edecektir.

Diğer yandan, radikal inovasyon ise temel olarak yeni bir pazar veya kategori yaratarak müşteri tarafından kolay anlaşılabilir büyük fikirler bulmak olarak tanımlanmaktadır. Radikal inovasyon ile müşterilerin henüz ihtiyaç olarak algılamadığı veya tam olarak istek haline dönüşmemiş ürünler yaratılabilir. Bu yaklaşım ile rekabet içerisindeki düşünce biçimi değişmekte ve böylece yeni pazarlar ve kategorilerin ortaya çıkması sağlanmaktadır.

Radikal inovasyonun avantajları:

  • Daha yüksek katma değer
  • Yeni bir pazar/kategori/segment oluşturma
  • Rekabeti yeniden tanımlama

Elbette, radikal inovasyonun da bazı dezavantajları var. Rekabette büyük bir etki yaratacağı planlanarak geliştirilen ürün veya hizmetin gerçekten müşteri için en uygun zaman ve en doğru fiyat ile piyasaya sunulup sunulmadığı büyük önem arz etmektedir.

Artık, inovasyon kavramının şirketlerin gündemlerindeki önemi artmaya başlamıştır. Tüm şirketler inovasyonun önemli olduğunu kabul ederek yenilikçi olmak istemekte ancak bunun nasıl başarılacağını net olarak şekillendirememektedir.

Escarus olarak, inovasyonu teşvik eden ve yöneten bir sistem kuran şirketlerin ürün ve hizmetlerini daha üstün özelliklerde geliştirme, üretme ve pazarlama şansına sahip olmasından hareketle, inovasyona ait süreçler, insan kaynağı ve teknolojik altyapıyı kapsamlı olarak analiz ederek müşterilerimize en uygun çözümleri geliştiriyoruz.

]]>
https://escarus.com/dogru-inovasyon-stratejisi-asamali-veya-radikal-inovasyon/feed/ 0