Esen Yaren Yavuz | escarus.com https://escarus.com escarus.com Fri, 13 Feb 2026 09:17:41 +0000 tr hourly 1 https://wordpress.org/?v=7.0 https://escarus.com/wp-content/uploads/2023/12/cropped-Escarus_logo-13-32x32.jpg Esen Yaren Yavuz | escarus.com https://escarus.com 32 32 Gıda Ambalajlarında Sürdürülebilirlik https://escarus.com/gida-ambalajlarinda-surdurulebilirlik/ https://escarus.com/gida-ambalajlarinda-surdurulebilirlik/#respond Thu, 03 Oct 2024 01:23:24 +0000 https://escarus.com/?p=108318

Günümüzde teknolojinin gelişmesi ve kültürel yapının değişmesi sonucunda neredeyse her ürün tüketiciye ambalajlı bir şekilde sunulmaktadır. Ambalajlar, tüketicilerle ilk temas noktasını oluşturarak pazarlama ve koruma işlevlerini yerine getirirken; bu işlevlerini tamamladıktan sonra atık haline dönüşmektedir. Bu durum sürdürülebilir ambalaj çözümlerinin önemine vurgu yapmaktadır. Gittikçe büyüyen dünya nüfusundan dolayı mal tüketimi, buna paralel olarak da ambalajlı ürünlerin tüketimi artmaktadır. Tüketimin hızla artması, doğal hayata zarar vermekte ve ekolojik dengenin bozulmasına sebep olmaktadır.

1950’lerden bu yana küresel ekonomik üretim sürekli artış göstermiş ve bu süreçte, insanlık doğal kaynakları tarihte hiç olmadığı kadar hızlı tüketmiştir. Toplumda bu kaynakların tükenmesiyle ilgili bir endişe havası hakim olsa da hem üretici hem de tüketici olarak insanlar, kaynakların sınırsız olduğu yanılgısıyla hareket etmeye devam etmektedir.1Bu gerçek, özellikle doğal kaynak kullanımının yoğun olduğu ambalaj tasarımı gibi sektörlerde sürdürülebilirlik kavramını kritik bir noktaya taşımaktadır.
Çoğu ambalaj, kullanım ömrünü tamamladıktan sonra atık haline gelerek çevresel sorunlara yol açmaktadır. Artan tüketim oranları ve çevresel tehditler, ambalaj tasarımlarında daha sürdürülebilir çözümler geliştirilmesini kaçınılmaz hale getirmektedir. Bu nedenle ambalajların, çevreye minimum seviyede zarar verecek şekilde tasarlanması önem taşımaktadır. Malzeme kullanımını en aza indirecek şekilde tasarımlar yapılması ve üretimlerin de bu duyarlı tasarımlar doğrultusunda gerçekleştirilmesi, çevrenin korunması ve güçlendirilmesi açısından birincil önceliğe sahip konulardan birisidir.
Malzeme miktarı azaltılarak üretilen ambalajlar, sonrasında da kullanıma uygun şekilde tasarlanmaktadır. Sürdürülebilirlik kavramı, yalnızca doğal kaynakların etkin kullanımıyla sınırlı bir kavram olmayıp atık miktarının minimuma indirilmesini ve geri dönüşüm ile ikincil kullanıma elverişli tasarımlar yapılmasını gerektirmektedir. Bu yaklaşım, doğal kaynakların korunmasının yanı sıra döngüsel ekonomi anlayışı çerçevesinde atık yönetiminin optimize edilmesini de kapsamaktadır. Sürdürülebilir bir perspektiften bakıldığında ambalajlar, hem çevresel etkiyi azaltacak hem de ekonomik olarak değer yaratacak şekilde tasarlanmalıdır.2

Ambalaj Tasarımında Sürdürülebilirlik

Ambalajlar, ürünleri koruyarak bozulmalarını önlerken taşıma ve depolama süreçlerini de kolaylaştırmaktadır. Bunların yanında, ürünün içeriği ve miktarı hakkında bilgi vermekte, tüketicinin dikkatini çekerek aynı zamanda bir pazarlama aracı işlevi de üstlenmektedir. Ne var ki ambalaj ürün kullanıldıktan sonra tamamen atık haline dönüşmekte ve çevre için büyük bir yük oluşturmaktadır.3 Bu sebeple, ambalaj tasarımında sürdürülebilirlik oldukça büyük bir öneme sahiptir.4

Sürdürülebilir ambalaj tasarımı, hem artan tüketim hem de hızla tükenen doğal kaynaklara karşı bir denge kurmayı amaçlamaktadır. Bu yaklaşım, doğal kaynakların daha verimli kullanılması, geri dönüşüm süreçlerinin güçlendirilmesi ve tekrar kullanım yöntemlerinin teşvik edilmesi yoluyla çevresel etkileri en aza indirmeyi hedeflemektedir.

Ambalaj endüstrisinde faaliyet gösteren şirketler, kamu kuruluşları ve eğitim kurumlarıyla iş birliği yaparak 2004 yılından bu yana sürdürülebilir ambalaj tasarımını teşvik eden Sürdürülebilir Ambalaj Koalisyonu (Sustainable Packaging Coalition-SPC)5, bu alanda önemli adımlar atmaktadır. SPC, sürdürülebilirliği; beşikten-beşiğe prensipleriyle, yenilenebilir kaynakları kullanan ve ekonomik gelişimi destekleyen malzeme akışını teşvik eden bir sistem olarak tanımlamaktadır.6 Bu sistemin amacı, ürünün tüm yaşam döngüsü boyunca israfı en aza indirmek, hatta tamamen ortadan kaldırmaktır. Beşikten beşiğe prensipleri, malzemenin yaşam döngüsünün her aşamasında sürdürülebilirliği hedeflemektedir. Bu yöntemle üretilen ambalajlar, hem çevresel hem de ekonomik faydalar sunmaktadır.7

Sürdürülebilir Ambalaj Koalisyonu, sürdürülebilir ambalajın aşağıdaki özelliklere sahip olması gerektiğini belirtmektedir:8

  • Sağlıklı ve Güvenli Malzemeler: Ambalaj, bireylerin ve toplulukların yararına olacak şekilde güvenilir ve sağlıklı olmalıdır.
  • Pazar Kriterlerine Uygunluk: Ambalaj, performans ve maliyet açısından piyasa standartlarını karşılamalıdır.
  • Yenilenebilir Enerji Kullanımı: Ambalaj, yenilenebilir enerji kullanılarak üretilmeli, taşınmalı ve geri dönüştürülmelidir.
  • Geri Dönüştürülebilir ve Yenilenebilir Malzemeler: Geri dönüştürülebilir veya yenilenebilir malzemelerin kullanımı en üst düzeye çıkarılarak bunların kullanımına öncelik verilmelidir.
  • Çevre Dostu Üretim Süreçleri: Ambalaj, çevre dostu üretim teknolojileri ve en iyi uygulamalar kullanılarak üretilmelidir.
  • Sağlıklı Malzemeler: Kullanım sonu senaryolarında sağlıklı malzemelerden yapılmış olmalıdır.
  • Enerji ve Malzeme Optimizasyonu: Enerji ve malzeme kullanımında en yüksek verimlilik sağlanmalıdır.
  • Geri Kazanım ve Yeniden Kullanım: Ambalaj, biyolojik yada endüstriyel süreçlerde etkili bir şekilde geri kazanılabilmeli veya yeniden kullanılabilmelidir.

Sayılan ilkeler açısından bakıldığında, tasarımcılar bu süreçte önemli bir rol oynamaktadır. Çünkü tasarımın her bir bileşeni, tüketimin ne kadar olacağını ve nasıl gerçekleşeceğini etkileme potansiyeline sahiptir. Sürdürülebilir ambalajlar çevreye duyarlı olma amacını sürdürürken aynı zamanda tüketicinin ihtiyaçlarına da cevap verebilmelidir. Tüketicinin beklentilerini karşılarken çevre üzerindeki olumsuz etkileri azaltmayı amaçlayan bu yaklaşım, sürdürülebilirlik kavramının kalbinde yer almaktadır.

Şüphesiz çevre dostu ambalajların yaygınlaşması açısından tüketiclere de önemli bir görev düşmektedir. Tüketiciler gıda ambalajı seçiminde sürdürülebilirliğe hizmet etmesi açısından aşağıda belirtilen seçenekleri tercih etmelidir:9

Kağıt Ambalajlar: Biyobozunur kâğıt ambalajlar doğaya atıldıkları takdirde aylar içerisinde bozunabilme özelliğine sahiptir. Kağıdın hammaddesi olan ağaçlar, sürdürülebilir kaynaklar açısından önemli bir rol oynamaktadır. Ağaçların devamlı olarak yenilenmesi, çevresel dengeyi korumada kritik bir öneme sahiptir. Ayrıca kağıt, nefes alabilen yapısı sayesinde birçok gıda maddesinin küflenmesini engellemektedir. Üstelik kağıt ambalajların 7 defaya kadar geri dönüştürülebiliyor olması, çevresel açıdan büyük bir avantaj sağlamaktadır.
Esnek Ambalajlar: Son yıllarda popülerliği artan esnek ambalajlar, hafif ve esnek yapıları sayesinde cam veya pet ambalajlara göre daha az fosil yakıt kullanımı, düşük sera gazı emisyonu ve su tüketimi ile sürdürülebilirliğe katkı sağlamaktadır. Folyo, plastik ve kağıt gibi malzemelerden üretilen bu ambalajlar, daha az karbon ayak izi oluşturarak çevre dostu bir alternatif sunmaktadır. Meyve suyu ve süt gibi ürünlerin ambalajında kullanılan bu malzemeler, geri dönüşüm süreçlerinde ayrıştırılarak tekrar kullanıma kazandırılabilmektedir.
Cam Ambalajlar: Cam, kullanıldıktan sonra yeniden işlenerek üretime kazandırılabilen bir malzemedir. Hammaddeden yeni cam üretmeye kıyasla daha az enerji gerektirdiğinden hurda cam, kaynak kullanımı açısından verimli bir malzemedir. Cam ambalajlar, özellikle gıda muhafazasında sağlıklı ve güvenli bir seçenek sunmakta ve geri dönüşüm tesislerinde yeniden üretime dahil edilebilmektedir.
Biyoplastikler: Biyoplastikler yenilebilir hammaddeden üretilen ve fosil plastiklerin yerine kullanılabilecek çok iyi bir alternatif olsalar da; kullanım alanları, yüksek üretim maliyetinin düşürülmesi, hammadde tedariki ve günümüz teknolojik alt yapısına uyarlanması hala araştırma konusudur.
Ambalajların sadece geri dönüşüm değil, aynı zamanda kullanım sonrası başka amaçlarla da değerlendirilebilmeleri sürdürülebilirliği artıran bir faktördür. Bir ambalaj, içerdiği ürün tükendiğinde veya çıkarıldığında alternatif bir şekilde kullanılabiliyorsa, onun ikinci bir hayat kazanmasını sağlamaktadır.10 Böylece, sürdürülebilir ambalaj tasarımı, ambalajın kullanıldıktan sonra atık haline gelmeyerek tüketicinin ihtiyaçları doğrultusunda kullanımına devam edebilmesine imkan veren tasarımları da kapsamaktadır.
Sonuç
Sürdürülebilir ambalaj tasarımı, ambalajın sadece sürdürülebilir malzemelerden yapılmasıyla sınırlı değildir, bu tasarımların çevre üzerindeki etkileri en aza indirecek şekilde ürüne dönüştürülmeleri de büyük önem bir öneme sahiptir. Ambalajların yalnızca tek kullanımlık nesneler değil, aynı zamanda yeniden kullanım ve geri dönüşüm süreçlerinin bir parçası olduğu unutulmamalıdır. Bireylerin geri dönüşüm kültürüne destek olması ve bu bilincin tüm topluma yayılması, sürdürülebilir bir gelecek için atılacak önemli adımlardan birisidir. Bu bağlamda, çevre dostu, uzun ömürlü ambalaj çözümlerine öncelik vermek sürdürülebilir bir gelecek için katkı sağlamak anlamına gelmektedir ve burada tüketici kimlikleriyle bireylere çok büyük bir rol düşmektedir.

Dipnotlar:

1) Bilge, L. (2008). Daha Çok, Daha Büyük Daha Ağır. Grafik Tasarım Dergisi, 25: 52-53.
2) Çeken, B. ve Büyükçakılcı, A. (2024). Ambalaj Tasarımında Sürdürülebilirlik Kavramı. Akademik Sanat Dergisi, 22, 81-91, s.81. Şu adresten erişilebilir: https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/3220665. Son erişim tarihi: Eylül 2024.
3) Robertson, G. L. (2013). Food Packaging: Principles and Practice, (3. Baskı). Oxfordshire: CRC. Taylor & Francis Group, s.2.
4) Köse, A. (2024). Gıda Ambalaj Tasarımında Sürdürülebilirlik ve Artırılmış Gerçeklik Kullanımı. Işık Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, Görsel İletişim Tasarımı Yüksek Lisans Tezi, s.31. Şu adresten erişilebilir: https://research.isikun.edu.tr/server/api/core/bitstreams/affa5c01-6189-4fcc-9bb4-6f8009962f81/content. Son erişim tarihi: Eylül 2024.
5) Sürdürülebilir Ambalaj Koalisyonu, ambalaj endüstrisinde sürdürülebilirlik uygulamalarını teşvik etmek amacıyla 2004 yılında kurulmuş Amerika Birleşik Devletleri merkezli kar amacı gütmeyen bir organizasyondur. Şirketler, akademik kurumlar ve devlet kuruluşları gibi geniş bir üye ağına sahiptir. Sürdürülebilir ambalaj tasarımı, üretimi ve geri dönüşümü için yenilikçi çözümler geliştirmeyi amaçlayan koalisyon, aynı zamanda ambalajın çevresel etkilerini azaltmak, döngüsel ekonomi ilkelerini teşvik etmek ve sürdürülebilirlik standartları oluşturmak için araştırmalar yapmakta ve eğitim programları düzenlemektedir.
6) Braungart, M. ve McDonough, W. (2009). Cradle to Cradle. Random House. Aktaran: Çeken ve Büyükçakılcı, a.g.m., s.87.
7) DuPuis, S. ve Silva, J. (2008). Package Design Workbook: The Art and Science of Successful Packaging. Rockport Publishers. Aktaran: Çeken ve Büyükçakılcı, a.g.m., s.87.
8) Çeken ve Büyükçakılcı, a.g.m., s.87.
9) İstanbul Gelişim Üniversitesi, Sürdürülebilir Yaşam: Gıda Ambalajları. Tarih: b.t. Şu adresten erişilebilir: https://kalite.gelisim.edu.tr/tr/idari-haber-surdurulebilir-yasam-gida-ambalajlari. Son erişim tarihi: Eylül 2024.
10) Ersan, M. (2021). Ambalaj Tasarımında Sürdürülebilir Bir Alternatif Olarak İleri Dönüşüm. Yüzyılda Eğitim ve Toplum Eğitim Bilimleri ve Sosyal Araştırmalar Dergisi, 10(30): 679-692, s.688. Şu adresten erişilebilir: https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/2200525. Son erişim tarihi: Eylül 2024.

]]>
https://escarus.com/gida-ambalajlarinda-surdurulebilirlik/feed/ 0
Deprem Felaketinin Tarım Üzerine Etkileri https://escarus.com/deprem-felaketinin-tarim-uzerine-etkileri/ https://escarus.com/deprem-felaketinin-tarim-uzerine-etkileri/#respond Mon, 12 Feb 2024 00:38:36 +0000 https://escarus.com/?p=104113

Yeryüzünü sarsan doğa kaynaklı afetler içerisinde yer alan depremler, dünyanın genelinde olağandışı aktiviteler şeklinde meydana gelmekte; zamanına, kapsamına ve şiddetine göre etkileri değişiklik göstermektedir. Son yıllarda dünya genelinde sıklıkla yaşanan depremler altyapıların zarar görmesine, ekonomik kayıpların, can kayıplarının yaşanmasına sebep olmanın haricinde, birçok ülke için ekonomik kalkınmanın temel taşlarından birisi olan tarımsal faaliyetleri ve zirai varlığı da tehlikeye atmaktadır.

Şiddetine bağlı olarak etki boyutu değişiklik gösteren depremler tarım arazilerinde çöküntüler, çatlaklar, heyelanlar, kaymalar gibi fiziki olumsuz sonuçları beraberinde getirmektedir. Felaketin şiddeti ne olursa olsun tarım arazilerinde kendini gösteren bu olumsuz etkiler; tarımsal sulama sistemlerini, çiftlikleri ve altyapıları ciddi şekilde etkileyerek üretimin gerçekleştirilmesini ve devamlılığını güçleştirmektedir.

Depremlerin söz konusu bazı olumsuz etkileri genel hatlarıyla şu başlıklar altında sıralanabilir:1,2

• Bitkisel ve Hayvansal Üretimde Yaşanan Aksaklıklar: Depremin beraberinde meydana gelen tahribat ile yaşanan kayıplar tarım alanlarında üretim yapmayı zorlaştırmaktadır. Bu kayıplar tarımsal üretim faaliyetlerinin zamanında gerçekleştirilememesi şeklinde olabileceği gibi hasat döneminde ürünlerin ve genel olarak depolanmış girdilerin kaybedilmesi şeklinde de tezahür edebilmektedir. Tarımsal üretim faaliyetlerinin zamanında gerçekleştirilememesi veya gecikmesi gibi sorunlarla birlikte ürün, depolanan girdi ve hayvan kayıpları da kaçınılmaz olmaktadır. Kayma ve çökmeler hasat süreçleri için önemli zorluklar çıkarmakta, kimi zaman hasat olanaklarını tamamen ortadan kaldırmaktadır. Tüm bunların sonucu olarak göz ardı edilemeyecek boyutlarda hasat kayıpları yaşanabilmektedir. Enkaz altında kalan veya kaybolan hayvanlarla beraber hayvansal üretimin sürekliliği için gerekli unsurlardan biri olan hayvan yemlerine ulaşım konusunda güçlükler ortaya çıkmakta; makine, alet ve ekipmanlar zarar görmektedir. Enerjiye gereksinim duyan bitkisel ve hayvansal üretim süreçleri, uzun süreli elektrik kesintileri ve yakıt yetersizliği nedeniyle işlemez hale gelebilmekte ve bu da bir başka açıdan kayıp yaratmaktadır. Tüm bunlarınbir sonucu olarak ekonomik kayıplar yaşanmaktadır.

• Tarımsal Üretimde Yaşanan Gecikmeler ve Erişim Sorunları: Depremin yarattığı toprak çökmeleri, çatlaklar, heyelanlar, su kaynaklarındaki olumsuz değişim ve benzeri tüm etkiler tarım alanlarının kullanımını çoğunlukla sınırlarken kimi durumlarda tamamen engelleyebilmektedir. Bu etkiler aynı zamanda ekim dönemlerini, hasat zamanlarını ve genel üretim planlarını da ciddi şekilde etkilemektedir. Depremin neden olduğu altyapı hasarları sulama sistemlerini, depo alanlarını ve ulaşım ağlarını olumsuz etkileyerek tarımsal üretim süreçlerini aksatmakta ve tarımsal her türlü sürece erişimi güçleştirmektedir.

• Ekonomik Açıdan Etkiler: Depremin tarım sektörü üzerindeki olumsuz etkilerine bağlı olarak tüm bitkisel ve hayvansal üretimde ve gıda tedarik zincirinin depolama, taşıma, işleme, ürün ticareti ve benzeri her aşamasında ortaya çıkan aksaklıklar, ürün miktarı ve kalitesindeki azalmaları da beraberinde getirmektedir. Bu gelişmeler arz talep dengesinin bozulmasına yol açarak gıda enflasyonunu körüklemekte ve buna bağlı olarak genel enflasyon üzerinde olumsuz etkilere neden olmaktadır. Bu bağlamda, lisanslı depoculuk faaliyetlerinin genişletilmesi ve depo ücretlerinde geçici sübvansiyon uygulanması, kurtarılan ürünlerin etkili bir şekilde korunmasında önemli rol oynayacaktır.

• Sosyal Sorunlar: Depremde genellikle kırsal kesimde ve köylerde önemli sayıda can kayıpları yaşanmaktadır. Bu tip afetler, kırsal bölgelerde yaşayan ve sayısı zaten kısıtlı olan tarımla uğraşan nüfusta daha da belirgin bir azalmaya yol açmaktadır. Deprem sonrası tetiklenen göç hareketleri tarım işçileri ve yerleşik nüfus arasında bir belirsizlik ortamı yaratmakta, bu da tarımsal üretimin gecikmesine ve toplumun sosyoekonomik dengesinin sarsılmasına neden olmaktadır. Tarımsal faaliyetler daha fazla kesintiye uğramasıyla kırsal kesimdeki yerleşim yerlerinin zaten zor durumda olan ekonomik ve sosyal dokusu daha fazla zayıflamaktadır. Depremin beraberinde getirdiği bir diğer sosyal sorun ise gıda güvenliğidir. Verim düşüşü, ürün kayıpları ve olumsuz ekonomik koşullara bağlı olarak toplumda gıda güvenliği sorunu ortaya çıkmaktadır.3

Depremlerin tarıma ve sosyal hayata yönelik etkilerinden korunabilmek, insan hayatını ve maddi kayıpları en aza indirebilmek için etkili önlemler alınmalı ve buna uygun tarım sistemleri geliştirilmelidir. Bunlar genel olarak; deprem riski taşıyan bölgelerde tarıma dayalı endüstri tesislerinin, sanayi imalathanelerinin, kırsal yerleşim alanlarının ve tarıma dayalı tesislerin fay hatları ve deprem eğilimli alanlardan uzak tutulması, alt ve üst yapıların güçlendirilmesi ve yıkımı önleyici mühendislik faaliyetlerinin öncelikli olması, tarımsal ürünlerin depolanması için depo kapasitesinin arttırılması ve lisanslı depoculuk faaliyetlerine gereken önemin verilmesi olarak sıralanabilir.4

Deprem felaketine karşı etkili önlemler almak ve dayanıklı tarım sistemleri geliştirmek, hem tarımsal üretimi korumak hem de toplumun bu tür doğal afetlere karşı direncini artırmak açısından kritik bir öneme sahiptir.

Kaynakların etkin kullanımı doğrultusunda ekonomik, sosyal, çevresel ve uluslararası standartlara uygun örgütlü, rekabet gücü yüksek, sürdürülebilir bir yapının kurulması tarım arazilerinin restorasyonu ve geri kazanımı için oldukça önem arz etmektedir. Bu bağlamda, doğal afetler ve çevresel etkilerin neden olduğu tarım arazilerinin daralması sorununa karşı etkili bir çözüm, tarım arazilerinin korunması ve amacının dışında kullanımlarının sınırlandırılması yönündeki yasal düzenlemelerin devlet tarafından kontrol edilmesidir. Usulsüzlük tespit edilen durumlarda ise caydırıcı yaptırımlar uygulanmalıdır. Geri kazandırılan tarım arazilerinin yeniden kullanıma açılması öncesinde, alanların nasıl ve hangi amaçla kullanılacağı konusunda doğru bir analiz yapılmalı ve bu amaç doğrultusunda gerekli uygulamalara destek sağlanmalıdır. Ayrıca, arazi kullanımının fizibilite çalışmalarıyla planlanması, arazi üretkenliğinin, topraktaki organik karbon stoklarının ve arazi örtüsündeki değişikliklerin düzenli olarak takip edilmesi gerekmektedir. Hasar görmüş tarım arazilerinde verimliliği artırmak amacıyla, bitki besleme ve gübreleme takviyeleriyle toprak ve mahsülleri güçlendirme uygulamalarına öncelik verilmeli, bu kapsamda üreticilere uygun zamanda ve uygun miktarlarda gübre desteği sağlanmalıdır. Tarım arazileri, yerleşim ve sanayi bölgelerinden ayrıştırılarak koruma altına alınmalı ve afet risk değerlendirme planları hazırlanarak olası depremlere karşı erken uyarı ve müdahale sistemleri kurulmalıdır. Ayrıca, tarım sigortası uygulamalarının, düşük faizli veya faizsiz kredi imkanlarının yaygınlaştırılmasıyla doğal afetlerde maddi kayıplara uğrayan üreticilere devlet destekleri sağlanmalıdır. Tüm bunlarla beraber ekonomik ve fiziksel kayıpların yanı sıra deprem felaketinden etkilenen üreticilerin sosyal ve psikolojik travmalarına odaklanılarak bu üreticiler mental açıdan desteklenmelidir.5

Kaynaklar:
1) Direk, M. (2023). “2.Uluslararası Sürdürülebilir Ekolojik Tarım Kongresi Devam Eden Kitap”, 978-625-398-593-6 https://www.researchgate.net/profile/MithatDirek/publication/371951183_Proceeding_Book2023_merged/links/649dcf0895bbbe0c6e00b7ec/Proceeding-Book2023-merged.pdf#page=393
2) Çığ, F. & Toprak., Ç. C. (2023). Buğday Üretimi Üzerindeki Depremlerin Etkileri https://www.researchgate.net/profile/Cagdas-Toprak/publication/369529365_Bugday_Uretimi_Uzerindeki_Depremlerin_Etkileri/links/641f7bb3a1b72772e4285977/Bugday-Ueretimi-Uezerindeki-Depremlerin-Etkileri.pdf
3) Politics Today. (2023). How Turkey’s Earthquake Affected the Agriculture and Food Security? https://politicstoday.org/turkey-earthquake-agriculture-food-security/
4) Anadolu Gıda Politikaları Araştırma Merkezi. (2021). Afet Sonrası Tarım Arazilerinin Geri Kazanımı. https://agpam.org.tr/afet-sonrasi-tarim-arazilerinin-geri-kazanimi
5) Food and Agriculture Organization of the United Nations. (2017). The impact of disasters on agriculture – Addressing the information gaphttps://www.fao.org/3/i7279e/i7279e.pdf
6) United States Environmental Protection Agency. (2023). Agriculture and Natural Events and Disasters. https://www.epa.gov/agriculture/agriculture-and-natural-events-and-disasters

]]>
https://escarus.com/deprem-felaketinin-tarim-uzerine-etkileri/feed/ 0
Sürdürülebilir Beslenme Yaklaşımı https://escarus.com/surdurulebilir-beslenme-yaklasimi/ https://escarus.com/surdurulebilir-beslenme-yaklasimi/#respond Tue, 04 Apr 2023 00:25:24 +0000 https://escarus.com/?p=101154

Yaşamımızın birçok alanında karşımıza çıkan sürdürülebilirlik kavramı, çevresel açılardan olduğu kadar beslenme açısından da oldukça büyük bir öneme sahiptir. İklim değişikliği kaynaklı olaylar ile buna bağlı gelişen etkiler arttıkça sürdürülebilir beslenme sistemlerinin hayata geçirilmesi her zamankinden daha fazla önem kazanmaya ve kritik bir hal almaya başlamıştır. Besinlerin üretiminden sofrada tüketime hazır hale gelene kadarki tüm süreçlerin yarattığı etkiler, yalnızca insan sağlığı üzerinde değil paylaşılan ortak çevre ile de yakından ilişki içerisindedir.
İnsanlık, bir yandan geleceği tehdit altında olan doğal kaynakları korumak, diğer yandan da kendi besin eksikliklerini gidermek durumundadır. Sürdürülebilir beslenme, her iki ihtiyaca birden karşılık veren bir yaklaşımdır.
2022 tarihli Dünya Gıda Güvenliği ve Beslenme Durumu raporuna göre, dünyada yaklaşık 828 milyon insan açlıkla mücadele içerisindedir. Bu rakam dünyadaki her 9 kişiden 1’ini işaret etmektedir.1Açlıkla mücadelenin en etkili yolu, sürdürülebilir beslenme modelinin hayata geçirilmesi ve bireylerin bu modele ulaşımının kolaylaştırılmasıdır; çünkü sürdürülebilir beslenme, bir yönüyle ekonomik olarak erişimi kolay gıdaların yaygınlaştırılmasına da gönderme yapan bir terimdir.
Sürdürülebilir beslenme ile çevresel kaynaklar koruma altına alınarak besin değeri yüksek gıdalara erişim kolaylaştırılmakta ve erişilen gıdaların fiyatlarının makul bir düzeyde olması da temin edilmektedir. Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO), “sürdürülebilir beslenme”nin tanımını Sürdürülebilir Diyetler ve Biyoçeşitlilik adlı raporunda şu şekilde yapmaktadır:
“Sürdürülebilir diyetler, gıda ve beslenme güvenliğine ve tüm nesiller için sağlıklı yaşama katkıda bulunan, çevresel etkileri düşük olan diyetlerdir. Sürdürülebilir diyetler; insan sağlığını koruyucu, biyoçeşitliliğe ve ekosistemlere saygılı, kültürel olarak kabul edilebilir, erişilebilir, ekonomik olarak adil ve karşılanabilir; beslenme açısından yeterli, güvenli ve sağlıklı; doğal ve insan kaynaklarını optimize eden sistemlerdir.”2

Sürdürülebilir beslenme, tanımı gereği, sürdürülebilir gıda üretimi ve tüketimi arasında bir köprü kurmalıdır. Sürdürülebilir yöntemler kullanılarak üretilmiş gıdalar aynı zamanda insan sağlığına katkı sağlamalı, besin ihtiyacını karşılayabilmelidir. Birçok gıda sürdürülebilir yöntemlerle üretilebilir, ancak bu şekilde üretilmiş gıdalar sağlık üzerinde olumsuz etkilere yol açıyor veya besin ihtiyacına tam cevap vermiyorsa, gıda sürdürülebilirliği sağlanamamış demektir. Benzer şekilde, sağlık açısından tehlike arz etmeyen gıdalar (meyve, sebze vb.) gereğinden fazla kimyasal ilaç kullanımı ile ve çevresel sürdürülebilirliği tehlikeye atarak üretildiğinde sürdürülebilirlikle ilgili döngü tamamlanamamış olacaktır.

Bu bilgiler ışığında sürdürülebilir beslenme merceğinden bakıldığında aşağıdaki sorulara aranacak cevaplar konu dahilinde önem arz etmektedir:

  • Beslenme, hedeflenen grupların ihtiyaçlarına göre uyarlanmış mıdır? Bu grupların beslenme düzeyleri (aşırı, normal veya yetersiz) nasıldır?
  • Beslenme ihtiyacının karşılanacağı gıdanın güvenliği sağlanmış mıdır?
  • Gıdanın üretimi nasıl ve hangi koşullarda gerçekleştirilmiştir? Bu üretim sürecinin çevresel açıdan dönütleri nasıl olmuştur?
  • Gıdanın üretim süreçleri için daha sürdürülebilir tercihlerde bulunulması mümkün müdür?
  • Kişiler sağlıklı gıdaya erişim sorunu yaşamakta mıdır?
  • Gıdalar hedef seçilen toplulukların beslenme davranışları, dini inanışları, yemek alışkanlıkları gibi sosyo-kültürel özelliklerini karşılamakta mıdır?

Sürdürülebilir beslenmenin 4 ayrı boyutu mevcuttur. Bunlar;

      1. Sağlık ve Beslenme Boyutu
      2. Çevresel Boyut
      3. Ekonomik Boyut
      4. Sosyo-Kültürel Boyut olarak sıralanabilir.

      1. Sağlık ve Beslenme Boyutu:
      Sürdürülebilir beslenmenin ilk adımı doğru besin maddelerini doğru topluluklara, gıda güvenliğini gözeterek ulaştırmaktan geçmektedir. İhtiyacından fazla beslenen insan toplulukları ile açlıkla mücadele eden insanların beslenme ihtiyaçları birbirinden farklıdır. Bir beslenme planının kimlerin ihtiyacına yönelik tasarlandığını anlamak ve planı bu doğrultuda uyarlamak oldukça önemlidir.

      2. Çevresel Boyut:
      Beslenme ve gıda sistemlerinin en tipik çevresel boyutları sera gazı emisyonu, arazi ve doğal kaynak kullanımları, biyolojik çeşitliliğe etki ve kirlilik olarak sıralanabilmektedir. Türkiye’de Güneydoğu Anadolu bölgesinde tarımsal üretim faaliyetleri için aşırı su tüketimi, Brezilya’da tarım arazisi elde edilmesi amacıyla ormanların yok edilmesi, genel olarak yanlış tarım uygulamaları, yönetilmeyen tarımsal atıklar ve benzeri durumlar çevresel boyutun çarpıcı örneklerindendir.

      3. Ekonomik Boyut:
      Yetersiz beslenen toplulukların sağlıklı ve güvenilir gıdaya ulaşmada yaşadıkları ekonomik olanaksızlıklar, toplulukları gıda yoksunluğuna sürüklemektedir. Söz konusu topluluklar yalnızca ucuz, besin ihtiyacını karşılamaktan uzak gıdalara ulaşabilmektedirler. FAO ve WHO tarafından yürütülen bir araştırma 820 milyondan fazla insanın gece yatağa aç girdiğini gözler önüne sermiştir.3

      4. Sosyo-Kültürel Boyut:
      Sürdürülebilir beslenme sistemleri uygulanırken beslenmenin de tıpkı insan topluluklarında olduğu gibi çeşitli kültürel unsurlar barındıran bir eylem olduğu göz önünde bulundurulmalıdır. Sosyo-kültürel değerler ışığında oluşturulan sürdürülebilir beslenme sistemleri daha başarılı sonuçlar doğurmaktadır. Dünyanın bir yerindeki beslenme anlayışı, başka bir yeri için uygun olmamaktadır. Örneğin et ürünleri, birçok temel besin öğesi bakımından oldukça zengindir. Ancak bu gıda, dini ve sosyal inanışları gereği bazı toplumlarca beslenme alışkanlıklarına dahil edilememektedir. Bu gibi durumlarda gıdaların sosyo-kültürel açıdan en uygun alternatiflerini bulmak önem arz etmektedir.
      Esasında sürdürülebilir beslenme, insan yaşamının ilk dönemlerinde anne sütü tüketimi sonucunda başlayan bir eylemdir.
      Peki sürdürülebilir beslenme anlayışının yaşamın ilerleyen dönemlerinde de devamlılığının sağlanması nelerden geçmektedir?

              • Aşırı derecede işlenmiş gıdalar yerine daha çeşitli ve besleyicilik açısından yüksek gıdaları tercih etmek,
              • Sağlıklı gıdalara yönelik bir talep oluşturmak,
              • Beslenme düzenine hayvansal proteinler açısından daha yoksun, doğal kaynak kullanımı daha az olan bitkisel proteinleri dahil etmek; hayvansal ürün tüketiminde aşırıya kaçmamak,
              • Meyve sebze ağırlıklı beslenmek,
              • Zararlı maddeler içermeyen, insan sağlığı üzerinde olumsuz etkileri bulunmayan gıdalar tüketmek,
              • Dünya Sağlık Örgütü tarafından belirlenen, hastalık riskini azaltan kılavuzlar ile uyumlu şekilde beslenmek,
              • Vücudun gelişimine katkı verebilecek, ihtiyaçlarını karşılayabilecek düzeyde enerji ve besin öğeleri içeren gıdalar tüketmek,
              • Aktif ve sağlıklı bir yaşam döngüsünün sürekliliğini sağlayacak besin ve besin gruplarını tercih etmek,
              • Besinlerin erişilebilirliğini ve güvenliğini sağlamak,
              • Üretim esnasında kimyasal kullanımını en aza indirmek ve güvenli üretim sonucu elde edilen besin maddelerini tercih etmek,
              • Gıda maddelerinin ambalajlanması süreci ile ambalajında plastik ve türevlerinin kullanımını en az seviyeye indirmek,
              • Biyolojik çeşitliliği koruyarak aşırı ve gereksiz avlanmadan kaçınmak,
              • İnsanların yerel ve kültürel mutfak isteklerine cevap vermek,
              • Gıda kaybını ve israfını önlemek,
              • Besinleri doğru koşullarda muhafaza etmek.

              Artık, beslenme sistemlerinde geniş ölçekli ve uzun vadeli dayanıklılık oluşturmak, sağlıklı ve sürdürülebilir beslenmeyi herkes için erişilebilir ve uygulanabilir duruma getirmek hem çevresel etkileri hem de insan sağlığı üzerindeki etkileri düşünüldüğünde her zaman olduğundan daha fazla önem arz etmektedir.

              Dipnotlar:
              1) FAO, IFAD, UNICEF, WFP ve WHO. 2022. Dünyada Gıda Güvenliği ve Beslenmenin Durumu 2022. Sağlıklı beslenmeyi daha uygun fiyatlı hale getirmek için gıda ve tarım politikalarının yeniden kullanılması. Roma, FAO
              2) Burlingame, B. (2012). Sürdürülebilir Diyetler ve Biyoçeşitlilik – Politika araştırması ve eylem için yönergeler ve çözümler Uluslararası Bilimsel Sempozyum Bildiri Kitabı Biyoçeşitllilk ve Açlığa Karşı Birleşmiş Diyetler. Roma, FAO
              3) Sürdürülebilir Sağlıklı Diyet Kılavuz İlkeleri. FAO, 2019

              Kaynaklar:
              1) https://www.healthyeating.org/nutrition-topics/general/sustainable-nutrition#:~:text=Sustainable%20nutrition%20means%20ensuring%20wholesome,resources%20and%20supporting%20local%20communities.
              2) https://www.hsph.harvard.edu/nutritionsource/sustainability/
              3) https://khni.kerry.com/trends-and-insights/sustainable-nutrition/
              4) https://www.who.int/news/item/06-07-2022-un-report–global-hunger-numbers-rose-to-as-many-as-828-million-in-2021
              5) https://www.fao.org/documents/card/en/c/cc0639en
              6) https://bilimbunukonusuyor.sabriulkerfoundation.org/tr/makaleler/makaleler-detay/surdurulebilir-beslenme-nedir
              7) https://www.taylankumeli.com/surdurulebilir-beslenme-nedir-ve-neden-onemlidir

]]>
https://escarus.com/surdurulebilir-beslenme-yaklasimi/feed/ 0
İklim Değişikliği ve Tarım https://escarus.com/iklim-degisikligi-ve-tarim/ https://escarus.com/iklim-degisikligi-ve-tarim/#respond Wed, 31 Aug 2022 18:55:44 +0000 https://escarus.com/?p=100958

İklim, bölgesel farklılıklara bağlı olarak tarımsal üretimin sürekliliğinin ve verimliliğin sağlanmasındaki en önemli unsurlardan biridir. Tarım, insanlığın devamı için gereken temel ürünleri sağlaması, suyun ve toprağın kullanımı nedeniyle tüm ekosistemi bütün halinde ele alan yaşamsal bir döngüdür. İklim değişikliği ormanları, bitki örtüsünü, arazi niteliğini, temiz su kaynaklarını ve biyolojik çeşitliliği birçok şekilde etkileyebilmekte, bu yönüyle tarımsal faaliyetlerin yönünü ve yönelimini belirleyebilmektedir. Bu sebeple iklimin tarımsal faaliyetler üzerinde yarattığı risk, etkilerinin tahmin edilemezliği yönünden oldukça fazladır.

Tarımsal her türlü faaliyet büyük ölçüde iklimle ilgilidir. İklim değişikliğinin yol açtığı çeşitli olumsuz sonuçlar (yağış rejiminde değişiklik, sıcaklık artışı, kuraklık, doğal afetler vb.) tarımda verimlilik, büyüme oranları ve gıda güvenliği konuları üzerinde önemli etkiler yapabilmektedir. Sayılan olumsuz faktörler bazen o kadar etkili olmaktadır ki sonuçları itibarıyla gıda güvenliği üzerinde bir tehdit haline gelebilmektedir.

Aşağıda iklim değişikliğinin tarımsal faaliyetler için küresel ölçekte sebep olduğu bazı olumsuz durumlar sıralanmaktadır:

  • Yüksek CO2 seviyeleri ürün verimini etkileyerek bitki gelişimine katkı sağlayabilmektedir. Bununla birlikte değişen sıcaklıklar, su ve besin eksiklikleri gibi diğer faktörler verimde yaşanabilecek potansiyel artışlara engel olmaktadır. Örneğin, sıcaklık bir ürün için tespit edilmiş optimum seviyeyi aşarsa yeterli su ve besin maddesi mevcut değilse verim artışı azalabilir veya durum tersi bir seyir gösterebilir.1
  • Kuraklıkla mücadele, yükselen sıcaklıkların toprakları daha kuru hale getirdiği bölgelerde zorlaşmaktadır. Bu durum öngörülen miktardan daha fazla sulama yapmayı gerektirmektedir. Böyle dönemlerde ihtiyaç fazlası alanlarda su kullanımının azaltılması ve ekstra sulamaya gerek duyulan bölgelerin su ihtiyacının giderilmesi öncelik kazanmaktadır.
  • Bir ürün için artan sıcaklığın etkisi, ürünün gelişmesi için gereken en uygun sıcaklığa bağlı olarak değişkenlik göstermektedir. Bazı bölgelerde yüksek sıcaklık oradaki ürüne fayda sağlarken bazı bölgelerde ise ürün için tespit edilen optimum sıcaklığı aştığında verimde düşüşe neden olmaktadır.
  • Birçok yabani ot, haşere ve mantar gibi zararlılar daha yüksek sıcaklıklar ve artan CO2 miktarları ile gelişim göstermektedir. Yabancı otların ve zararlıların etkileri ve dağılımlarının iklim değişikliği ile birlikte artması beklenen bir sonuçtur.
  • Yükselen CO2 bitki gelişimine katkı sağlayabilmektedir ancak aynı zamanda çoğu gıda ürününün besin değerini özellikle protein ve esansiyel mineral konsantrasyonlarını azaltmaktadır. Bu etki insan sağlığı için potansiyel bir tehdit oluşturmaktadır.
  • İklim değişikliği ile birlikte artacağı tahmin edilen sıcak hava dalgaları, hayvancılığı doğrudan tehdit etmektedir. Isı stresi hayvanları hem doğrudan hem de dolaylı olarak etkiler. Isı stresi hastalığa karşı savunmasızlığı artırmakta, doğurganlığı ve süt verimini azaltıcı etki yaratmaktadır.2
  • Kuraklık, mera ve yem kaynaklarını tehdit etmektedir. Kuraklık, otlayan hayvancılık için mevcut olan kaliteli yem miktarını azaltmaktadır. Tahıla bağımlı hayvanlar için, kuraklık nedeniyle ürün üretimindeki değişiklikler sorun haline gelmektedir.
  • İklim değişikliği, parazitlerin ve hayvancılığı etkileyen hastalıkların yayılmasını artırmaktadır. İlkbaharın erken başlaması ve daha sıcak kışlar, bazı parazitlerin ve patojenlerin daha kolay hayatta kalmasına olanak sağlamaktadır.1
  • CO2 artışı meraların verimliliğini artırsa da kalitesini düşürmektedir. Sonuç olarak hayvanların aynı besinsel faydaları elde etmek için daha fazla yemeleri gerekmektedir.

İklim değişikliğinin Türkiye tarımı için etkilerini anlamak için, IPCC (Hükümetler Arası İklim Değişikliği Paneli) tarafından yapılan RCP8.5 senaryosundan elde edilen sıcaklık verileri incelendiğinde Türkiye’nin yıllık ortalama sıcaklıklarının 2013-2099 periyodu boyunca sürekli artış trendinde olacağı görülmüştür. Periyot sonunda artışın ortalama 3,6 derece olacağı tespit edilmiş ve ısınma trendinin özellikle 2060’lardan itibaren yükseleceği anlaşılmıştır. Elde edilen verilerde en düşük artış 0,9 derece iken en yüksek artış miktarı ise 6,3 derece olarak tahmin edilmiştir.

Söz konusu sonuçlara göre bariz bir sıcaklık artışı, bunun yanı sıra belirli ölçüde yağış rejimi değişkenlikleri ve yağış azalışı göze çarpmaktadır. Sıcaklık artışlarının mahsullerin büyüme hızlarında, özellikle tahıl ürünlerinin çiçeklenme ve hasat dönemlerinde farklılıklara yol açacağı öngörülmektedir; nitekim şimdiden hasat tarihlerinin birkaç gün ya da hafta değiştiği gözlenmektedir. Bütün bunlar Türkiye’nin tarım konusunu iklim ve sürdürülebilirlik başlıklarıyla birlikte ele alması gerektiğini teyit etmektedir.

“İklim biliminin risk yönetimi ve uyum planlamasındaki entegrasyonu, sürdürülebilir tarımın öncelikleri arasındadır. İklimsel risk değerlendirmesi ve yönetimi yaklaşımı; hava durumu izleme, iklim verileri analizi, mahsul-hava ilişkileri, mevsimsel tahmin ve ekonomik modellemede son gelişmeler göz önünde bulundurularak temel olarak aşağıdaki gibidir:

  • İklim verileri ve analizleri için modern yöntem ve araçların, yerel çapta yapılmış otomatik meteorolojik ölçümlerin (yağış, sıcaklık, rüzgâr vb.) ve/veya yakındaki gerçek zamanlı ve mevsimsel tahminlere dayalı uydu yağış tahmin ürünlerinin dâhil edilmesi,
  • İklim risklerinin analizi ve iklim-hava etkileşimlerini kullanarak iklim etkilerinin değerlendirilmesi,
  • Ekonomik modellerin entegrasyonu, doğrusal ve doğrusal olmayan optimizasyon yöntemleri ve çiftçiler tarafından risk algısı,
  • Çiftçilere tavsiyelerin hazırlanması ile beraber modern bilgi ve iletişim teknolojilerinin sektör çalışanlarına ulaştırılması.3

Bütün bu bileşenler, yetiştirilecek olan tüm ekin türleri, kullanılabilecek girdiler ve izlenecek uygulamalar hakkında bilgi sağlamaya katkıda bulunmaktadır. Bu sayede tarımsal faaliyetlerde bulunan kişiler daha doğru kararlar alabileceklerdir.

Mevcut koşullarda bir tarım cenneti olabilecek Türkiye de sürekli değişim gösteren iklim koşullarından olumsuz yönde etkilenmektedir. Bazı yörelerde öngörülen değişimlere bağlı olarak kısmi olumlu sonuçlar alabilecek olsa da büyük ölçekte Türkiye, sıcaklık ve yağış değişimlerinden en çok zarar görme potansiyeli olan ülkelerin başında gelmektedir.

Kamu sektörü veya özel sektör ayırt etmeksizin konu ile ilgilenen bütün kuruluşların, bölgesel iklim öngörülerini dikkate alarak risk analizi yapmaları, strateji ve eylem planlarını belirlemeleri büyük önem taşımaktadır. En az bunun kadar önemli bir diğer nokta, tarımın iklim değişikliğine adaptasyonunu sağlamak için gerekli hazırlıkların yürütülmesidir.

Dipnotlar:

1CCSP (2008). İklim Değişikliğinin Amerika Birleşik Devletleri’nde Tarım, Arazi Kaynakları, Su Kaynakları ve Biyolojik Çeşitlilik Üzerindeki Etkileri. ABD İklim Değişikliği Bilim Programı ve Küresel Değişim Araştırmaları Alt Komitesi Raporu.
2USGCRP (2014). Hatfield, J., G. Takle, R. Grotjahn, P. Holden, R. C. Izaurralde, T. Mader, E. Marshall ve D. Liverman, 2014: Bölüm 6: Tarım. Amerika Birleşik Devletleri’nde İklim Değişikliği Etkileri: Üçüncü Ulusal İklim Değerlendirmesi, J. M. Melillo, Terese (T.C.) Richmond ve G. W. Yohe, Eds., ABD Küresel Değişim Araştırma Programı, 150-174.

]]>
https://escarus.com/iklim-degisikligi-ve-tarim/feed/ 0