Nilay Cambaz | escarus.com https://escarus.com escarus.com Wed, 09 Apr 2025 09:30:58 +0000 tr hourly 1 https://wordpress.org/?v=7.0 https://escarus.com/wp-content/uploads/2023/12/cropped-Escarus_logo-13-32x32.jpg Nilay Cambaz | escarus.com https://escarus.com 32 32 Sürdürülebilirlik ve Dijital Finans Bağını Keşfetmek: “Sürdürülebilir Dijital Finansa” Doğru https://escarus.com/surdurulebilirlik-ve-dijital-finans-bagini-kesfetmek-surdurulebilir-dijital-finansa-dogru/ https://escarus.com/surdurulebilirlik-ve-dijital-finans-bagini-kesfetmek-surdurulebilir-dijital-finansa-dogru/#respond Tue, 26 Dec 2023 23:27:31 +0000 https://escarus.com/?p=104064

İklim değişikliği, teknolojik inovasyon ve dijital devrim, sadece dünyanın dört bir yanındaki topluluklar üzerinde önemli bir etkiye sahip olmakla kalmıyor, aynı zamanda geleceğimizi de şekillendiren başlıca konular arasında yer alıyor. Büyük ölçüde sürdürülebilir olmayan insan faaliyetleri ve ekonomik uygulamaların, enerji için fosil yakıtlara olan bağımlılığın, çevresel tahribatın ve doğal kaynakların aşırı kullanımının bir sonucu olan iklim krizi, gezegenimiz için derin bir tehdit oluşturmaya devam ediyor. Diğer yandan dijital devrim ise, bireylerin etkileşim ve farklı hizmetlerden yararlanma biçimlerini dönüştürüyor ve farklı işletmelerin işleyiş ve işlevleri başta olmak üzere genel olarak ekonomi, toplum ve iş uygulamaları üzerinde gitgide daha önemli etkiye sahip bir unsur haline geliyor. Yapay zeka (artificial intelligence – AI), makine öğrenimi (machine learning – ML), büyük veri (big data) ve nesnelerin interneti (internet of things – IoT) gibi en son dijital teknolojiler de bu dönüştürücü sürecin önemli faktörleri arasında bulunuyor. Bu teknolojiler sosyal etkileşim uygulamalarını dönüştürdükleri, işlerin otomatikleştirilmesine olanak sağladıkları, verilerin çok hızlı bir şekilde işlenmesine ve analiz edilmesine yardımcı oldukları, farklı hizmet türleri sundukları, süreçleri kolaylaştırdıkları ve genel olarak finans sektörü de dahil olmak üzere birçok alanda giderek daha yaygın hale geldikleri için bu dönüşüm sürecinde kilit bir rol oynuyor.

Bütün bu gelişmeler ışığında, sürdürülebilirlik ve dijitalleşme konularının hem uluslararası hem de Avrupa Birliği (AB) politika tartışmalarının merkezinde yer alışının şaşırtıcı olmadığını söylemek mümkün. AB düzeyinde başlatılan, Dijital Finans Stratejisi1 ve Sürdürülebilir Finans Eylem Planı2,3 başta olmak üzere, çeşitli girişimler ve mevzuat çalışmaları da bu beklentiyi doğrular nitelikte. Dijital Finans Stratejisi finans sektöründe dijital dönüşümün önemi ve ihtiyacı doğrultusunda ortaya çıkarken, özellikle sektörde dağıtık defter teknolojilerinin (distributed ledger technologies – DLTs) ve kripto varlıkların benimsenmesini sağlamak için kapsamlı bir düzenleyici çerçeve oluşturmayı amaçlıyor.4 Sürdürülebilir Finans Eylem Planı ise “geçiş finansmanı”, “kapsayıcılık”, “dayanıklılık” ve “finansal sistemin küresel hedeflere katkısı” olmak üzere dört temel alanda çeşitli eylemler önererek sürdürülebilir bir ekonomiye geçişin finansmanını desteklemeyi hedefliyor.5,6 Bu bağlamda, finans sektörünün düşük karbonlu ekonomiye geçişte kilit bir rol oynayabileceği ve farklı yollarla (örneğin sermaye sağlama, kaynakları yönlendirme, yeşil finansmanı teşvik etme) iklim değişikliğinin etkilerini azaltmaya katkıda bulunabileceği düşüncesinin yaygın olarak kabul edildiğini görüyoruz.

Peki, sürdürülebilirlik ve dijital finans nerede kesişiyor? “Sürdürülebilir dijital finans” gibi bir kavramdan bahsetmemiz mümkün olur mu ve – eğer mümkünse – bu terimle tam olarak neyi kastetmiş oluruz?

Tıpkı birbirine bağlı ve iç içe durumda olan ekosistemler gibi dijitalleşmenin de sürdürülebilirliği güçlendirmek için önemli bir araç haline geldiğini ve benzer bir karşılılık ilişkisinin geliştiğini göz önünde bulundurduğumuzda, bu soruya cevap vermek oldukça kolay görünüyor. Dijitalleşmenin de tıpkı sürdürülebilirlik gibi kalkınmanın itici güçlerinden olduğu görüşü son dönemde oldukça yaygın biçimde ifade ediliyor.7 Bu doğrultuda, “sürdürülebilir” veya “yeşil” dijital finans kavramının da, en geniş bağlamıyla, belirli ÇSY (çevresel, sosyal ve yönetişim) hedeflerine ulaşmak veya finans sektöründeki sürdürülebilirlik girişimlerini ilerletmek için FinTech olarak bilinen dijital teknolojilerin kullanımını kapsadığını söylememiz mümkün.

Bu kavramın, özellikle FinTech alanındaki teknolojinin çevre dostu girişimlerin yaygınlaşmasına katkı sağlayabileceği beklentisiyle ortaya çıktığı gözleniyor. Sürdürülebilir finans ve dijital finans yıllar içinde bağımsız olarak gelişmişken, bu terimlerin birleştirilmesiyle ortaya çıkan “sürdürülebilir dijital finans” kavramı ise aslında yeni ve biraz da farklı bir yaklaşımı temsil ediyor. Evrensel olarak kabul gören bir tanım henüz yapılmamış olsa da, Yeşil Dijital Finans İttifakı (The Green Digital Finance Alliance); sürdürülebilir dijital finansın, “sürdürülebilir kalkınmaya katkıda bulunan ilgili kurumsal ve piyasa düzenlemelerini desteklemenin yanı sıra finansman sağlamaya yönelik dijital finans uygulaması” olarak yorumlanabileceğini belirtiyor.8 Bu bağlamda; blok zinciri, AI, ML, büyük veri ve IoT gibi gelişmiş teknolojilerin ortaya çıkması, finansal hizmetleri genel olarak geliştirmek ve özellikle de yeşil finans girişimlerini güçlendirmek için oldukça cazip fırsatlar sunuyor.9

Sözü edilen teknolojilerin, özellikle dijitalleşmenin gelişmesiyle, daha geniş kapsam ve düşük kredi maliyetleri için de ilave bir olanak yarattığını görüyoruz. Bu potansiyel, kredilerin kapsayıcılığını artırarak finansal ürünlerin kendi kendine sürdürülebilir olma olasılığını ve aynı zamanda özel fonları çekme kapasitesini de artırıyor. Yeşil/sürdürülebilir dijital finansmana erişimin kolaylaşması, çevresel hedeflere (özellikle azaltım ve uyum) önemli bir katkı sağlarken aynı zamanda genel kredi büyümesini teşvik ederek finansal kapsayıcılığı genişletiyor.10 Diğer yandan, dijitalleşmenin entegrasyonu, risk değerlendirme sürecini kolaylaştırma, mevcut verileri kullanarak maliyetleri azaltma ve yeşil kredilerin verimliliğini artırma potansiyeline de sahip.11 Bunlara ek olarak, sürdürülebilirlik ve dijitalleşme entegrasyonunun, aynı zamanda BM Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları’na katkıda bulunmak ve Paris Anlaşması hedeflerine başarıyla ulaşmak için de destek sağladığını söylememiz mümkün.12

Tüm bunların yanında, FinTech faaliyetlerinin gerçekten çevre dostu veya sürdürülebilir olarak nasıl sınıflandırılabileceği meselesi ise cevap bekleyen sorular arasında yer almaya devam ediyor.

Bu tartışma genellikle belirli hizmetleri, faaliyetleri, ürünleri veya yatırım türlerini çevre dostu veya sürdürülebilir olarak nitelendirmek için, sayılan küme içinde yer alan unsurların ÇSY kriterleri ile uyumlu olup olmadığının incelenmesi odağı etrafında dönüyor. Ancak, bu yaklaşımda ÇSY faktörlerini tanımlayan, sınıflandıran, derecelendiren ve ölçen çok sayıda etiket ve gösterge bulunması gibi bir temel zorlukla karşı karşıya kalıyoruz. Bu belirsizlik, karar vericiler, finansal kuruluşlar ve çeşitli büyüklükteki şirketler için önemli bir engel oluşturuyor.

Ayrıca, bu teknolojik gelişmelerin çevresel sonuçlarını araştırmak da önem taşıyor.

Bu da bizi sürdürülebilir dijital finans alanındaki bir diğer konuyu değerlendirmeye getiriyor: çevre dostu uygulamaların finansal teknolojilere entegre edilmesi, başka bir deyişle finansal teknolojilerin “yeşillendirilmesi”.

Finansal teknolojiyi daha sürdürülebilir veya yeşil hale getirme arayışı, çok sayıda ÇSY göstergesi ve kriteri göz önüne alındığında, zorlu bir süreç olsa da olanaksız değil. Bu bağlamda, atılabilecek bazı adımların altını şöyle çizebiliriz:

  • Finans sektöründeki dijital teknolojilerin çevresel ayak izini değerlendirmek ve ölçmek için özel evrensel çerçeveler veya kriterler geliştirilmesi.
  • Finans sektörünün giderek daha fazla ayrılmaz bir parçası haline gelen DLT ve blockchain gibi temel dijital teknolojilerin çevresel ve sürdürülebilirlik etkilerinin değerlendirilmesi.
  • Finans sektörünün dijitalleşme sürecini sürdürülebilir kılmak için mevcut kullanım senaryolarının ve en iyi uygulamaların belirlenmesi ve incelenmesi.

Tüm bunların yanı sıra, ortaya çıkabilecek bazı engelleri de etraflıca ele almak gerekiyor.

Sürdürülebilir dijital finansmanın önündeki başlıca engellerin genel olarak dijital altyapıdaki eksiklikler ve mevcut teknolojilerin kırılganlıkları olduğunu söyleyebiliriz. Sürdürülebilir dijital finansın sınırlı bir şekilde anlaşılması, paydaş grupları arasındaki iletişimin yeterince etkin olmaması, riskler ve fırsatlarla ilgili iş birliğinin yetersiz kalışı ve sürdürülebilirlik verilerinin finansal karar alma süreçlerine sınırlı bir şekilde dahil edilmesi ise diğer engeller olarak sıralanabilir.13,14

Kamu kurum ve kuruluşları, özel sektör ve STK’lar gibi farklı paydaş grupları arasında iş birliği yoluyla kapsamlı bir araştırma yapılması, dijital teknolojilerin sürdürülebilir finansa entegre edilmesiyle ilgili potansiyel konusunda farkındalık oluşabilmesi için bir ön şart niteliği taşıyor. Bu bağlamda, ulusal ve/veya bölgesel düzeyde politika yapıcıları, finans sektörü paydaşlarını, FinTech sektörü paydaşlarını ve sürdürülebilirlik uzmanlarını bir araya getiren çok paydaşlı platformların kurulması kritik bir aşamayı temsil ediyor. Bu platformlar, özellikle dijital finansın sürdürülebilirlik yönlerine odaklanan tartışmalar ve iş birliği için odak noktalarının belirlenmesi konusunda sektöre hizmet edebilir. Diğer yandan, sürdürülebilir finansmanın gelişimini sağlayan dijital teknolojilere yatırımı teşvik etmek de yine aynı derecede önemli. Bu ise ancak mevcut FinTech ekosistemine sürdürülebilirlik odaklı parametreleri entegre ederek ve ortaya çıkan sürdürülebilir dijital finans çözümlerinin görünürlüğünü ve şeffaflığını artırarak başarılabilir. Söz konusu sürecin derinleşmesi için finansal verilerin çevresel verilere dönüştürülmesine yönelik standartlaştırılmış araç ve uygulamaların geliştirilmesi faydalı olacaktır. Ayrıca, kolay erişilebilir çevrimiçi ve mobil tabanlı sürdürülebilir finansal ürünlerin oluşturulması, sürdürülebilir varlıkları yatırımcılarla buluşturan sanal teknoloji platformlarının yaygınlaştırılması ve yenilikçi sürdürülebilir dijital finans çözümleri ile düzenleyici kurumlar arasında iş birliğinin teşvik edilmesi gibi uygulamalar da sürdürülebilir bir dijital finans ekosisteminin gelişebilmesi için önemli adımlar arasında.15

“Sürdürülebilir dijital finans” konusunun belirli bir olgunluk düzeyine erişmesi için her açıdan daha çok yol kat edilmesi gerektiği anlaşılıyor.

Gündemde kendisine yer bulan birçok kavram ve tanıma karşın, bu kavram ve tanımların savruk ve birbirini desteklemez bir biçimde kullanılıyor oluşu, sürdürülebilir dijital finans açısından henüz kolektif bir anlayış ve ortak bir anlatının oluşmadığına kanıt teşkil ediyor. Bu nedenle, öncelikli olarak sağlam bir kavramsal çerçeve oluşturmak gerekiyor: “Finans alanındaki dijital yenilikler SKA’lara ulaşılmasına ve iklim-nötr bir ekonomiye doğru ilerlenmesine ne ölçüde katkıda bulunabilir?”, “Dijital teknolojilerin finansa entegrasyonu finansal sistemin sürdürülebilirliğini hangi yollarla artırıyor?” ve “Sürdürülebilirlik temelli hedeflere ulaşmada bugüne kadar ne tür dijital araçların yararlı ve etkili olduğu kanıtlandı?” gibi sorular üzerinden yürütülecek tartışmaların, ihtiyaç duyulan kavramsal çerçevesinin geliştirilmesine ve zaman içinde billurlaştırılmasına katkı sağlayacağı görülüyor.

Dipnotlar:
1) European Commission. (2020a). Communication from the Commission to the European Parliament, the Council, the European Economic and Social Committee and the Committee of the Regions on a Digital Finance Strategy for the EU. https://eur-lex.europa.eu/legal-content/EN/TXT/PDF/?uri=CELEX:52020DC0591 Erişim tarihi: Aralık 2023
2) European Commission. (2020b). Renewed sustainable finance strategy and implementation of the action plan on financing sustainable growth https://finance.ec.europa.eu/publications/renewed-sustainable-finance-strategy-and-implementation-action-plan-financing-sustainable-growth_en Erişim tarihi: Aralık 2023
3) European Commission. (2021). Strategy for financing the transition to a sustainable economy. https://finance.ec.europa.eu/publications/strategy-financing-transition-sustainable-economy_en#strategy Erişim tarihi: Aralık 2023
4) European Commission (2020a), a.g.e.
5) European Commission (2020b), a.g.e.
6) European Commission (2021), a.g.e.
7) Zatti, F. (2023). “¿Sostenibilidad de la finanza digital o digitalización de la finanza sostenibles?”. Esa es la cuestión. In Congreso Internacional Sostenibilidad y Derecho del Sistema Financiero. Libro de actas (pp. 247-251). RDSFin.
8) The Sustainable Digital Finance Alliance. (2018). Digital Technologies for Mobilizing Sustainable Finance: Applications of Digital Technologies to Sustainable Finance. https://unepinquiry.org/wp-content/uploads/2018/10/Digital_Technologies_for_Mobilizing_Sustainable_Finance.pdf Erişim tarihi: Aralık 2023
9) Singh, V. K. (2022). Regulatory and Legal Framework for Promoting Green Digital Finance. In Green Digital Finance and Sustainable Development Goals (pp. 3-27). Singapore: Springer Nature Singapore.
10) Devidze, N. (2022). Current State of Green Digital Financing and the Associated Challenges. In Green Digital Finance and Sustainable Development Goals (pp. 29-50). Singapore: Springer Nature Singapore.
11) Financial Stability Board (FSB). (2017). Financial stability implications from FinTech, supervisory and regulatory issues that merit authorities’ attention. https://www.fsb.org/wp-content/uploads/R270617.pdf Erişim tarihi: Aralık 2023
12) Instituto Superior de Educación e Innovación en Responsabilidad Social. (2022). Finanzas verdes y digitales. https://blog.edufors.com/2022/05/13/finanzas-verdes-y-digitales/ Erişim tarihi: Aralık 2023
13) The Sustainable Digital Finance Alliance. a.g.e.
14) FSB, a.g.e.
15) The Sustainable Digital Finance Alliance, a.g.e.

]]>
https://escarus.com/surdurulebilirlik-ve-dijital-finans-bagini-kesfetmek-surdurulebilir-dijital-finansa-dogru/feed/ 0
Sürdürülebilir Finans: Trendler ve Zorluklar https://escarus.com/surdurulebilir-finans-trendler-ve-zorluklar/ https://escarus.com/surdurulebilir-finans-trendler-ve-zorluklar/#respond Thu, 27 Apr 2023 18:35:28 +0000 https://escarus.com/?p=101590

İklim değişikliğinin yarattığı sorunlara bağlı olarak sürdürülebilir değer yaratma konusundaki farkındalık hızla artarken, kurumların söylemden ziyade somut uygulama ortaya çıkarma ihtiyacı da her zamankinden daha fazla önem kazanmaya başladı. Sürdürülebilir dönüşüm söz konusu olduğunda gündeme gelen en önemli konulardan birisi ise, şüphesiz ki, finansal kaynaklara erişim.

Finans sektörünün her ne kadar çevre üzerinde doğrudan bir etkisi yok gibi görünse ve sürdürülebilir kalkınmadaki rolü genellikle hafife alınsa da ekonomik, sosyal ve çevresel etkilere sahip uygulamalarından dolayı bir sorumluluğu olduğu ve bunu da tüm faaliyetlerinde sürdürülebilir kalkınma odağı ile göz önünde bulundurması gerektiği aşikâr. Bu bağlamda, finans sektörünün çevre üzerindeki etkisinin ve kurumsal düzeyde karşılaşılan zorlukların, sürdürülebilir kalkınmayı teşvik eden farklı uygulamaların gelişmesini sağladığını ve risk yönetimi stratejileri ile çevresel, sosyal ve yönetişimsel (ÇSY) risk değerlendirmesi gibi konuları ön plana çıkardığını görüyoruz.1 Diğer bir deyişle, uzun süredir alıştığımız yatırımcıların performanslarını yalnızca finansal ölçütlere göre değerlendirmesi sürecinin yavaş yavaş tarih olmaya başladığını ve yatırımların artık yalnızca finansal getirileri değil, çevresel veya sosyal etkileri de göz önünde bulundurarak yapıldığını söylememiz mümkün. Tam da bu noktada karşımıza çıkan sürdürülebilir finans kavramı, sürdürülebilir dönüşümün başarıyla gerçekleşmesi için bir kaldıraç görevi üstleniyor. Çok yakın vade için her ne kadar mümkün görünmese de gelecek dönemde finans sektörünün yalnızca çevresel ve sosyal risklerini ve etkilerini yöneten işletmelere borç vermeyi ve yatırım yapmayı kabul etmesi, sürdürülebilir geçişi teşvik etmek için oldukça önemli.

Sürdürülebilir finans piyasası genişlemeye devam ediyor.

Oldukça güçlü ve kapsamlı finansal ve toplumsal faydalar sağladığı göz önünde bulundurulduğunda, sürdürülebilir finans pazarının her geçen gün büyümesi ve bu pazara duyulan ilginin artması kaçınılmaz. Öyle ki, 2021 yılında kümülatif YSS+ (yeşil, sosyal, sürdürülebilir, sürdürülebilirlik bağlantılı ve geçiş) ihraçlarının payı 1 trilyon Amerikan dolarını aşan rekor hacimlere ulaşmış ve küresel tahvil piyasasında %5’lik bir paya sahip olmuştu. Ancak, 2022 yılında yaşanan zorlu makroekonomik faktörler genel olarak borç hacimlerinde düşüşe yol açtı. 2022’de gerçekleşen YSS+ ihracının, hacminin 863,4 milyar Amerikan dolarına düşmesine neden olan zorlu koşullara rağmen yine de küresel tahvil piyasasındaki %5’lik payını koruduğu görüldü. Yeşil tahvil ihracı, 2022’deki toplam ihracın yarısından biraz fazlasını oluşturdu ve 487,1 milyar Amerikan doları olarak gerçekleşti. Sürdürülebilirlik tahvilleri 166,4 milyar Amerikan doları olarak gerçekleşirken; sosyal tahviller 130,2 milyar Amerikan doları, sürdürülebilirlik bağlantılı tahviller 76,3 milyar Amerikan doları ve dönüşüm tahvilleri ise 3,5 milyar Amerikan dolarını gördü.2

ÇSY verileri için ortak bir paydada buluşmanın gerekliliği her geçen gün daha önemli hale geliyor.

Tüm bu gelişmelerin yanında, sürdürülebilir finans konusunda karşılaşılan zorlukları da göz ardı etmemek gerekiyor. Bu zorluklardan belki de en büyüğü olarak ÇSY verileri üzerinde net olarak bir anlaşmaya varılamamasını ve bu verilerin eksikliğini gösterebiliriz. Global ölçekte bir standardizasyonun olmaması ve ÇSY konularına ilişkin bilgilerin nasıl sunulacağına dair düzenlemelerin yetersizliği, çoğu şirketin bu konulardaki çalışmalarının gönüllülük düzeyinde kalmasına ve aynı zamanda düzensiz ve tutarsız olmasına sebep oluyor. Şirketlerin hangi verilerin raporlanacağına kendilerinin karar vermesi ve bu verilerin de kıyaslanabilir olmaması ise özellikle de yatırımcılar için kararsızlık ve belirsizlik yaratmaya devam ediyor. Görece eski ama belli oranda güncelliğini koruyan bir araştırmaya göre, yatırımcıların yaklaşık üçte biri finansal olmayan bilgileri genellikle kalitesiz olduğu için kullanamıyor. Karar verme süreçlerinde ÇSY verilerini neden dikkate almadıkları sorulduğunda ise, yanıt verenlerin yarısına yakını bu bilgilerin genellikle eksik, tutarsız veya doğrulanmamış olduğunu belirtiyor.3

Diğer yandan, bu sorunun çözümü için atılan adımların oldukça umut verici olduğunu söyleyebiliriz. COP26 zirvesinde kapsayıcı ve evrensel raporlama standartlarının geliştirilmesi için Uluslararası Muhasebe Standartları Kurumu (IFRS) tarafından alınan inisiyatif, 2022 yılında Uluslararası Sürdürülebilirlik Standartları Kurulu (ISSB) kurulmasıyla sonuçlanmıştı. 31 Mart 2022’de S1 ve S2 kodlu iki taslak standardı kamuoyunun görüşüne sunan ISSB, 2023 yılının ikinci çeyreği itibarıyla da standardı nihai haline getirmeyi hedefliyor.4,5 Bu çalışma sonucunda ISSB tutarlı ve karşılaştırılabilir bir ÇSY raporlamasının temellerini atabilirse, sürdürülebilir finansın önündeki büyük problemlerden birisi kalkmış olacak.

Avrupa Finansal Raporlama Danışma Grubu’nun (European Financial Reporting Advisory Group – EFRAG) 2023 yılında yürürlüğe koyduğu ve AB sürdürülebilir raporlama standartlarının gelişimi ile ilgili önerilerin paylaşıldığı “Kurumsal Sürdürülebilirlik Raporlama Direktifi (Corporate Sustainability Reporting Directive – CSRD)” ile de belli niteliklere sahip şirketlerin ve KOBİ’lerin sürdürülebilirliğe dokunan faaliyetlerini şeffaf ve hesap verebilir bir şekilde paydaşlarla paylaşması zorunlu kılınıyor. Son günlerde oldukça sık konuşulan çifte önemlilik (double materiality) konsepti de yine Direktif içerisinde bulunan önemli konular arasında. Bu bağlamda, şirketlerin hem sürdürülebilirlik odaklı konuların yaratacağı finansal riskleri hem de doğrudan faaliyetleri ile insan ve çevre üzerinde yarattığı etkileri raporlaması bekleniyor.6 Buna ek olarak, Direktif kapsamında raporlama yapacak kuruluşların aynı zamanda Avrupa Sürdürülebilirlik Raporlama Standartları’na (ESRS) da uyum sağlaması bekleniyor. EFRAG ve GRI iş birliği ile hazırlanan ESRS, GRI kapsamında raporlama yapan şirketler için büyük bir yenilik getirmese de tüm yönleriyle GRI ile uyum gösteriyor.7

Net sıfıra geçiş sürecinde de finans sektörünün rolü oldukça kritik.

Sürdürülebilir finans camiasının karşılaştığı diğer önemli bir zorluk ise, net sıfır küresel ekonomiye geçişi finanse etmedeki rolüne baktığımızda karşımıza çıkıyor. Piyasadaki payın büyük bir çoğunluğunu iklim finansmanının (yeşil finansman) oluşturması2, iklim değişikliği kaynaklı sorunların çözümüne ve yeşil dönüşüme odaklanan çalışmaların da ne derece yoğun olduğunu ortaya koyuyor. Aslında buradaki zorluk tam olarak geleceğin yeşil teknolojilerini finanse etmek değil, çünkü yeni nesil sıfır karbon teknolojilerini belirlemek ve bunlara yatırım yapmak görece kolay olan kısım. Bu hususta daha zor olan kısım ise, günümüzün karbon yoğun işletmelerinin iş yapış modellerini, emisyonların çok küçük bir kısmına sahip bir endüstriye dönüştürmelerini destekleyebilmek. Daha etkili ve uzun vadeli stratejiler belirlemenin elzem olduğu bu noktada, cevabını vermemiz gereken farklı sorular ortaya çıkıyor: Yatırımcılar şirketlerin karbon sıfıra ulaşmasını ne kadar hızlı bir sürede talep ediyor? Dönüşüm sürecinde strateji belirlenirken dikkate alınması gereken önemli hususlar neler? Kademeli ama gerçekçi bir sürdürülebilirlik dönüşümü ile kötü/olumsuz işleri maskelemek için sıkça başvurulan yeşil badana arasında nasıl ayrım yapabiliriz?

Tüm bu sorulara cevap bulmak için de yine farklı çalışmalar yürütülüyor. Bu bağlamda, İklimle İlgili Finansal Beyanlar Görev Gücü’nün (Task Force on Climate-related Financial Disclosures – TCFD)8 tavsiyeleri doğrultusunda yapılan ve sayısı giderek artan raporlamalar, yatırımcıların yatırım kararlarına rehberlik ediyor. Buna ek olarak, karbonsuz bir geleceğe geçiş yollarını içeren ve şirketlere, yatırımcılara ve politika yapıcılara hangi ekonomik faaliyetlerin çevresel olarak sürdürülebilir olduğunu tespit etmeleri için gerekli çerçeveyi sunan taksonomiler de bu konudaki diğer önemli çalışmalar arasında yer alıyor. Tabii burada karşımıza çıkan tanım kaynaklı riskleri de göz ardı etmememiz gerekiyor. Taksonomilerin hangi yatırımların yeşil olduğu konusunda rehberlik sağlamayı amaçladığını bir kenara koyduğumuzda, küresel çapta geliştirilmeye devam eden çok sayıda taksonomi ve bunların içindeki tanımlar arasında oluşacak farklılıklar, özellikle de birden fazla ulusal yükümlülüğe uyması beklenen uluslararası kurumlarda kafa karışıklığı yaratma riski taşıyor.

Mevcut finansman kaynakları konusunda bilincin artırılması da önceliklendirmemiz gereken çalışmalar arasında.

Tüm bunlara ek olarak, sürdürülebilir finansman yatırım süreci, yatırımcılar ile ilişkiler kapsamında kendi risklerini de bünyesinde barındırıyor. Bu risklere;

  • Yapılması planlanan yatırımların onay süreçlerinde, yatırımcıdan beklentilerin fazla üst seviye kalması sonucu finansman kaynaklarına erişimin zorlaşması,
  • Yatırımcıların koşulları sağlayamama korkusu ile sürdürülebilir finanstan uzaklaşması,
  • Finans kurumlarının finansman talebinde bulunan kurum/kuruluşlardan yeterli seviyede ölçme/değerlendirme çıktıları alamaması kaynaklı olarak yatırımların pek çoğunun riskli yatırım olarak değerlendirilmesi ve iklim finansmanına katkının azalması,
  • Sağlanan finansmanın temasının bölge ihtiyaçları ile uyumsuz olması ve belirlenen limit ölçeklerin yatırımcı portföyünü kısıtlaması

gibi konuları örnek olarak verilebiliriz. Ayrıca, kurumların mevcut finansman kaynakları konusunda farkındalığının/bilgisinin artırılması ve sürdürülebilir finansa katkılarının desteklenmesi, ulusal ve uluslararası finans kurumlarının finansman araçlarını yönetebilecek yetkinlikte personel kapasitesinin artırılması için eğitim çalışmalarının hızlandırılması ve personel eksiği ihtimalinin ortadan kaldırılması da yine önemli konular arasında yer alıyor.

Sanayi devriminden bu yana insan hayatını kolaylaştıran gelişmelerin uygulanabilmesinde ana unsur olan finans sektörü, sürdürülebilir bir gelecek inşa edebilmek için de oldukça önemli bir alan olarak karşımıza çıkıyor. Bu bağlamda, ortak bir paydada buluşmayı sağlayan gelişmeler sayesinde hem yatırımcılara hem de kurumlara karbon yoğun iş modellerinden sıfır karbonlu iş modellerine geçiş konusunda rehberlik edecek ve sürdürülebilir kalkınmayı destekleyecek finansmana daha eşit, adil ve tarafsız şekilde erişim sağlanması mümkün. Öte yandan, özellikle gelişmekte olan ülkelerde, finans sektöründeki paydaşlar arasında sürdürülebilir finansman alanındaki uzmanlığın yaygınlaştırılması ve bilinç düzeyinin artırılması da sürdürülebilir büyüme için oldukça elzem konuların başında geliyor.

Kaynaklar:
1) Stauropoulou, A., & Sardianou, E. (2019). Understanding and measuring sustainability performance in the banking sector. In IOP Conference Series: Earth and Environmental Science (Vol. 362, No. 1, p. 012128). IOP Publishing.
2) Climate Bonds Initiative (2023). 2022 Market Snapshot: And 5 big directions for sustainable finance in 2023. https://www.climatebonds.net/2023/01/2022-market-snapshot-and-5-big-directions-sustainable-finance-2023 Erişim Tarihi: Nisan 2023
3) Ernst & Young (EY) (2017). Is your non-financial performance revealing the true value of your business to investors? https://assets.ey.com/content/dam/ey-sites/ey-com/en_gl/topics/purpose/purpose-pdfs/ey-nonfinancial-performance-may-influence-investors.pdf Erişim Tarihi: Nisan 2023
4) International Financial Reporting Standards (IFRS) (2022). ISSB to Publish Exposure Drafts on Climate and General Sustainability-Related Financial Disclosures. https://www.ifrs.org/news-and-events/news/2022/03/ISSB-to-publish-exposure-drafts/ Erişim Tarihi: Nisan 2023
5) IFRS (2023). ISSB Update February 2023. https://www.ifrs.org/news-and-events/updates/issb/2023/issb-update-february-2023/ Erişim Tarihi: Nisan 2023
6) Council of the European Union (2022). Council Gives Final Green Light to Corporate Sustainability Reporting Directive https://www.consilium.europa.eu/en/press/press-releases/2022/11/28/council-gives-final-green-light-to-corporate-sustainability-reporting-directive/ Erişim Tarihi: Nisan 2023.
7) Global Reporting Initiative (GRI) (2022). GRI Reporting Best Prepares Companies or New EU Standards https://www.globalreporting.org/news/news-center/gri-reporting-best-prepares-companies-for-new-eu-standards/ Erişim Tarihi: Nisan 2023
8) Taskforce on Nature-Related Financial Risks (2022). The TNFD Nature-related Risk and Opportunity Management and Disclosure Framework Beta v0.3. https://framework.tnfd.global/wp-content/uploads/2022/11/TNFD_Management_and_Disclosure_Framework_v0-3_B.pdf Erişim Tarihi: Aralık 2022.

]]>
https://escarus.com/surdurulebilir-finans-trendler-ve-zorluklar/feed/ 0
İklim Krizi ile Psikolojik Savaşımız: Eko-Anksiyete https://escarus.com/iklim-krizi-ile-psikolojik-savasimiz-eko-anksiyete/ https://escarus.com/iklim-krizi-ile-psikolojik-savasimiz-eko-anksiyete/#respond Thu, 03 Nov 2022 14:47:38 +0000 https://escarus.com/?p=101421

Orman yangınları, sel felaketleri, kasırgalar, kum fırtınaları, kuraklık tehlikesi, su kıtlığı, biyoçeşitlilikteki kayıplar… Son dönemde tüm bu çevre felaketleri eskiye oranla çok daha sık meydana gelmekte ve çok daha yıkıcı sonuçlara yol açmaktadır. İnsanlık, eskiden sadece filmlerde görülen felaket senaryolarının gün geçtikçe birer birer gerçeğe dönüştüğüne tanık olmaktadır. İklim değişikliğinin uzun vadede gerçekleşmesi beklenen ve büyük dönüşümleri tetikleyeceği öngörülen korkunç etkilerini dinlemek bile yeterince can sıkıcıyken, şiddeti itibarıyla daha az sarsıcı ama aynı derecede sevimsiz öncü etkileri bugünden tecrübe etmek bambaşka bir sorun haline gelmektedir. İklim krizinin fiziksel etkilerini yakından gözlediğimiz bu dönemde acaba bunun psikolojimiz üzerindeki etkilerinin farkında mıyız?

İklim krizi ve neden olduğu çevresel sorunlar son zamanlarda günlük hayatımızın merkezine oturmuş durumdadır. İnsanlık olarak uzun zamandır zemin hazırladığımız, ancak kısa vadede etkilerini hissetmediğimiz için çözümü için harekete geçmekte geç kaldığımız bu sorun; bizleri her geçen gün daha da fazla etkilemeye başlamıştır. Söz konusu sorunun doğurduğu sonuçlara insanlar çeşitli şekillerde tepki verebilmektedir.1-2 Verilen çoğu tepkinin merkezinde ise endişe ve kaygının yer aldığı görülmektedir.Son dönemlerde, özellikle çocukların ve gençlerin çevresel sorunlar ve geleceğimizin tehdit altında olduğu korkusu nedeniyle çeşitli kaygı belirtilerine sahip olduklarına ilişkin haberlerin sayısı artış göstermiş durumdadır.Tam da bu noktada karşımıza çıkan eko-anksiyete terimi, iklim krizinin fiziksel sağlığımızın yanında mental sağlımızı da olumsuz etkilediğini ortaya koymaktadır. Amerikan Psikoloji Derneği (APA), eko-anksiyeteyi “iklim değişikliğinin geri dönüşü olmayan etkisini gözlemekten kaynaklanan kronik çevresel felaket korkusu ve bununla bağlantılı olarak kişinin kendisinin ve gelecek nesillerin geleceğine ilişkin duyduğu endişe” olarak tanımlamaktadır.4-5 Buna ek olarak, gezegenimizi etkileyen büyük çevre sorunlarının, içselleştirilmesi durumunda insanlarda değişen seviyelerde psikolojik sonuçlara sebep olabileceğinin de altını çizmektedir.5

Anksiyete, genellikle insan vücudunun algıladığı tehditlere karşı hayatta kalma içgüdüsü ile yanıt verdiği durumlarda ortaya çıkmaktadır. Çoğu zaman bu tehditlerin mantıksız korkulardan kaynaklandığı düşünülür, ancak iklim değişikliği, sonuç her ne kadar uzak gibi görünse de, gerçek bir tehdittir. Bu bağlamda, eko-anksiyeteyi tıpkı diğer kaygı türleri gibi işleyen bir vaka olarak değerlendirmek mümkündür.6

Eko-anksiyete henüz bir hastalık olarak kabul edilmese de, yaşadığımız iklim kriziyle ilgili git gide artan endişenin farklı psikolojik rahatsızlıklara yol açma riski son dönemde oldukça tartışılan bir konu olarak karşımıza çıkmaktadır. İklim krizi konusunda duyduğumuz kaygı, özellikle de günlük rutinimizi etkilemeye başladığında farklı sorunları beraberinde getirmektedir. Yaygın olarak stres, uyku bozuklukları, aşırı sinirlilik ve gerginlik gibi semptomlarla kendini gösterebilen eko-anksiyete, daha ciddi seviyelerde ise boğulma hissine ve hatta depresyona bile neden olabilmektedir. Diğer yandan, herkesin eko-anksiyeteden eşit şekilde etkilenmediğini söylemek de mümkündür. Genellikle çevre konusunda bilinçli olan insanlar arasında daha yaygın görülen eko-anksiyete, çocuk sahibi olan kişilerde ise daha çok gezegenin durumunun gelecekte ne olacağına ilişkin hissedilen suçluluk duygusu olarak ortaya çıkmaktadır.5

Endişe düzeyleri her ne kadar değişkenlik gösterse de dünya nüfusunun önemli bir kısmı iklim krizi ve sonuçları söz konusu olduğunda çok endişeli olduklarını ifade etmektedir. Örneğin, 2019 yazında Birleşik Krallık’ta yürütülen bir kamuoyu yoklaması, katılımcıların %85’inin iklim değişikliği konusunda ”endişeli”, %52’lik kısmının ise “çok endişeli” olduğunu ortaya koymuştur. Diğer yandan, küresel ölçekte toplam 14 ülkede yapılan anketlerin sonucunda ise katılımcıların %71’inin küresel ısınmanın COVID-19 kadar ciddi bir kriz olduğunu düşündükleri belirtilmiştir.7

Eko-anksiyete görece yeni bir kavramdır ve tıp dergisi Lancet’in 2015 yılında iklim değişikliğinin insan refahı üzerindeki etkisi olarak tanımladığı “solastalji” terimi ile de yakından bağlantılıdır. Bir hastalık olarak kabul edilmeyen solastalji, Avustralyalı filozof Glenn Albrecht tarafından bulunmuştur ve bir toplulukta, bulundukları bölgedeki insan faaliyetleri veya doğal sürecin bir sonucu olarak gerçekleşen yıkıcı değişiklikler sebebiyle ortaya çıkan psikolojik bozuklukları ifade etmektedir. Bu nedenle solastalji, doğal bir felaketin sonuçlarına halihazırda maruz kalmış insanları etkilemektedir ve eko-anksiyeteden ayrıştığı nokta da budur.3-5

Peki, bizleri farklı kaygı ve endişelerle olumsuz yönde etkileyen eko-anksiyete ile nasıl başa çıkabiliriz? Bireysel ölçekte atacağımız ufak adımlar dahi, çevresel sorunların çözümüne katkı sağlamanın yanı sıra, iyi bir şey yapmanın verdiği huzur hissi ile birlikte psikolojik olarak daha iyi hissetmemize yardımcı olacaktır. Her türlü mücadelede düşmanı iyi tanımanın üstünlük sağlayacağı düşünüldüğünde, iklim değişikliği eğitiminin bu noktada büyük önem taşıdığını söylemek yanlış olmayacaktır. Bu bağlamda, önce kendimizin ve sonra başkalarının iklim değişikliğiyle ilgili farkındalığını artırmak, başlangıç için çok iyi bir adım olacaktır. İklim krizini ve sonuçlarını baskılamak yerine bu durumun gerçekliğini ve ciddiyetini kabul etmemiz de yine bu sorun ile doğru bir şekilde mücadele edebilmek için oldukça önemlidir. Aynı zamanda alışkanlıklarımızı gözden geçirerek iklim üzerindeki olumsuz etkimizi nasıl azaltabileceğimiz üzerine yoğunlaşmak da bizleri oldukça rahatlatacaktır. Eko-anksiyete ile başa çıkmanın bir diğer yolu ise, yakın çevremizde yer alanlar başta olmak üzere, çevresel sürdürülebilirlik ile ilgili gönüllü faaliyet ve organizasyonlara katılmaktır. Sahildeki çöplerin toplanması, ağaç dikme ve geri dönüşüm atölyeleri gibi etkinliklere katılmak, geleceğe yönelik endişelerimizin bir nebze olsun azalması için fayda sağlayacaktır.

Eko-anksiyete bağlamında belki de olumlu olarak söylenebilecek tek şey, nüfusun büyük bir bölümünde iklim sorunlarına ilişkin farkındalığın artmasına ve bu sayede gezegene karşı daha sorumlu davranma konusunda harekete geçilmesine neden olmasıdır. Duyulan bu endişe ve rahatsızlık, özellikle gençler arasında bir tür yeşil aktivizmin oluşmasına yol açmakta, dolayısıyla çevresel konulara ilişkin daha fazla çalışma yapılmasına imkân tanımaktadır.

İklim değişikliğiyle ilgili yaşanan kaygı konusunda harekete geçmek, tüm dünyada birçok insanın halihazırda karşı karşıya olduğu somut ve ciddi hasarlarla kıyaslandığında daha önemsiz ve daha az acil görünebilir; ancak yine de bu olumsuz duyguları bastırmak yerine fark etmek önemlidir. Farkındalık, her şeyden önce, değişimin anahtarıdır.

Dipnotlar:
1) Reser, J. P., Swim, J. K. (2011). Adapting to and coping with the threat and impacts of climate change. American Psychologist, 66, 277–289
2) Smith, N., & Leiserowitz, A. (2012). The rise of global warming skepticism: Exploring affective image associations in the United States over time. Risk Analysis, 32, 1021-1032
3) Panu, P. (2020). Anxiety and the ecological crisis: An analysis of eco-anxiety and climate anxiety. Sustainability, 12(19), 7836.
4) Arcanjo, M. (2019). Eco-anxiety: mental health impacts of environmental disasters and climate change. Washington DC: A Climate Institute Publication. Preuzeto, 6, 2019.
5) Eco-anxiety: the psychological aftermath of the climate crisis (2022) https://www.iberdrola.com/social-commitment/what-is-ecoanxiety#:~:text=The%20American%20Psychology%20Association%20(APA,and%20that%20of%20next%20generations%E2%80%9D.
6) Climate change taking a toll on your mental health? How to cope with eco-anxiety. (2022) https://www.healthline.com/health/eco-anxiety#is-it-normal
7) Verplanken, B., Marks, E., & Dobromir, A. I. (2020). On the nature of eco-anxiety: How constructive or unconstructive is habitual worry about global warming?. Journal of Environmental Psychology, 72, 101528.

]]>
https://escarus.com/iklim-krizi-ile-psikolojik-savasimiz-eko-anksiyete/feed/ 0