Melis Bitlis | escarus.com https://escarus.com escarus.com Mon, 19 Jan 2026 08:24:37 +0000 tr hourly 1 https://wordpress.org/?v=7.0 https://escarus.com/wp-content/uploads/2023/12/cropped-Escarus_logo-13-32x32.jpg Melis Bitlis | escarus.com https://escarus.com 32 32 Biyoçeşitlilik ve Doğa Finansmanında Bizi Neler Bekliyor? https://escarus.com/biyocesitlilik-ve-doga-finansmaninda-bizi-neler-bekliyor/ https://escarus.com/biyocesitlilik-ve-doga-finansmaninda-bizi-neler-bekliyor/#respond Fri, 07 Nov 2025 12:05:38 +0000 https://escarus.com/?p=110364

Biyoçeşitlilik ve doğa kavramları son günlerde sıklıkla zikredilen ve kimi zaman birbiri yerine kullanılmaya başlanan terimlerdir. Çevrenin korunması ve iklim değişikliğiyle mücadele başlıkları tartışılırken doğa, doğa temelli çözümler ve biyoçeşitlilik kavramlarının da tabiri caizse “mütemmim cüz” olarak kabul edildiği görülmektedir. Bu iki terimi somutlaştırabilmek ve daha iyi kavramsallaştırabilmek için öncelikle aralarındaki farkın anlaşılması gerekmektedir. Hükümetlerarası Biyoçeşitlilik ve Ekosistem Hizmetleri Bilim-Politikalar Platformu’num (IPBES) tanımına göre doğa, “canlı organizmaların çeşitliliğine ve kendi aralarındaki ve çevreleriyle etkileşimlerine vurgu yapan doğal dünya”dır. Birleşmiş Milletler Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi de biyolojik çeşitlilik – veya biyoçeşitlilik – kavramını, “diğerlerinin yanı sıra kara, deniz ve diğer su ekosistemleri ile bu ekosistemlerin bir parçası olduğu ekolojik kompleksler de dahil olmak üzere tüm kaynaklardan canlı organizmalar arasındaki farklılaşma anlamındadır; türlerin kendi içindeki ve türler arasındaki çeşitlilik ve ekosistem çeşitliliği de buna dahildir.” ifadesiyle tanımlamaktadır. Başka bir deyişle biyoçeşililik, ekosistemlerin tüm canlıların refahı için gerekli olan yaşam destek sürecini sürdürebilme yeteneğinin ve sağlıklı çevrenin bir göstergesidir.

Doğa; sadece kıyılarıyla, kırlarıyla, dağlarıyla, ormanlık alanlarıyla, parklarıyla insanlara bir görsel şölen sunan ve varlık değeri bundan ibaret olan bir şey değildir. Doğa asıl etkisini su, gıda, hammadde, ilaç kaynaklarını sunarak ve iklimin düzenlenmesi, su ve hava kalitesi, besin döngüsü, toprak oluşumu ve hatta polinasyon gibi birçok alanda temel ekosistem hizmetleri sağlayarak göstermektedir. Her ne kadar çoğu kez akla gelmese de küresel ekonominin birçok başlığı doğal kaynaklara bağlıdır. Ancak maalesef dünyamızda kısaca doğa olarak tanımlanan ekosistem ve canlıların neredeyse yarısı önemli risklere maruz kalmaktadır. Özellikle son yıllarda herkesin yakından gözlediği ve birebir tanık olduğu üzere doğal sistemler hızlı ve endişe verici bir bozulma yaşamaktadır. 1970 yılından beri, izlenen yaban hayatı nüfusunda; kara ve deniz alanlarının kullanımındaki değişiklikler, iklim değişikliği, kirlilik, doğal kaynak kullanımı ve istilacı türlerin yayılması nedeniyle yaklaşık %73 oranında bir düşüş olduğu ifade edilmektedir.1 Yaklaşık bir milyon hayvan ve bitki türü, insanlık tarihinde hiç olmadığı kadar hızlı bir şekilde yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalmış durumdadır.

Biyoçeşitlilik kaybı ve doğanın bozulması aynı zamanda bir finansal risk unsuru da taşımaktadır. Birleşmiş Milletler Çevre Programı Finans Girişimi’nin açıklamasına göre doğa kaynaklı risklerin İngiltere’nin GSYİH’sinde %12’lik bir kayba yol açabileceği, biyolojik çeşitlilik açısından zengin ülkelerde ise potansiyel olarak daha büyük etkilere neden olabileceği tahmin edilmektedir.2

Bu endişe verici tablo, doğayı korumayı, restorasyonu, doğanın sürdürülebilir kullanımını hızlandırmayı ve doğa kaybının doğrudan ekonomik etkenlerinin azaltılmasını elzem hale getirmektedir.  2022 yılında 188 ülke tarafından kabul edilen Kunming-Montreal Küresel Biyoçeşitlilik Çerçevesi (Global Biodiversity Framework), gezegenin korunmasına yönelik kurgulanmış bir çerçeve anlaşmasıdır. 2050 yılı için 4 temel amaç, 2030 yılı için de 23 hedef  belirleyen3 Çerçeve, kritik doğal ekosistemleri korumak, restore etmek ve ekonomik sektörleri sürdürülebilir uygulamalara kaydırmak amacıyla yapılması gerekli dönüşüm yatırımları için ihtiyaç duyulan yıllık finansman miktarının 700 milyar ABD doları olduğunu öngörmektedir.4 Öte yandan, Dünya Ekonomik Forumu’na göre doğa dostu ekonomilere geçişin, küresel olarak yıllık 10,1 trilyon ABD doları tutarında iş fırsatı, 2030 yılına kadar da 395 milyon yeni istihdam fırsatı yaratabileceği değerlendirilmektedir.5

Yukarıda bahsedilen sebeplerden dolayı doğa finansmanı, geçtiğimiz birkaç yıl içinde yeşil finansın önemli bir alt başlığı olarak yükselmeye başlamıştır. Doğa koruma ve restorasyonuna, biyoçeşitliliğin doğrudan etkilerinden bir veya daha fazlasını azaltmak için ekonomik faaliyetlerin dönüştürülmesine, ekosistemlerin ve ekosistem hizmetlerinin kaybına, doğa temelli çözümlerin ekonomik sektörler arasında entegrasyonuna ve destekleyici politika, araç ve faaliyetlere odaklanarak sürdürülebilir – yani yeşil, mavi, sürdürülebilir temalı –  finansal enstrümanları biyoçeşitlilik ve doğanın korunması yatırımlarına yönlendirmek mümkündür.

Doğa ve biyoçeşitlilik finansmanına olan ilgi arttıkça, konuyla ilgili uygulamalar ve düzenlemeler de çeşitlenmektedir. Bu alandaki çalışmaların ilki 2022 yılında Uluslararası Finans Kuruluşu (IFC) tarafından hazırlanmıştır. “Biyoçeşitlilik Finansmanı Referans Rehberi” isimli doküman, yatırımcı ve finansörlerin biyoçeşitlilik finansmanı olarak kabul edilebilecek uygun fon kullandırım alanlarını belirlemeleri için yapılandırılmış bir yaklaşım sunmaktadır. Yeşil Tahvil İlkeleri ve Yeşil Kredi İlkeleri’ni temel alan Kılavuz, biyoçeşitlilik ve ekosistem hizmetlerini korumaya, sürdürmeye veya geliştirmeye yardımcı olan ve doğal kaynakların sürdürülebilir yönetimini teşvik eden yatırım projeleri, faaliyetleri ve bileşenlerinin gösterge niteliğinde bir listesini sunmaktadır. Kılavuz ayrıca, yatırım faaliyetlerinin Küresel Biyoçeşitlilik Çerçevesi hedeflerine katkısını da haritalandırmaktadır.6

2025, doğa ve biyoçeşitlilik finansmanı alanında birçok güncel gelişmenin yaşandığı bir yıl olmuştur. IFC, Mayıs ayında yatırımcıların, finans kuruluşlarının ve özel şirketlerin döngüsel ekonomiyi destekleyen projelere finansman sağlama fırsatlarını belirlemelerine ve ölçmelerine yardımcı olmayı amaçlayan “Uyumlu Döngüsel Ekonomi Finansman Kılavuzu”nu yayımlamıştır.7 Kılavuz, döngüsel ekonomi finansmanına uygun faaliyetlerin belirlenmesine yönelik rehberlik sağlamaktadır. Döngüsel ekonomi yatırımları konusunda uygun yatırım alanlarını belirleyen Kılavuz ortak bir anlayış oluşturma yolunda önemli bir adım teşkil etmektedir.

Bunu takiben Haziran ayında Uluslararası Sermaye Piyasaları Birliği (ICMA) tarafından “Doğa İçin Sürdürülebilir Tahviller: Bir Uygulayıcının Rehberi” yayımlanmıştır. ICMA’nın yeni rehberi, 6 trilyon ABD dolarlık sürdürülebilir tahvil piyasasının doğa finansmanına önemli miktarda sermaye yönlendirme potansiyelinden yararlanmayı amaçlamaktadır. Rehber, yalnızca “karasal ve sucul biyoçeşitliliğin korunması” için yatırım örnekleri tanımlamayı değil, Yeşil Tahvil İlkelerine uygun 10 proje kategorisinde doğayla ilgili fon kullanımı (use of proceeds) hususunu açıkça belirlemeyi de amaçlamaktadır. Yani Küresel Biyoçeşitlilik Çerçevesi’nde 2030 yılına kadar doğa kaybını durdurmak ve tersine çevirmek için belirlenen hedeflerdeki ilerlemeyi hızlandırmayı amaçlamaktadır. Ayrıca doğayla ilgili performans izleme göstergeleri olan sürdürülebilirlikle bağlantılı tahviller hakkında ek yönlendirme sunmaktadır. Rehber, sadece tahvil ve sermaye piyasası araçları değil krediler gibi diğer borçlanma araçları için de kullanılabilmektedir.

Bu çalışmalara ilave olarak IFC, Eylül ayında “Mavi Finans Rehberi”ni güncellemiştir.8 İlk versiyonu 2022’de yayımlanan rehberin güncellenmiş versiyonunda, uygun sektör ve faaliyetlerin daha geniş bir listesi, örnek metrikler ve göstergelerin yanı sıra Mavi Tahviller ve Krediler ile Sürdürülebilirliğe Bağlı Tahviller ve Krediler için açıklayıcı örnekler yer almaktadır. Bu rehber de biyoçeşitlilik çalışmaları için temel alınabilecek bir kaynak görevini görmektedir.

Rehber ve kılavuz dokümanların yanı sıra, doğa temelli raporlama uygulamalarının da gelecek dönem doğa finansmanının gündemindeki uygulamalar arasında yer alacağı görülmektedir. Doğa Temelli Raporlamalar Görev Gücü (Taskforce on Nature Related Disclosures, TNFD) şirketlerin doğa temelli uygulamalarını ve bu uygulamaların etkilerini raporlamalarını bekleyen bir yaklaşımdır. TNFD, kuruluşları, doğa temelli konuları tanımlamak ve değerlendirmek için LEAP metodunu kullanmaları konusunda yönlendirmektedir. LEAP metodu, şirketin;

1) doğayla arasındaki bağı bulması (locate),

2) doğaya olan bağımlılığını ve etkilerini değerlendirmesi (evaluate),

3) doğayla ilgili risk ve fırsatlarını değerlendirmesi (assess), ve

4) doğayla ilgili risk ve fırsatları ile doğayla ilgili önemli sorunları hakkında raporlama yapmaya hazırlanması (prepare)

adımları üzerinden ilerleyen bir yaklaşım sunmaktadır.

TNFD’nin Eylül ayında yayımladığı Statü Raporu’na göre, 50’den fazla ülke/bölgeden toplam 620 kuruluş, TNFD önerileriyle uyumlu doğayla ilgili raporlarını hazırlamıştır. Rapor için gerçekleştirilen ankete katılan şirketlerin ve finans kuruluşlarının %63’ü, doğayla ilgili sorunlarının, işletmelerinin gelecek beklentileri açısından iklimle ilgili sorunlar kadar veya onlardan daha önemli olduğuna inanmaktadır. Haziran ayında yapılan Sorumlu Yatırımcı Anketi’ne katılan yatırımcıların %77’si, TNFD’yi temel alan doğayla ilgili standartlar görmek istediklerini belirtmiştir.9

Finansman, etkiyi yönetmek ve yeni yatırımları hızlandırabilmek için ihtiyaçların başında gelen konular arasında yer almaktadır. Doğa ve biyoçeşitlilik faaliyetlerini finanse etmek için de birçok alternatif finansman enstrümanını değerlendirmek mümkündür.  Bunların birkaçı aşağıda listelenmektedir.  Ancak enstrüman seçimi için değerlendirme yapılırken yatırımın detayları, faydalanıcı tarafın yapısı (şirket, kamu, finans kuruluşu olması vb.), süre, geri ödeme modeli gibi birçok kriterin dikkate alınması gerekmektedir.

1. Hedef Bağlantılı Ürünler

Sürdürülebilirlik bağlantılı kredi (SBK) ve tahviller (SBT), doğa ve biyoçeşitliliğin korunmasına yönelik hedefler içerecek şekilde kurgulanabildiklerinden kolay, farklı sektörler tarafından uygulanabilecekleri için de kapsamlı mekanizmaların başında gelmektedir. Orman alanlarının artırılması veya suya deşarj edilen kirli su oranında azaltım gibi hedefler üzerinden SBK’ler kurgulamak mümkün olmaktadır.

Önümüzdeki dönemde özel sektör kuruluşları için özellikle hedef temelli mekanizmaların, yani sürdürülebilirlik bağlantılı kredilerin, ülkemizde doğa finansmanı için kullanılacak mekanizmaların başında gelmesi güçlü bir olasılıktır.

2. Kullandırım Alanı Odaklı Ürünler

Hedef bağlantılı mekanizmalara ilave olarak, elde edilen fonların doğanın korunması, restore edilmesi ve biyoçeşitliliğin zenginleştirilmesi gibi alanlara kullandırılacak şekilde kurgulanan yeşil ve mavi tahvil/krediler de tercih edilebilmektedir. Bu mekanizmalar tercih edildiğinde, yatırımcıların ve finansörlerin yaratılan etkiyi rahat takip edebilmeleri için şeffaf raporlama uygulamalarına dikkat edilmesi gerekmektedir. Örneğin, ilk mavi tahvili 2023 yılında ihraç eden ve offshore rüzgar santralleri gibi enerji faaliyetleri yürüten Ørsted şirketi, etki şeffaflığını senelik etki raporlarında portföy bazlı değil, proje detayında açıklama yaparak sağlamaktadır.10

3. Etki Fonları

Borçlanma ve sermaye piyasasındaki mekanizmalara ilave olarak, etki odaklı oluşturulan fonlar da doğa finansmanı için yeni bir alternatif sunmaktadır. Bu gibi fonlar, doğa dostu çıktıları olan şirket/projelere yatırım yapmakta ve getiri elde etmek için genellikle daha yüksek riskli veya daha uzun yollar seçmektedir. Örneğin 500 milyon ABD doları değerinde küresel bir doğal sermaye fonu olan Silvania, büyük ölçekli restorasyona, sürdürülebilir ormancılığa, kıyı ve deniz ekosistemlerine doğrudan yatırım yapmaktadır.11

Uygulamaları henüz yeni başlayan doğa etki fonlarının ölçeklendirilmesi için daha güçlü yatırım yapılabilir proje havuzlarının oluşması, projelerin de güçlü yönetişim yapıları ve standardize metriklerle takip edildiği çerçevelerle kurgulanması gerekmektedir.

4. Ekosistem Hizmetleri İçin Ödeme Sözleşmeleri

Bu sözleşmeler, belirli ekosistem hizmetleri için koruma çabalarını ödüllendirmekte ve büyük ölçüde kamu kesimi tarafından oluşturulmaktadır. Özel sektörü dahil etmek için daha uzun vadeli sözleşmeler, birleştirme, standartlaştırılmış planlar ve tedarik zincirleriyle entegrasyon gerekmektedir.

Ayakkabı firması VEJA’nın Amazon’daki programı, ekosistem hizmetleri için ödeme sözleşmelerine bir örnek sayılabilir. Sürdürülebilir kauçuk tedarikini ödüllendirdiği programda VEJA, 2018 yılından bu yana, ormansızlaşmaya yol açmayan yabani kauçuk için kauçuk üreticilerine piyasa fiyatlarının %80 üzerinde prim ödemektedir. Program kapsamında 2021 yılına kadar 435 tedarikçiden 1.000 tonun üzerinde kauçuk satın alınmış ve bu da VEJA’nın hem sürdürülebilirlik hedeflerine ulaşmasını hem de daha güçlü ve daha dayanıklı tedarik zincirleri oluşturmasını sağlamıştır.12

5. Borç-Doğa Takası

Genellikle kamu projelerinin finanse edilmesi için kullanılan bu modelde doğa koruma veya restorasyon taahhütleri karşılığında, borç, genellikle iyileştirilmiş finansal koşullarla yeniden yapılandırılmaktadır. Özünde, ülkelerin, iklim krizine karşı dayanıklılıklarını artırmak için mali kaynakları serbest bırakmalarına ve -mali krize yol açmadan diğer kalkınma önceliklerine odaklanmalarını sağlayacak şekilde- doğayı korumak için harekete geçmelerine olanak tanıyan bir finansal araçtır.

Aslında borç-doğa takası yeni bir kavram değildir. Borç karşılığı doğa anlaşmasının ilki, 1987 yılında ABD merkezli çevreci kar amacı gütmeyen kuruluş Conservation International ile Bolivya arasında imzalanmıştır. Söz konusu enstrüman, o günden beri özellikle gelişmekte olan ve az gelişmiş ülkelerin tercih ettiği finansman modelleri arasında yer almaktadır.

6. Doğal Varlık Üzerine Kurulu Şirketler

Henüz çok yeni olan bu kategori, doğanın ekonomik değerini öz sermaye modelleri aracılığıyla finansal değere dönüştürecek şirketler kurulması teorisi üzerinden şekillenmektedir. Dünyadaki ilk doğal varlık üzerine kurulu Boreal Company Holding isimli şirket, boreal bölgelerdeki, yani kuzey yarım kürenin soğuk iklim bölgelerinde bulunan yoğun ağaçlık alanlardaki doğal mirası korumak ve sürdürülebilir büyümeyi teşvik etmek üzerine kurulmuştur. Bu ormanlarda yaşayan yerel topluluklara ait bir milyon dönümden fazla orman arazisi üzerine kurulan şirket tarafından tatlı su yönetimi, iklim düzenlemesi ve taşkınların azaltılması gibi ekosistem hizmetleri sunulmaktadır.

Doğal varlık şirketleri, yaratabilecekleri etki nedeniyle önemli bir potansiyele sahiptir, ancak tekrarlanabilir yatırımların oluşabilmesi ve ölçeklendirme için etkinin izlenebilmesi, iş modelinin kanıtlanabilmesi için daha fazla örnek oluşması gerekmektedir.

Peki tüm bu bilgilerin ışığında, doğa ve biyoçeşitlilik finansmanında bizleri neler beklemektedir? Bu kadar farklı uygulama ve opsiyonun olduğu bir alanda hareketliliğin devam edeceği öngörülmektedir. Ancak bu hareketlilik kurumları kandırmamalıdır; önümüzdeki aylarda daha sıklıkla göreceğimiz doğa ve biyoçeşitlilik finansmanı işlemlerinde “mış gibi yapılmış” veya “yapmış olmak için yapılmış” örnekler değil, etki yaratabilecek, uygulanabilir ve doğru mekanizmaların tercih edildiği stratejilerle kurgulanmış modeller başarı hikayesi olarak öne çıkacaktır. Bu nedenle sürece başlarken öncelikle etki değerlendirmelerinin ve doğru analizlerin yapılması önem taşımaktadır. Kurumların doğa üzerindeki etkilerini ve kendilerini etkileyen alanları belirlemeleri, bunların iyileştirilmesine yönelik yatırım ihtiyaçlarını tanımlamaları ve bu ihtiyaçlara uygun enstrümanları tercih etmeleri gerekmektedir. Bu karar sürecinde yukarıda belirtilen kılavuz dokümanlar ve rehberler ışığında ilerlenmesi, uluslararası uygulamalarla uyumlu hareket edilmesini mümkün kılacaktır. Hiç şüphe yok ki tüm bu adımları takip ederken, gerçek etkinin tespit edilebilmesi için yeşil (ve tabii mavi) badanadan uzak durulması gerektiği de daima hatırda tutulmalıdır.

Dipnotlar:

1) WWF. (2024). 2024 Living Planet Report: A System in Peril. Şu adresten erişilebilir: https://wwflpr.awsassets.panda.org/downloads/2024-living-planet-report-a-system-in-peril.pdf . Son erişim tarihi: Ekim 2025.

2) UNEPFI. (2021). Trend Report Nature Finance: Looking ahead to 2025. Şu adresten erişilebilir: https://www.unepfi.org/themes/ecosystems/trend-report-nature-finance-looking-ahead-to-2025/. Son erişim tarihi: Ekim 2025.

3) Convention on Biological Diversity. (2022). Kunming-Montreal Global Biodiversity Framework. Şu adresten erişilebilir:  https://www.cbd.int/doc/decisions/cop-15/cop-15-dec-04-en.pdf . Son erişim tarihi: Ekim 2025.

4) ICMA. (2025). Sustainable Bonds for Nature: A Practitioner’s Guide Principles Principles. Şu adresten erişilebilir: https://www.icmagroup.org/assets/documents/Sustainable-finance/2025-updates/Sustainable-Bonds-for-Nature-A-Practitioners-Guide-June-2025.pdf . Son erişim tarihi: Ekim 2025.

5) World Economic Forum. (2020). The Future of Nature and Business. Şu adresten erişilebilir:  https://www3.weforum.org/docs/WEF_The_Future_Of_Nature_And_Business_2020.pdf . Son erişim tarihi: Ekim 2025.

6) IFC. (2023). Biodiversity Finance Reference Guide. Şu adresten erişilebilir:  https://www.ifc.org/content/dam/ifc/doc/mgrt/biodiversity-finance-reference-guide.pdf . Son erişim tarihi: Ekim 2025.

7) IFC. (2025a). Harmonized Circular Economy Finance Guidelines. Şu adresten erişilebilir: https://www.ifc.org/content/dam/ifc/doc/2025/harmonized-circular-economy-finance-guidelines-en.pdf . Son erişim tarihi: Ekim 2025.

8) IFC. (2025b).  Guidelines for Blue Finance Version 2.0. Şu adresten erişilebilir: https://www.ifc.org/content/dam/ifc/doc/2025/guidance-for-blue-finance-v2-0.pdf . Son erişim tarihi: Ekim 2025.

9) TNFD. (2025). TNFD 2025 Status Report. Şu adresten erişilebilir:  https://tnfd.global/wp-content/uploads/2025/09/250918_TNFD-Status-Report_DIGITAL.pdf?v=1758808860 . Son erişim tarihi: Ekim 2025.

10) Orsted (2025). Summarised blue bond impacts 2024. Şu adresten erişilebilir: https://cdn.orsted.com/-/media/www/docs/corp/com/sustainability/2025/summarised-blue-bond-impacts-2024.pdf . Son erişim tarihi: Kasım 2025.

11) World Economic Forum (Eylül 2025). These 10 nature finance models could help deliver returns and impact – here’s how.Şu adresten erişilebilir: https://www.weforum.org/stories/2025/09/nature-finance-sustainable-investing-priority-models/. Son erişim tarihi: Kasım 2025.

12) Partnership for Forests. (2021). How a French shoe company is protecting forests and improving livelihoods in the Brazilian Amazon: the case of Veja. .Şu adresten erişilebilir: https://partnershipsforforests.com/wp-content/uploads/2021/12/Veja-Shoes_Social-Impact-Case-Study.pdf . Son erişim tarihi: Kasım 2025.

]]>
https://escarus.com/biyocesitlilik-ve-doga-finansmaninda-bizi-neler-bekliyor/feed/ 0
COP 28’e Girerken İklim Gündemi Nerede? https://escarus.com/cop-28e-girerken-iklim-gundemi-nerede/ https://escarus.com/cop-28e-girerken-iklim-gundemi-nerede/#respond Thu, 23 Nov 2023 03:59:23 +0000 https://escarus.com/?p=100918

İklim aktivistlerinin, politika yapıcıların, sivil toplumun ve ilgili tüm paydaşların bir yıl boyunca beklediği dönem, yani 2023 yılı Taraflar Konferansı’nın (Conference of the Parties – COP) zamanı yaklaştı. 28. Taraflar Konferansı yani kısaca COP 28, 30 Kasım – 12 Aralık tarihleri arasında Dubai, Birleşik Arap Emirlikleri’nde gerçekleşecek. Bu konferansların gündemi bir önceki COP’ta yürütülen müzakereler ve alınan kararlar üzerine inşa edildiğinden bu sene COP 28’de bizi bekleyen gündemi anlamak için geçtiğimiz yıl yaşananları da hatırlamak gerek.

Geçtiğimiz yıl bu dönemlerde Şarm El Şeyh’teki 27. Taraflar Konferansı’ndan ayrılanlar; karbondioksit harici sera gazlarına yönelik yaptırımların altının çizildiği, kayıp ve zararlara yönelik bir fon yaratılmasına yönelik taahhütlerin verildiği, özel sektörün iklim değişikliğiyle mücadele konusunda daha adanmış/iddialı girişimlerde ve taahhütlerde bulunduğu, iklim uyumu için şimdiye kadar olması gerektiği ölçüde finansmanın kanalize edilemediği hususunda bir mutabakatın sağlandığı, bu doğrultuda kalkınma finansmanı kaynaklarının iklim eylemi perspektifinde çeşitlendirilmesi konusunda ortak taahhütler verildiği müzakerelerle geçen bir konferansı geride bırakmıştı. İlave olarak geçtiğimiz yıl yapılan Taraflar Konferansı, devam eden bölgesel çatışmalar ve enerji tedarik zincirlerini tehdit eden diğer küresel gelişmelerin ışığında nükleer enerjinin temiz ve güvenilir bir enerji arz kaynağı olarak konumlandırıldığı, temiz hidrojenin ve karbon yakalama teknolojilerinin önceliklendirildiği, iklim temelli raporlama uygulama ve standartlarının öne çıktığı bir buluşma oldu. Fosil yakıtlardan çıkışın önemi hep olduğu gibi geçen seneki toplantıda da vurgulandı. Diğer yandan, büyük kirletici ülkelerin bağlayıcı taahhütlerden kaçınmaları 1,5 derece hedefine ulaşılması kararlılığını gölgeleyen gelişmeler olarak nitelendirildi.

Bu çerçeve ışığında, COP 28’de müzakerelerin ve odak noktalarının neler olacağını düşünürsek, özellikle aşağıdaki başlıklar etrafında şekillenecek tartışmaların bizi beklediğini söylemek mümkün:

– Birleşmiş Milletler, küresel sıcaklık artışını 1,5 dereceyle sınırlama hedefine ulaşmak için küresel sera gazı emisyonlarının 2030’a kadar 2010 seviyelerine kıyasla %45 oranında düşmesi gerektiğini söylüyor. Ancak yine Birleşmiş Milletler’in yaptığı çalışmalar, mevcut ulusal iklim değişikliği eylem planları ile ilerlenmesi durumunda, emisyonların 2030 yılında 2010 yılına oranla %9 artacağını gösteriyor.Yani acil eylem alınmasının şart olduğunun tekrar altının çizileceği bir müzakere sürecine giriyoruz.
– İklim finansmanı ihtiyacı öne çıkan bir tema olmaya devam ediyor. Bu sene gelişmiş ülkelerin, gelişmekte olan ülkelere 100 milyar ABD doları finansman taahhüdü üzerinden daha somut adımlar atmaya yönlendirildiği bir yıl olacak. Özellikle iklim uyum finansmanındaki açık devam ediyor. İklim uyumundaki finansman açığının (yani iklim uyumu için yapılması gereken yatırımların maliyeti ve bu konulara sağlanan finansman miktarı arasındaki farkın) yıllık 194 ile 366 milyar dolar mertebesinde olduğu hesaplanıyor. Buna ilave olarak, gelişmekte olan ülkelerin uyum finansmanı açığının daha önceki hesaplamalardan %50 daha fazla olduğu, yani uluslararası finansman akışlarının 10-18 katı üzerinde kaldığı görülüyor.2 Geçtiğimiz yıl Dünya Bankası Grubu başta olmak üzere kalkınma finansmanı kuruluşlarının iklim finansmanı konusunda önemli bir rolleri olduklarını kabul edip bu konuda somut adımlar atma taahhütlerini de hatırladığımızda, bu sene özellikle uyum finansmanı konusunda yeni somut uygulamaların geliştirilmesi bekleniyor.
– Finansmanla ilgili tartışılması beklenen bir diğer başlık kayıp ve zarar fonu. COP 27’nin öne çıkan gelişmelerinden biri, kayıp ve zarar fonunun kurulması kararıydı. Geçtiğimiz yıl içinde tarafların bu fonun uygulama ve faydalanma esasları üzerine çalışarak şekillendirmesi gerekiyordu. İklim konusunda kırılganlık yaşayan ada ülkeleri başta olmak üzere tüm gelişmekte olan ülkeler bu fonun hayata geçmesini bekliyor. Fonun detaylarını şekillendireceği düşünülen 24 ülkenin, COP 28 öncesinde fonun işleyiş esasları hakkında temel kriterleri oluşturması öngörülüyordu. Ancak hala fonun nasıl işleyeceği, finansmanın nasıl ve kime hangi koşullarla sağlanacağı gibi başlıklar tam olarak tanımlanamamış durumda. Bu nedenle kayıp ve zarar fonunun uygulamaya geçirilmesi COP 28’in önemli başlıklarından biri olacak.
– Son dönemde ABD ve Çin arasında gerçekleşen iklim müzakereleri de COP 28’de gündemi belirleyecek gelişmeler arasında yer alıyor. Küresel enerji tüketimi ve emisyonlar konusunda önemli etkileri olan ve iklim politikaları nedeniyle farklı sebeplerle eleştirilen iki ülkenin iklim elçileri, Temmuz ve Kasım aylarında bir araya gelerek iklim değişikliği politikaları konusunda ortak yaklaşımlarını belirlediler. Yayımladıkları ortak deklarasyonda iki ülke; Paris Anlaşması kararları ve 1,5 derece hedefi doğrultusunda hareket etmeye devam edeceklerini, bu doğrultuda küresel yenilenebilir enerji kapasitesinin 2030 yılına kadar 3 katına çıkması için çalışacaklarını, yine 2030 yılına kadar ortak 5 büyük çaplı karbon yakalama projesi geliştireceklerini, metan emisyonları konusunda ulusal eylem planları oluşturacaklarını ve COP 28’de ortaklaşa bir metan ve CO2 harici sera gazları zirvesi organize edeceklerini ilan etti.3 İklim değişikliği politikaları konusunda gündemde olan ABD ve Çin’in bu ortak taahhütleri ve özellikle fosil yakıtların azaltımına yönelik yaklaşımları küresel iklim değişikliği politikalarının olumlu yönde tetiklenmesi ve diğer ülkelerin bu yaklaşımları takip etmesi için umut verici olmakla birlikte, her iki ülkenin kömür kullanımını ve termik elektrik üretimini azaltma yönünde somut adımlar atmamasının bir eleştiri unsuru olarak COP 28 gündeminde yer bulması bekleniyor.

Özetle, iklim eylemlerine yönelik aciliyetin farkında olunan ancak uygulama esasları konusunda müzakerelerin devam edeceği bir Konferans gündemi bizleri bekliyor. Ayrıca Paris Anlaşması’ndan sonra yayımlanan ilk durum değerlendirmesinin sonuçlarının da gündemi etkilemesi beklentiler arasında. Ekim ayında duyurulan durum değerlendirmesinin (global stocktake) çıktıları, Paris hedefleriyle uyumlu bir yolda ilerlenmediği yönünde. Tarafların Konferans’ta bu konuyu gündeme almaları ve çalışmanın bulgularını cevaplamaları bekleniyor.

Dipnotlar:
1) https://www.unep.org/news-and-stories/news/spotlight-climate-action
2) https://www.unep.org/resources/adaptation-gap-report-2023
3) https://www.state.gov/sunnylands-statement-on-enhancing-cooperation-to-address-the-climate-crisis/

]]>
https://escarus.com/cop-28e-girerken-iklim-gundemi-nerede/feed/ 0
Yeşil Tahvil Prensipleri (GBP) 2021 Güncellemesi: Yeşil Tahvil Piyasası İçin Ne Getiriyor? https://escarus.com/yesil-tahvil-prensipleri-gbp-2021-guncellemesi-yesil-tahvil-piyasasi-icin-ne-getiriyor/ https://escarus.com/yesil-tahvil-prensipleri-gbp-2021-guncellemesi-yesil-tahvil-piyasasi-icin-ne-getiriyor/#respond Thu, 24 Jun 2021 19:39:56 +0000 https://escarus.com/?p=101633

Yeşil Tahvil Prensipleri’nin (Green Bond Principles-GBP) 2021 Yıllık Genel Kurulu ve Yıllık Konferansı 10 Haziran tarihinde gerçekleşti. Bu Genel Kurul’da ilan edilen yeni gelişmelerden biri de GBP’de yapılan güncellemelerdi. Uluslararası yeşil tahvil piyasalarına kılavuz rolü üstlenen gönüllü standartların başında gelen GBP Sekreteryası, 14 Haziran’da gerçekleştirdiği Yıllık Genel Kurulu Toplantısı’nda Prensiplerin güncellendiğini duyurdu.

En son 2018’de güncellenmiş olan GBP’nin yeni versiyonu, geçtiğimiz revizyonlardan farklı olarak Prensiplerin içeriğine de birtakım temel yenilikler getiriyor.

GBP’deki değişiklikleri aşağıdaki üç temel başlık altında özetlemek mümkün:

    1. İhraççıların sürdürülebilirlik yaklaşımı: GBP 2021, eski versiyonlarda bulunan 4 temel kriterin yanı sıra (kullandırım alanları, proje seçme ve değerlendirme, fon yönetimi ve raporlama) iki ilave başlıkta daha ihraççılara yönlendirme sağlamayı planlıyor. Bu başlıklardan biri tahvil çerçevelerinin ihraççıların sürdürülebilirlik stratejisiyle uyumunun açıklanması. Yeni GBP çerçeve dokümanlarında ihraççıların genel sürdürülebilirlik stratejilerini özetlemelerini ve yeşil tahvil proje alanlarının bu strateji ile uyumlarını açıklamalarını bekliyor. Başka bir deyişle, şirketlerin sürdürülebilirlikle ilgili temel adımlar atmadan, sürdürülebilirliği bir iş yapış şekli haline getirmeden sadece yeşil tahvil ihraç etmelerinin, yani “green washing” (yeşil badana) risklerinin önüne geçmeye çalışılıyor.

Şirketlerin sürdürülebilirlik stratejilerine yeşil tahvil çerçevelerinde yer verilmesi önerisi oldukça olumlu bir adım. Özellikle gelecek dönemde yeşil tahvil piyasanın daha da hızlanacağı öngörüldüğünde, bu öneri yeşil tahvil kriterleriyle örtüşmeyecek ihraçların önüne geçmek için önemli bir yaklaşım olacak.

    1. Dış görüş: GBP 2021’nin ilave yönlendirme sağladığı iki yeni başlıktan bir diğeri de dış görüş (external review) süreçleri. GBP, ihraççılara ihraç öncesinde çerçeve dokümanlarının GBP ile uyumunun değerlendirilmesi için bağımsız bir dış danışmandan dış görüş (ikinci taraf görüşü) almasını öneriyor. İhraç sonrası etki raporlaması için de takip edilen gerçekleşmelerin yine bir dış taraf tarafından doğrulanması öneriliyor.

Dış görüş, GBP’nin eski versiyonlarında da altı çizilen bir konuydu. Hatta GBP, dış görüş hizmeti sağlayıcıları tarafından sunulan hizmetleri standartlaştırmak için bu alanda bazı çalışmalar gerçekleştirmekte, dış görüş sağlayıcılar için kılavuzlar yayınlamaktaydı. 2021 versiyonuyla GBP, yeşil tahvil çerçevelerine alınacak dış görüş hizmetini ihraç öncesi ve ihraç sonrası olarak ikiye ayırmakta, iki süreçteki değerlendirme kapsamını farklılaştırarak ihraççılara bir yönlendirme sunmaktadır. GBP’nin bu başlıktaki önerdiği dış görüş yaklaşımının AB Yeşil Tahvil Standartlarında önerilen dış görüş süreçlerine benzer bir yaklaşımda bulunduğu ifade edilebilir.

  1. Projelerin çevresel ve sosyal risklerinin belirlenmesi: “Proje Seçme ve Değerlendirme” başlığı altında tahvil fonlarından finanse edilecek projelerin seçimi için takip edilecek metodoloji anlatılırken, projelerin olası/öngörülen çevresel ve sosyal risklerinin de tanımlanması, bu risklerin izlenmesi ve bertaraf edilmesi için öngörülen yollara da çerçevede yer verilmesi gerektiği belirtiliyor. Çevresel ve sosyal riskler, GBP’nin eski versiyonlarında yer almayan bir konu. Ancak çevresel sosyal risk yönetimi anlayışının, finans sektörünün proje değerlendirme yaklaşımında oldukça önemli bir yeri bulunmakta. Projelerin çevresel ve sosyal olası etkilerini önceden değerlendirmek, proje süresi boyunca onları izleyerek yönetebilmek için aksiyon planları oluşturmak özellikle uluslararası finans kuruluşlarının sorumlu finansman süreçlerinde üzerinde durduğu bir husus. Bu bakış açısıyla, yeşil projeleri finanse edecek bir tahvil çerçevesinin sadece olumlu etkileri değil, olası riskleri de tanımlaması ve raporlaması sorumlu finansman yaklaşımıyla uyumlu bir duruş sergiliyor. GBP’deki bu yeni eklemenin de AB Yeşil Finans Taksonomisi’yle uyumlu bir yaklaşım izlediği değerlendirilebilir. AB Yeşil Finans Taksonomisi, “Do No Significant Harm” olarak tanımladığı kriterle bir projenin yeşil sayılabilmesi için belirlenen proje kategorilerinden birine fayda sağlaması, ancak bunu yaparken diğer yeşil kategorilere ciddi sayılacak zararlar vermemesi gerektiğini şart koşuyor.

Özetle, GBP’nin 2021 versiyonu ihraççılara yeşil tahvil proje alanları dışında kurumun genel konularda ilave uygulamalar ve raporlama beklentileri getiren, bu ilave beklentileri diğer uluslararası standartlardaki uygulamalarla uyumlu kılan bir kılavuz dokümanı olarak değerlendirilebilir. GBP, Prensiplerin gönüllülük esaslı bir prensipler bütünü olduğunu ve herhangi bir bölgeye özel değil küresel geçerliliği olan bir doküman olduğunu belirtmekte, bu nedenle kriterlerini ve önerilerini olabildiğince geniş tutmaya çalıştığını ifade etmektedir. GBP’nin 2021 versiyonunun tahvil çerçeveleri ve gelecek dönem yeşil tahvil ihraçlarının şirket sürdürülebilirlik stratejileriyle daha uyumlu hale gelmesini destekleyeceği düşünülmektedir.

]]>
https://escarus.com/yesil-tahvil-prensipleri-gbp-2021-guncellemesi-yesil-tahvil-piyasasi-icin-ne-getiriyor/feed/ 0
İklim Değişikliği ve Karbon Yönetim https://escarus.com/iklim-degisikligi-ve-karbon-yonetimi/ https://escarus.com/iklim-degisikligi-ve-karbon-yonetimi/#respond Fri, 12 Mar 2021 00:54:50 +0000 https://escarus.com/?p=101229

Çevre ve iklim değişikliği konularında dünya çapında kurgulanan çalışmalar Birleşmiş Miletler Çevre Programı (United Nations Environment Programme – UNEP)’nın girişimleriyle yürütülmektedir.

Çevre ve iklim alanında küresel uygulamaların başını;

  • karbon fiyatlandırması üzerinden kurgulanan karbon piyasaları ve karbon vergileri,
  • iklim değişikliği etkilerini azaltma ve adaptasyon projeleri için iklim finansmanı,
  • emisyon azaltım ve adaptasyon çalışmaları

çekmektedir.

1992 Rio de Janeiro Çevre ve Kalkınma Konferansı’nda kabul edilen Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (United Nations Framework Convention on Climage Change – UNFCCC) iklim değişikliği konusunda günümüzde yapılan çalışmaların ilk adımını oluşturmaktadır. 1992 Rio Konferansı’nda UNFCCC’yi kabul eden 196 ülkenin oluşturduğu Taraflar Konferansı (Conference of the Parties – COP) düzenlenen toplantılarda karar verici pozisyondadır. Dolayısıyla COP konferansları iklim değişikliği konularında küresel politikayı şekillendirici ve yol haritasını belirleyici mekanizmayı oluşturmaktadır. İklim değişikliği ve küresel ısınmayla mücadelede şimdiye kadar nüfuz alanı en geniş uygulama olan Kyoto Protokolü, 1992 UNFCCC Konferansı’nda oluşturulmuştur. 1995 yılından beri yürürlüktedir. Protokol küresel ısınmanın var olduğu ve insan kaynaklı CO2 üretiminden kaynaklandığı varsayımları üzerinden ülkeleri sera gazı emisyonlarını azaltma konusunda yönlendirir. Protokolü kabul eden ülkeler, 2008-2012 yılları arasında emisyonlarını 1990 yılını baz alarak yüzde 5 oranında azaltmayı taahhüt etmiştir.

Kyoto Protokolü’nün yürürlükte kalma süresi 2020 yılında bitecektir ve günümüzde Kyoto’nun yerini alacak yeni uluslararası protokolün çalışmaları yürütülmektedir. Bu kapsamda iklim değişikliğinin etkilerini hafifletme ve adaptasyon çalışmaları için farklı stratejiler uygulanmaktadır. Yapılan çalışmalar sonunda iklim değişikliğinden asgari düzeyde etkilenmemiz için küresel ısınmanın 1990 yılına kıyasla 2100 yılında 2 santigrat derece ile sınırlandırılması gerektiği belirlenmiş ve bu karar COP üyesi ülkeler tarafından onaylanmıştır. IPCC raporlarına göre, 2100 yılına kadar bu hedefe ulaşmak için net emisyon miktarlarının sıfırlanması gerekmektedir. Bu noktada karbon fiyatlandırma projeleri önem taşımaktadır.

Kyoto Protokolü sonucunda geliştirilen emisyonları ticaret yöntemiyle sınırlandırmayı planlayan karbon piyasaları ve karbon vergilendirme sistemleri, karbonu fiyatlandırarak yapılan çalışmaların bu ekonomik değer üzerinden hesaplanmasına olanak sağlamaktadır. Bu bağlamda karbon kredileri ve karbon piyasaları küresel stratejilerde gittikçe önem kazanmaktadır. 2014 yılı COP 20 Lima Konferansı sonunda, 2015 yılında gerçekleşecek COP 21 toplantısında bütün taraflara yönelik yasal bir mekanizma ve protokol oluşturulmasına ve kurulacak bu platformun adaptasyon, hafifletme, finansman, teknoloji geliştirilmesi ve transferi gibi konuların hepsini irdelemesine, ayrıca COP 21 öncesinde her ülkenin sera gazı emisyonlarını azaltma konusunda Ulusal Olarak Belirlenmiş Katkılarını (Intended Nationally Determined Contributions – INDC) kamuoyu ile paylaşmasına karar verilmiştir. 2015 Aralık ayında Paris’te düzenlenen COP 21’de öne çıkan konular aşağıdaki gibidir:

  • Küresel ısınmanın 2 derecenin altında tutulması ve mümkün olduğunca 1,5 derece ile sınırlandırılması,
  • Bütün tarafların Ulusal Katkılarını (Nationally Determined Contributions, NDC) ilan etmeleri ve bu hedeflere ulaşmalarını sağlayacak tedbirleri almalarını tetikleyecek bağlayıcı taahhütlerde bulunmaları,
  • İklim değişikliğinden kaynaklanan kayıp ve zararların belirlenmesi ve en aza indirgenmesi,
  • Bütün ülkelerin emisyon miktarları, Ulusal Katkılarının uygulanması ve hedeflerinde ilerleme konularında düzenli raporlama yapması, ve ilerlemelerin uluslararası değerlendirilmeye tabi tutulması,
  • Her ülkenin 5 senede bir, bir öncekine göre gelişme göstermesi beklenen yeni Ulusal Katkılarını hazırlaması,
  • Gelişmiş ülkelerin gelişmekte olan ülkeleri desteklemesi,
  • Kyoto Protokolü’nde geçerli olan Temiz Gelişim Mekanizması’nın (CDM) yerini alacak, bir ülkedeki emisyon azaltımını diğer bir ülkenin Ulusal Katkısında kullanmasına imkan sağlayacak yeni bir mekanizma geliştirilmesi,
  • 2020 yılına kadar her sene 100 milyar dolar finansman mobilize edilmesi taahhüdünün 2025 yılına kadar uzatılması ve 2025 yılından sonrası için de daha yüksek bir hedef belirlenmesi,
  • Uluslararası emisyon ticareti yapan tarafların çifte sayımı (double counting) önlemek için gerekli çalışmaları yapmasının istenmesi.

Ülke planları arasında AB, Amerika Birleşik Devletleri ve Çin’in katkı kararları dikkat çekmektedir. AB’ye üye bütün ülkelerde uygulanacak olan sera gazı emisyon azaltım oranının %40 olacağını ilan etmiştir. ABD ise sera gazı emisyonlarını 2025 yılında 2005’e oranla %26-28 oranında azaltacağını ifade etmiştir. Bu çerçevede Çin ise karbon emisyonlarını 2030 yılında tavan seviyeye çıkarıp bu seneden itibaren azaltmayı planlayacağını, senkronize olarak fosil yakıtların payının azaltılacağını ve ekonominin karbon yoğunluğunun %60-%65 oranında azaltılacağını belirtmiştir.

INDC’lerde belirlenen hedefler ve Paris Anlaşması’nın 2 derece hedefine ulaşmak için, küresel karbon emisyonları ile ilgili bugünden başlayarak çok ciddi adımlar atılması gerekmektedir. Söz konusu ülkesel hedeflerin tutturulması için, özel sektöre de belli yaptırımların getirilmesi beklenmektedir. Bu yaptırımlar, karbon vergisi, karbon ticaret piyasaları ya da emisyon azaltıcı uygulamaların zorunlu hale getirilmesi şeklinde vücut bulabilir. 2030’a giden yolda hazırlıklı olmak amacıyla, şirketlerin şimdiden konuyla ilgili gerekli hazırlıkları yapmaları kendileri için faydalı olacaktır.

Şirketler ilk olarak, faaliyetlerinin karbon ayakizini ölçmek ve toplam karbon salımlarının ne kadar olduğunu hesaplayarak işe başlayabilirler. Bunu yaparken uluslararası standartları kullanan bir ölçüm sisteminin kullanılması, sağlıklı sonuçları garantileyeceği için kullanılacak olan karbon hesaplama sisteminde hangi standardın kullanıldığının sorulması önem taşır.

Escarus tarafından geliştirilen SıfırKarbon metodolojisi şirketlerin kolay, bilimsel ve uluslararası kabul gören metodolojiler dahilinde karbon azaltım programlarını yürütmelerine olanak sağlamayı amaçlayan bir prensipler dizisidir. SıfırKarbon sayesinde şirketler, karbon nötr olmak yolundaki süreçlerini yönetebilmekte ve SıfırKarbon sertifikasyonu ile azaltım taahhütlerini kamuoyu ile saydam bir şekilde paylaşabilmektedirler. Prensiplerin oluşturulmasında uluslararası ve ulusal standartlar esas alınmıştır. Sera gazı emisyonlarının ölçümlenmesinde, Sıfır Karbon Prensipleri, IPCC ışığında şirketler ve tesisler için ulusal yönetmelikler, “ISO 14064” ve “GHG Protocol”; ürün ve hizmetler için ise “PAS 2050” standartları ile uyumluluk içerisindedir.

SıfırKarbon Prensipleri sera gazı emisyonu ölçümlemesi ve karbon ayak izinin silinmesine konu olabilecek tüm alanları kapsayabilmek ve bunlar arasındaki farkı yansıtabilmek amacıyla, kurum, ürün ve hizmet sektörü için 3 farklı sertifikasyon çeşidi sunmaktadır:

SıfırKarbon Kurum, farklı tüzel kişilikteki müşterilerin sera gazı emisyon kaynaklarının belirlenmesi, sera gazı emisyonunun hesaplanması, gerekli azaltım stratejilerinin belirlenmesi, bu stratejiler dahilinde iç (azaltıcı önlemler) ve dış (karbon kredilerinin satın alınması) aksiyonlarda bulunulması ve gerçekleştirilen çalışmanın Sıfır Karbon Sertifikasyonu ile kamuoyuna iletişimi faaliyetlerini içermektedir.

Sıfır Karbon Ürün, satışı yapılan ürünlerin yaşam döngüsü analizi (LCA- Life Cycle Assesment) doğrultusunda belirlenmiş olan karbon emisyonlarının ölçümlenmesi, raporlanması, azaltımı ve ürün müşterilerinin bilgilendirilmesi amacıyla sertifikalandırılması süreçlerini içermektedir. SıfırKarbon Ürün sertifikasyon sistemi tüketicilerin; hem satın aldıkları ürünlerin üretimleri ve kendilerine ulaşana kadarki süreçte, hem de kullanım süresince iklim değişikliğine neden olduğu olumsuz etkiler hakkında bilgilendirilmesini amaçlamaktadır.

Sıfır Karbon Hizmet, hizmet sektöründe faaliyet gösteren şirketlerin farklı faaliyetlerinin veya şirketlerin mikro düzeyde gerçekleştirdiği bazı faaliyetlerin karbon emisyonlarının ölçülenmesi, raporlanması, azaltımı ve müşterilerinin bilgilendirilmesi amacıyla sertifikalandırılması süreçlerini içermektedir. SıfırKarbon Hizmet, özellikle solo faaliyetler kapsamında oluşan sera gazı emisyonlarının hesaplanmasına ve silinmesine yöneliktir.

Karbon ayakizini ölçen şirketler artık ikinci adım olarak, bu ayak izini sıfırlama (yani offset’leme) opsiyonuna giderler. Offset, bir kurumun tüketmiş olduğu karbon miktarına eşdeğer, yenilenebilir enerji kaynaklı projelerden sağlanan, atmosfere karbon salınmasını engellendiğini gösteren karbon kredisi satın alarak salmış olduğu karbonu “bir nevi” sıfırlar. Satın aldığı krediler, yenilenebilir enerji projelerine sağlandığı için aynı zamanda uzun vadeli karbon emisyonunun azaltımına da katkı sağlamış olurlar.

Sıfır Karbon hizmetinin bir parçası olarak, Escarus şirketlerin sera gazı emisyonlarını offset etmesi için, karbon kredisi alımı konusunda destek sağlamaktadır.

Üçüncü adım olarak şirket, karbon emisyonunu sıfırlamaya ek olarak, verimlilik uygulamaları ile karbon emisyonunu azaltıcı uygulamalara gitmelidir. İlk olarak enerji verimliliği ile gereksiz enerji tüketiminin azaltılması, ve sanayi için üretim sürecinde yalınlaştırmalar yapılması, karbon salımlarının azalmasını sağlayacaktır. Ancak bir şirket ya da fabrikada verimliliği sağlayacak çalışmaların en düzgün şekilde tespit edilmesi için, uzman bir mühendislik ekibi ile çalışılması önerilmektedir.

]]>
https://escarus.com/iklim-degisikligi-ve-karbon-yonetimi/feed/ 0
Salgın Döneminde Sürdürülebilir Finans Araçları ve Sosyal Tahvillerin Rolü https://escarus.com/salgin-doneminde-surdurulebilir-finans-araclari-ve-sosyal-tahvillerin-rolu/ https://escarus.com/salgin-doneminde-surdurulebilir-finans-araclari-ve-sosyal-tahvillerin-rolu/#respond Mon, 03 Feb 2020 19:49:04 +0000 https://escarus.com/?p=101661

Covid-19’un ilk dalgasının ülkemizde etkilerinin yavaş yavaş azalmaya başladığı bu günlerde hepimizin konuştuğu konu, bir salgının sağlam ve kolay kolay sarsılmaz dediğimiz gündelik rutinimizi nasıl etkileyebildiği.

Gerçekten de salgının hepimize bir kez daha hatırlattığı kritik hususlardan birisi; çevresel, sosyal ve ekonomik dinamiklerin birbiriyle çok hassas bir denge ve etkileşim içinde olduğu. Herhangi bir alanda veya sektörde yaşanan dalgalanma, diğer alanları, sektörleri ve faaliyetleri olumlu veya olumsuz yönde etkileyebiliyor. Bir canlı hayvan pazarındaki hijyen koşullarından ortaya çıkan küresel salgın, sağlık sektöründeki uygulamalardan günlük yaşam tercihlerimize kadar çok farklı alanlarda etkilerini gösterebiliyor. Salgının yarattığı yaşam tarzı değişiklikleri nedeniyle bazı sektörler durma noktasına gelirken bir kısmı da yeni düzene adapte olarak ilerlemeye çalışıyor. Böyle bir durumda sadece bir noktaya odaklanan çözüm yaklaşımlarının da işe yaramayacağı aşikâr. Sadece çevreyi, sadece ekonomiyi veya sadece toplumu gözeten kamu politikaları ve üretim stratejileri aslında hedeflenen pozitif etkiyi yaratmaktan ziyade, dengelerin bozularak eşitsizliklerin daha da kötüleşmesine yol açabilir.

Covid-19’un yaralarını sarmaya çalışırken dünya çapında kurgulanan finansman modellerinin de bu bütüncül yaklaşımı göz ettiği dikkat çekmekte. Özellikle sürdürülebilir finans olgusunun rolü ve anlamı, bu dönemde daha da fazla anlaşılmaya başlandı. Salgınla mücadele veya salgının etkilerini azaltmaya yönelik uygulamalarda sürdürülebilir finans mekanizmalarından faydalanılıyor.

Salgınla mücadelede sürdürülebilir finans açısından en fazla öne çıkan unsur, sosyal tahvillerin yükselen popülaritesi olmakta. Uluslararası finans kuruluşları ve kalkınma kuruluşlarının pandemiyle mücadeleye yönelik yarattığı finansman mekanizmaları arasında gittikçe daha fazla sosyal tahvillere başvurduğunu izliyoruz. Kalkınma kuruluşlarının Covid-19 odaklı yeni tahviller ihraç ederek sağlık sektörünü desteklemeye ve diğer sektörler için de salgının yarattığı etkileri azaltmaya yönelik kaynak yaratmayı hedeflediğini görebiliyoruz. Aslında temalı tahviller, olağanüstü olaylarla mücadele finansmanı için yeni bir model olarak düşünülmemeli. Özellikle sigorta ve reasürans şirketleri deprem, tufan gibi doğal afetlerle mücadele için uzun süredir afet tahvillerini kullanmakta. Bu uygulama günümüzde de güncelliğini koruyor: örneğin 2020 yılının ilk üç ayında afet tahvili ihraçları rekor seviyelere çıkarak 3,8 milyar ABD dolarına ulaştı. Ancak günümüzde gördüğümüz durum, sürdürülebilirlik temalı tahvillerin de artık salgınla mücadelede öne çıkan finansal mekanizmalar arasına girdiği.

Sosyal tahviller, pandeminin yarattığı zarar ve etkilerle mücadele için çok uygun bir finansman alternatifi sunuyor. Sosyal tahvillerin topluma ve tahvil temasında belirlenen “hedef topluluklara” fayda sağlayacak projelere gelir kullandırımı prensibi, salgınla mücadele, sağlık sektörü, altyapı ve uyum projelerinin hepsi için uygun şartları sağlıyor. Sosyal tahvillerle ilgili genel çekince ise etki yönetiminin takibi konusu olmakta. Yeşil tahvillerde daha somut tespit edilebilen ve belirlenebilen, numerik göstergelerle ölçülebilen etki alanları sosyal tahviller için aynı somutluğu sunamayabiliyor. İhraççılar ve yatırımcılar, bu noktada sosyal tahvillerin etkisinin ölçümü için daha nicel değerler üzerinden ilerlemek zorunda kalabiliyor. Bu belirsizlik şimdiye kadar özellikle kurumsal ihraççıların sosyal tahvil ihraç etmesinin önünde bir engel teşkil ediyordu. Ancak Covid-19’un getirdiği yüksek montanlı ve acil finansman ihtiyacı, bu endişelerin çözülmesini hızlandıran bir tetikleyici oldu. İsveçli tıbbi malzeme üreticisi Getinge şirketi, gelirlerini solunum cihazı üretimi kapasitesini artırmak için kullanacağı 1 milyar İsveç Kronu tutarında bir sosyal tahvil ihraç ederek sektöre öncü oldu. Bu tahvilin genel sosyal tahvillerden en büyük farkı, vade süresi. Sosyal (ve yeşil) tahviller, uzun vadeli etki yaratma prensibine odaklandıkları için tahvil vadeleri de bu etkinin uzun dönemde takip edilebilmesi için genelde daha uzun oluyor. Getinge’nin sosyal tahvili ise sadece 6 ay vadeli. Süre, alışılagelmiş sürdürülebilirlik temalı tahvil vadelerinden oldukça kısa olsa da, aslında tahvilin gelir kullandırım alanı ve ihtiyaç alanı düşünüldüğünde anlamlı bir süreyi kapsıyor. Bu bakış açısıyla, pandemi aslında bize sosyal/sürdürülebilir tahvillerin benimsenmiş kurallarının ihtiyaca göre farklı yorumlanmasının da mümkün olabildiğini gösteriyor.

Escarus olarak en son yayınladığımız, Covid-19’un sürdürülebilirlik perspektifiyle iş dünyasına olan etkisini incelediğimiz çalışmada ele aldığımız başlıklardan biri de salgın döneminde sürdürülebilir finansmanın rolü. Bu çalışmada daha ayrıntılı anlatıldığı üzere, sürdürülebilir finans araçları, misyonları sebebiyle sadece doğal afetlere yönelik olarak değil, bir pandemi gibi sağlık veya sosyal afetlere yönelik olarak da kullanılabilecek stratejik araçlar. Bu noktada, bu araçların sadece uluslararası kalkınma kuruluşları veya hükümetler gibi büyük oyuncular tarafından kullanılabileceği değil, özel sektör, yerel finans kuruluşları ve hatta girişimciler, toplum fonlaması gibi farklı paydaşlar tarafından bile kanalize edilebileceğini unutmamak gerekiyor. Kendini sürekli yenileyen ve geliştiren bir alanda, oyuncuların ve oyun kurallarının da bu hızla dinamik olarak gelişmesini beklemekteyiz.

]]>
https://escarus.com/salgin-doneminde-surdurulebilir-finans-araclari-ve-sosyal-tahvillerin-rolu/feed/ 0
Yeşil Tahvil Prensipleri Yıllık Genel Kurulunun Ardından https://escarus.com/yesil-tahvil-prensipleri-yillik-genel-kurulunun-ardindan/ https://escarus.com/yesil-tahvil-prensipleri-yillik-genel-kurulunun-ardindan/#respond Thu, 28 Jun 2018 20:01:32 +0000 https://escarus.com/?p=101701

Sorumlu yatırım anlayışı çerçevesinde uluslararası yönelim sürdürülebilir finans ürünlerine doğru ilerliyor. Bunun başta gelen göstergelerinden biri olan yeşil tahvil piyasası da aynı şekilde evrilmeye ve gelişmeye devam ediyor. Geçtiğimiz hafta gerçekleşen Yeşil Tahvil Prensipleri (Green Bond Principles- GBP) Yıllık Genel Kurulu bunu gösterdi.

Hong Kong’da gerçekleşen Genel Kurul Toplantısı oturumlarında geçtiğimiz sene boyunca GBP çalışma grupları tarafından yapılan gelişmeler özetlendi. Yapılan tartışmalar değerlendirildiğinde, önümüzdeki dönemde yeşil tahvil piyasasını şekillendirmeye ve standartlaştırmaya yönelik bir yol haritasının bizi beklediğini görüyoruz.

GBP’deki güncellemeleri beş temel başlıkta özetleyebiliriz:
1. İhtiyaçlara göre güncellemeler: GBP ve Sosyal Tahvil Prensipleri (SBP) kılavuz dokümanlarında birtakım güncellemeler gerçekleştirildi. Bu güncelleme ile, gelir kullandırımı kriteri için projelerin aşağıdaki beş adet çevresel amaç kategorisinden biriyle uyumlu olması beklentisi getirildi.

2. İkinci taraf görüşleri: Dış görüş, yani ikinci taraf görüşü toplantı ve konferanslar sırasında üzerinde en çok durulan hususlardan biri oldu. Bir yeşil/sosyal/sürdürülebilir tahvilin bu şekilde tanımlanabilmesi için bağımsız ikinci bir tarafın ilgili yeşil tahvil çerçevesini değerlendirmesi yatırımcı nezdinde önem taşıyor. Yeşil tahvil ihraçlarına bu alanda sağlanan dış görüş hizmetlerinin içeriği ve standartları da eşit derecede önemli.  Görüş hizmetinin çevresel ve sürdürülebilir kriterlere hakim bir kurum tarafından bağımsız bir duruş ile sağlanması yatırımcı nezdinde değerli bulunuyor.
Yeşil/sosyal tahvil ikinci taraf görüş raporlarına ortak bir bakış açısı getirmesi amacıyla “Dış Görüş (External Review) Kılavuzu” yayınlandı. Bu kılavuz, ikinci taraf görüşü, değerlendirme, rating gibi dış inceleme hizmeti sağlayan şirketlerin farklı çalışmalarının standartlaşmasına yönelik bir çerçeve sunuyor.
3. Etki Raporlamasının Önemi: Kılavuzlardaki diğer güncellemeler daha çok tanımlamalar üzerine odaklanıyor. Bununla birlikte güncellemeler aynı zamanda etki raporlamasının (impact reporting) da öneminin altını çiziyor. Etki raporlaması, yatırımcıların en çok üzerinde durduğu noktalardan biri. Yatırımcılar tarafından yatırım yaptıkları tahvillerin performans ve etkisini değerlendirebildikleri birincil kaynaklar etki raporları olduğu için bu raporlar yatırımcılar nezdinde kıymetli. GBP’nin yaptığı bir anket araştırmasına göre, yatırımcıların %70’i aldıkları yeşil/sosyal/sürdürülebilir tahvillerde etki raporlaması yapılmasını talep ediyor. İhraççılar ise etki raporlamasında etkilerin ölçümlenmesi konusunda yönlendirmeye ihtiyaç duyuyor.

Etki raporlamasının istenen amaca ulaşması için bu raporlamanın tahvil ihracından itibaren sadece bir kez değil, vade bitiminin sonuna kadar, düzenli olarak yapılması gerekiyor. Bu konunun altını çizmek adına, prensiplere, etki raporlamasının tahvil ihracının vade bitimine kadar zamanlı olarak yapılmasına yönelik ifadeler eklendi. 

Etki raporlamasında üstünde durulan bir başka husus da raporlama metriklerinin geliştirilmesiydi. Toplantılardaki genel konsensüs, farklı piyasalardaki ekonomik ve sektörel farklılıkları kapsayabilecek çatı taksonomiler ve metrikler geliştirilmesi ve etki raporlamalarının bu çatı metrikler üzerine detaylandırılması üzerineydi. Bu doğrultuda geliştirilen metrik sistemlerine, bu ay “Temiz Ulaşım” da eklendi.  

Bu sonuçlar bize şunu gösteriyor: Özellikle sosyal tahvillerin etki raporlaması ile ilgili sektörde soru işaretleri bulunuyor. GBP Sekreteryası bu darboğaza yönelik olarak “Sosyal Tahviller için Uyumlaştırılmış Etki Raporlama Çerçevesi” dokümanını yayınladı.
4. Sürdürülebilir Kalkınma Hedeflerine (SDG’ler) odak: Günümüzde SDG’ler sadece kamusal kalkınma gündeminde değil, sorumlu finans yatırımları kapsamında da ele alınmaya başlandı. Şirketler faaliyetlerini ve ürünleri SDG’lerle ilişkilendirmeye, hatta bunu bir sonraki adıma taşıyıp SDG’leri finanse etmek için SDG temalı tahviller ihraç etmeye başladı. SDG’lerin gelişmesi amacıyla kurgulanan finans ürünlerinin sayısının gelecekte de artması bekleniyor.  Bu doğrultuda, yeşil ve sosyal tahvil proje kategorileri, SDG’ler ve alt hedefleri ile haritalandırılarak ilişkilendirildi. Toplam 15 SDG, farklı alt hedefleri ile Yeşil Tahvil Prensipleri perspektifinde yatırım yapılabilir kategori olarak kabul edildi. Uluslararası Sermaye Piyasaları Birliği (ICMA)’nın yapmış olduğu SDG haritalandırma çalışması gelecek dönem ihraç edilecek yeşil ve sosyal tahviller için yol gösterici olacak.
5. Ulusal/bölgesel yeşil tahvil standartları: Ülkemizde henüz yeşil/sosyal tahvillerin standartları ile ilgili bir çerçeve bulunmuyor, ancak dünyada ulusal ve bölgesel yapılanmalarda standartlaşmaya yönelik bir akım olduğu gözleniyor. Örneğin Çin’de Merkez Bankası ve Devlet Planlama Teşkilatı’nın düzenlemiş olduğu iki farklı yeşil tahvil standardı bulunuyor. Güney Asya Ülkeleri Birliği ASEAN, benzer bir çalışma hazırlıyor. AB de geçtiğimiz aylarda yayınladığı Sürdürülebilir Finans Eylem Planı’nda yeşil tahvillere yönelik bir standart/sertifikasyon sistemi planladıklarını belirtti. Ulusal standart/çerçeveler gelecek dönemde ihraççıların takip etmesi gereken bir konu olarak görünüyor.
Özetle, gerçekleştirilen GBP Genel Kurulu ve Konferansı, gelecek dönemde daha olgun, standart ve prensiplere dayalı ve sürekli gelişmeye açık bir yeşil tahvil dünyasının bizi beklediğini gösteriyor.
]]>
https://escarus.com/yesil-tahvil-prensipleri-yillik-genel-kurulunun-ardindan/feed/ 0
Sürdürülebilirlik Raporu’nun Rolü https://escarus.com/surdurulebilirlik-raporunun-rolu/ https://escarus.com/surdurulebilirlik-raporunun-rolu/#respond Fri, 10 Nov 2017 22:41:08 +0000 https://escarus.com/?p=102032

Sürdürülebilirlik, artık kurumlar için sorumluluktan çok zorunluluk olarak kabul gören bir olgu olarak karşımıza çıkmaktadır.

Şirketler için ilk başta kurumsal iletişim faaliyetlerinin bir parçası olarak başlayan sürdürülebilirlik raporlaması da, aynı şekilde içerdiği bilgiler ve kuruma sağladığı potansiyel faydaları yüzünden raporlayıcı kurumlar tarafından ciddiyetle ele alınması gereken bir konu olmalıdır.

Raporlama sürecinin tarihi, ilk olarak finansal raporlama ile başlamaktadır. Şirketlerin mali göstergelerini raporladığını faaliyet raporları ya da senelik raporlar, sürecin ilk örnekleri olmakla birlikte günümüzde sadece finansal göstergelerdeki olumlu (ya da olumsuz) gelişmeler, yatırımcılar ya da paydaşlar için yeterli olmamaktadır. Doğal kaynakların giderek azalması ve pahalanması, insan haklarının iş dünyasındaki yerinin giderek artması gibi unsurlar, şirketlerin bu alanlardaki hassasiyetlerinin artmasına neden olmuştur. Bu süreç ile paralel olarak Birleşmiş Milletlerin, sürdürülebilirlik kalkınma olgusunu ortaya çıkarması ile birlikte, 1990’lu yıllardan itibaren süreçte öncü şirket sürdürülebilirlik alanındaki çalışmalarını ve performanslarını da raporlamaya başlamışlardır. Temel olarak, enerji, su gibi kaynak tüketimlerini ve emisyonları içeren bu raporlar, sosyal alanda da çalışan hakları ve topluma sağlanan sosyal sorumluluk projelerini de içermektedir.

Şirketlerin bireysel çabaları ile başlamış olan sürdürülebilirlik raporlaması, günümüzde birçok farklı uluslararası standart ile belli normlara uydurulmuştur. Dünya çapında sürdürülebilirlik raporlaması alanında en çok kabul gören standart olan Küresel Raporlama Girişimi (Global Reporting Initiative, GRI’in) güncel G4 metodolojisi ile uygulanmaktadır. GRI G4, sürdürülebilirlik raporlamasını sürdürülebilirliğin üç ana bacağı olan ekonomik, çevresel ve sosyal başlıklarına indirgemektedir.

Sürdürülebilirlik raporu günümüzde dünya çapında kabul edilen ve geniş uygulama alanına sahip olan bir raporlama sistemi olmuştur. GRI rapor bilgi bankasına göre, Ağustos 2016 itibarıyla, dünya çapında yayınlanmış 34,726 raporun 24,018 adeti GRI onaylıdır.

Sürdürülebilirlik raporu, bir kurumun hem iç hem de dış paydaşlarıyla sahip olduğu en önemli iletişim kanallarından biridir. Şirketin finansal performansına ek olarak, çevresel performansı ve çevreye yönelik yaptığı faaliyetleri, çalışanlarına yönelik sağladığı fırsatlar ve topluma kattığı faydayı aktarabileceği oldukça kıymetli bir araç olarak görülmelidir. Ancak bununla birlikte, sürdürülebilirik raporunun bir reklam aracı olarak görülmemesi gerektiği unutulmamalıdır. Sürdürülebilirlik raporunun amacı, şirketin hem kendisi hem de paydaşları için önemli olan ana başlıklar ışığında önceliklerini tespit edip, bu öncelikler ışığında yaptığı çalışmaları, belirlediği anahtar performans göstergeler (KPI’lar) ışığında raporlaması, ve bu raporlamayı seneler içinde karşılaştırılabilir bir şekilde okuyucuya sunmasıdır.

Bir sürdürülebilirlik raporu, aynı zamanda sürdürülebilirlik endeksi, kredi sağlayan uluslararası finans kuruluşlarının performans standartları ve diğer UN Global Compact gibi milletler arası oluşumların talep ettiği verileri kamuya açık olarak sunan bir raporlama aracıdır.

Sürdürülebilirlik raporu hazırlamaya karar veren bir şirketin, çevresel (enerji tüketimi, emisyonlar, tasarruf miktarları, şirketin faaliyetleri kaynaklı sağlanan çevresel faydalar vb.), sosyal (çalışanların eğitimsel ve cinsiyet dağılımı, verilen eğitim saati, müşterilerden gelen şikayetlerin çözüm oranı, kurumsal sosyal sorumluluk projeleri ile sağlanan faydalar vb.) ilgili veri temini sağlayacak bir yapı da kurması gerekecektir. Bu yapı, sürecin başında şirketler ve ilgili bölümler tarafından ek bir iş yükü olarak görülebilir, ancak bu verilerin toplanması, şirketin kendi performansını görebilmesi ve değerlendirebilmesi açısından da oldukça faydalıdır. Bu yüzden raporlamaya karar verildiğinde, şirketin faaliyetleri özelinde, ilgili süreçlerin tanımlandığı, süreçlerin birbiri ile konuşabildiği, veri temini sürecinin sistematize hale getirildiği ve periyodik bilgi akışının sağlanabildiği tümsel bir yönetim sistemi yapısı da kurgulanmalıdır. Dünya çapında uygulanmakta olan ve ülkemizde önde gelen şirketlerde de uygulanmaya başlayan söz konusu yapılar, şirket içinde sürdürülebilirlik yönetiminin belirli bir metot içine oturtulmasını sağlamakta, ve baştan düşünülerek kurgulanırsa uluslararası kriterler ve CDP gibi farklı raporlama standartlarının ihtiyaçlarına da cevap verecek şekilde olmaktadır. Böylece şirket farklı süreçler ve raporlar için tek seferde, minimum eforla veri teminini sağlar, süreçte verimliliği artırmış olur.

Sürdürülebilirlik raporu, diğer raporlardan farklı bir metodolojiye sahiptir. Hazırlanacak raporun hem şirket hem de paydaşlar için maksimum fayda sağlaması için, raporlamayı yapacak bölüm/sorumluların sürdürülebilirlik raporu hakkında eğitim alması da, yayınlanacak çıktının bu metodolojiye uygun olarak hazırlanmasını, piyasadaki “yapılmış olsun diye yayınlanmış” sürdürülebilirlik raporlarından ayrıştıracaktır.

]]>
https://escarus.com/surdurulebilirlik-raporunun-rolu/feed/ 0
Sürdürülebilir Finans’ın Getirdikleri https://escarus.com/surdurulebilir-finansin-getirdikleri/ https://escarus.com/surdurulebilir-finansin-getirdikleri/#respond Wed, 18 Oct 2017 20:07:03 +0000 https://escarus.com/?p=101723

Ekonomik piyasalardaki hâkim anlayış, her ne şartla olursa olsun kar etmek olgusundan sorumlu karlılık olgusuna doğru evriliyor. İçinde yaşadığımız toplum ve paydaşlar için değer yaratma olgusu, finans sektörü için inovatif ve sürdürülebilir finans modellerinin gelişmesini tetikliyor.

Yatırımcılar da artık şirketlerin neden oldukları çevresel ve sosyal etkileri sorgulayarak farklı taleplerde bulunabiliyorlar. Finansal kurumların düşük karbonlu yatırım anlayışını destekledikleri ya da yatırım yaptıkları şirketlerden karbon ayak izleri ile ilgili raporlamada bulunmalarını istedikleri son zamanlarda çok daha fazla gündeme gelen konular arasında. Örneğin Allianz Grubu, 2015 yılında, enerji üretimindeki sera gazı emisyonları, iklim değişikliği ve ekonomik risklerle bağlantılı olarak, kömür bazlı iş modellerine olan yatırımlarını kademeli olarak çekme/durdurma kararını resmi olarak açıkladı. Bu ve bunun gibi kararlar, sektörün “çevresel ve sosyal farkındalık” ve “sorumluluk” olguları çerçevesinde yol almasını hızlandırıyor.
Bu gelişim ve bilinçlenmenin getirdiği uluslararası duruş, ülkemizde de sürdürülebilir finansman uygulamalarının gün geçtikçe artacağına işaret ediyor. 1990’ların sonunda çevre kredileri ile başlayan süreç, 2000’lerin ortasında enerji ve kaynak verimliliği projeleri ile devam etti. Günümüzde ise, olumlu çevresel etki sağlayan projelere ek olarak, sosyal faydası olan projeler için de özel finansman modellerinin geliştirildiği gözleniyor. Yerel istihdamı destekleyen, kadının işgücünde ve sosyal hayatta güçlenmesini sağlayan, eğitim ve sağlık olanaklarını geliştiren farklı kategorilerdeki finansman modelleri artık daha çok konuşuluyor.
Artan ilgi ve talebe yönelik olarak sürdürülebilir finansman çalışmaları da geliştirilmeye ve çeşitlendirilmeye devam ediyor. Sürdürülebilir finansman uygulamaları ve araçları çeşitlendirilirken bunların kategorizasyonu, etki değerlendirmesi ve raporlaması da çeşitlendirmeyle eşit derecede önem taşıyor.
Sürdürülebilir finans ürünleri, sadece finans kuruluşlarının değil, farklı sektörlerden kurum ve kuruluşların da geliştirebileceği ürünler olma özelliğini taşıyor. Belediyeler bile yeşil tahvil (green bond) ihraç ederek bu süreçte yer alabiliyorlar. Özellikle yatırımcılar ve paydaşların bu konudaki talepleri, şirketlerin sürdürülebilir ve inovatif finansman modellerine yönelmesinde kritik rol oynuyor.
Tabi, her şirketin sürdürülebilir finans için başlangıç noktası farklı oluyor. İnovatif finans uygulamalarını uzun yıllardır takip eden, bununla ilgili iç kapasite geliştirmiş bir kurum ile bu yolculuğa yeni başlayan, konuyla ilgili tecrübesi olmayan, ancak meseleye ilgi duyan bir kurumun aynı anda aynı uygulamaları benimsemesini beklemek, sürdürülebilir iş modeli açısından gerçekçi olmayacaktır. Sürdürülebilir finans araç ve modellerinin kurgulanması, bir kuruma özel, onun iç kapasitesi ve ihtiyaçlarına yönelik olarak “terzi dikimi” bakış açısıyla gerçekleştirilmelidir. İlgili kurumun iç dinamiklerini ve iş yapış modelini doğru anlamak, şirket için en anlamlı ve maksimum faydayı sağlayacak modeli geliştirmek ve geleceğe yönelik uygulanabilir araçlar tasarlamak, başlanılan yolculuğun uzun soluklu ve geliştirilebilir olmasını da beraberinde getirecektir. Kurgulanan çalışmaların aynı zamanda takip edilebilmesi, kar/zarar analizi yapılabilmesi için ölçülebilmesi ve raporlanabilmesi de gerekmektedir. Bu bakış açısıyla kurgulanan bir sistem, hem şirket için sürdürülebilir karlılığı olumlu yönde etkileyecek, hem de şirketin çevreye ve topluma karşı olan sorumluluğunu nasıl yönettiği ile ilgili anlamlı bir cevap olacaktır.
]]>
https://escarus.com/surdurulebilir-finansin-getirdikleri/feed/ 0
Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri ve Türkiye https://escarus.com/surdurulebilir-kalkinma-hedefleri-ve-turkiye/ https://escarus.com/surdurulebilir-kalkinma-hedefleri-ve-turkiye/#respond Thu, 20 Apr 2017 22:32:06 +0000 https://escarus.com/?p=101999

2015 yılında Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Zirvesi’nde kabul edilen Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri (Sustainable Development Goals -SDG), bütün dünyada benimsenerek uygulanmaya başlandı.

2030 yılı itibarıyla dünya çapında herkes için adil, eşit ve sürdürülebilir kalkınmayı hedefleyen SDG’lerin sadece devletler tarafından değil, özel sektör tarafından da uygulama başlandığını gözlemlemekteyiz. Şirketler, özel sektör dernekleri ve kuruluşları, hatta borsalar SDG hedeflerine yönelik projeler geliştirmekte, hatta sürdürülebilir kalkınmayı iş stratejilerinin bir parçası haline getirmektedirler.
T.C. Kalkınma Bakanlığı, Türkiye’de SDG’lerin mevcut durumunun tespit edilmesi amacı ile “Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri Kapsamında Türkiye’nin Mevcut Durum Analizi Projesi”ni başlatmıştır. Türkiye Sınai Kalkınma Bankası’nın sürdürülebilirlik alanında danışmanlık hizmeti sunan iştiraki olan Escarus -TSKB Sürdürülebilirlik Danışmanlığı A.Ş. tarafından yürütülecek olan proje Sürdürülebilir Kalkınma Amaç ve Hedefleri kapsamında ülkemizin mevcut durumunun ortaya konulması ve neticede bu hedeflerden ülkemizin politika ve öncelikleriyle örtüşenler ile ülkemizde hedefler bağlamında politika, proje ve gösterge eksikliğinin olduğu alanların tespit edilmesi ve politika önerilerinin geliştirilmesi amaçlanmaktadır.
Altı ay sürmesi planlanan proje kapsamında yuvarlak masa toplantıları ve kurum kuruluş ziyaretleriyle SDG’ler konusundaki mevcut duruma ilişkin ilgili paydaşların bilgi ve görüşlerinin alınması planlanmıştır. Toplantılarda yer almak ve proje ile ilgili iletişimde olmak isteyen kurum ve kuruluşlar sdg@kalkinma.gov.tr ve escarus-sdg@tskb.com.tr adresleri ile iletişime geçebilirler.
]]>
https://escarus.com/surdurulebilir-kalkinma-hedefleri-ve-turkiye/feed/ 0
Raporlamada Yeni Dönem: Entegre Raporlama https://escarus.com/raporlamada-yeni-donem-entegre-raporlama/ https://escarus.com/raporlamada-yeni-donem-entegre-raporlama/#respond Tue, 10 Jan 2017 22:37:20 +0000 https://escarus.com/?p=102014

Kurumsal raporlama, 1930’lu yıllardan itibaren finansal raporlama ile başlayan, süreç içinde çevresel ve sosyal konuların da raporlanmasını içererek sürdürülebilirlik raporu/kurumsal sosyal sorumluluk/ kurumsal sorumluluk raporu adı verilen raporlama ile zenginleşen bir süreç.

Ancak geçtiğimiz yıllarda bu raporların ötesinde, yeni bir raporlama anlayışı ile karşı karşıyayız. Adına entegre raporlama adı verilen bu uygulama, daha önceki uygulamaları kapsayan ancak onlardan farklılaşan bir raporlama stili.

Kısaca entegre raporlama, Güney Afrika’da borsaya kote şirketlerin finansal bilgilerine ek olarak çevresel ve sosyal etkilerini de raporlamalarının, raporlamıyorlarsa da neden raporlamadıklarını açıklamalarının (report or explain) zorunlu kılınmasının ardından ortaya çıkan bir olgu. Entegre raporun bir parçası olarak şirketler, bütün faaliyetlerini ve etkilerini, bir değer yaratma mekanizması sürecinde değerlendirerek raporlarlar. Şirketin sahip olduğu bütün kaynaklar, finansal, insani, entelektüel, sosyal, üretilmiş, doğal kaynaklar olarak 6 farklı sermaye öğesi altında değerlendirilir, bu sermayeler özelinde hangi girdilerin nasıl çıktılar yarattığı ilişkisi yaratılır ve bu ilişkinin şirketin iş modeliyle etkileşimi raporlanır.

Entegre rapor (ER), konu itibarıyla sürdürülebilirlik raporuna benzetilmekle birlikte aslında sürdürülebilirlik raporundan farklı bir yaklaşımdır. Bir faaliyet raporu ve sürdürülebilirlik raporu geçmişe bakar; bahse konu raporlama dönemindeki performansı raporlarken, bir entegre rapor, bu performansın şirketin gelecek stratejisi ve hedefleriyle ilişkilendirilmesini de içerir. Şirketin kısa, orta ve uzun dönemdeki hedef ve stratejileri, bu hedefler ve faaliyetler kapsamındaki risk ve fırsatların değerlendirilmesi ve performansın bu risk ve fırsatlar çerçevesinde analiz edilmesini de içerir. Kısacası, entegre rapor, şirkete katkı değer sağlamayı hedefleyen analitik bir düşünce aracıdır.

Dünyada entegre raporlama uygulamaları diğer raporlama türlerine göre oldukça az olmakla birlikte, farklı yasal uygulamaların zorunlulukları ve gönüllülük esaslarına bağlı olarak kullanım oranları artmaktadır. Uluslararası Entegre Raporlama Konseyi (IIRC), dünya çapında entegre rapor prensiplerini geliştirmeyi hedefleyen bir kuruluştur. IIRC’nin 2013 yılında çıkardığı Uluslararası Entegre Raporlama Çerçevesi, entegre raporun içeriği ve temel prensipleri hakkında bilgi veren en kapsamlı kılavuz dokümandır.

IIRC kapsamında geliştirilen bir pilot proje ile, gönüllü şirketler de entegre raporun gelişimine katkıda bulunmaktadır. Pilot çalışma grubu üyelerinin hazırladığı çalışmalar ve analizler ile, entegre raporun uygulamalarının geliştirilmesi ve farklı sektörlere uygulanabilecek halde özelleştirilmesi amaçlanmaktadır.

Dünya’da katsal bir hızla büyüyen entegre raporlamanın geleceğin finanal ve sürdürülebilirlik raporunu içeren yeni raporlama sistemi olması beklenmektedir. Dünya’daki örneklere de baktığımızda, uluslararası bazı şirketlerin, faaliyet raporlarını entegre rapor olarak yayınladıkları görülmektedir.

Ülkemizde henüz entegre raporlama örneği bulunmamakla birlikte, diğer ülkelerde gördüğümüz borsaya kote şirketlere getirilen zorunluluklar ya da farklı yasal raporlama zorunluluklarının benzerlerinin geliştirilmesi ile Türkiye’nin de gelecek dönemde entegre raporlama ile tanışacağımızı öngörmekteyim.

]]>
https://escarus.com/raporlamada-yeni-donem-entegre-raporlama/feed/ 0