Nurgül Bağcın | escarus.com https://escarus.com escarus.com Wed, 09 Apr 2025 12:02:03 +0000 tr hourly 1 https://wordpress.org/?v=7.0 https://escarus.com/wp-content/uploads/2023/12/cropped-Escarus_logo-13-32x32.jpg Nurgül Bağcın | escarus.com https://escarus.com 32 32 SKDM ve MRV Raporu Arasındaki Farklar https://escarus.com/skdm-ve-mrv-raporu-arasindaki-farklar/ https://escarus.com/skdm-ve-mrv-raporu-arasindaki-farklar/#respond Thu, 16 Nov 2023 21:31:50 +0000 https://escarus.com/?p=101862

Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM)1, Avrupa Birliği (AB)’nin, Avrupa Yeşil Mutabakatı ile belirlediği net sıfır kıta olma hedefine yönelik ticareti düzenleyen bir karbon kaçağı koruma aracıdır. Karbon kaçağı, AB merkezli şirketlerin karbon yoğun üretimlerini AB’ye göre daha az katı iklim politikalarının uygulandığı ülkelere taşıması veya AB ürünlerinin yerini daha karbon yoğun ithalatlara bırakması durumunda ortaya çıkmaktadır. SKDM, karbon kaçağı yüksek önceliği olan demir-çelik, alüminyum, çimento, gübre, elektrik, hidrojen, vida- cıvata sektörlerinde 1 Ekim 2023’den itibaren raporlama yükümlülüğü ile uygulamaya alınmıştır. SKDM’nin geçiş dönemi 1 Ocak 2026’da son bulacak ve mali yükümlülük uygulaması devreye girecektir. Avrupa Komisyonu tarafından geçiş dönemi bitmeden, öngörülebilirliği ve güvenilirliği artırmak üzere, yeni ürün ve sektörlerin hangi ölçüde ve zaman diliminde sisteme dahil edilebileceğine ilişkin bir planlamanın da yapılacağı ayrıca açıklanmıştır.

Türkiye’de Sera Gazı Emisyonlarının Takibi Hakkında Yönetmelik’in (MRV)2 2015 yılında yürürlüğe girmesi ile Yönetmeliğin Ek-1’indeki sektörlerde (yakıtların yanması, demir-çelik, çimento, alüminyum, organik kimyasal-amonyak üretimi vb) yer alan ve tanımlanmış eşik değerlerin üzerinde faaliyette bulunan tesisler, proses / yakıtların yanması kaynaklı emisyonlarını (karbondioksit, perflorokarbonlar ve diazot oksit) hesaplayarak raporlamakla yükümlü kılınmıştır. Diğer taraftan, 16 Mayıs 2023 tarihinde AB Resmi Gazetesi’nde yayımlanan SKDM’ye ilişkin (AB) 2023/956 sayılı Tüzük ile belirlenen ürünleri AB’ye ihraç eden kuruluşlar ilk SKDM raporlarını 31 Ocak 2024’e kadar hazırlamak üzere çalışmalarına başlamıştır.

Mevcut durumda SKDM raporlama yükümlüsü olan üreticilerin bir kısmı 2015 yılından bugüne MRV Yönetmeliği’ne ilişkin emisyon raporu hazırlamaktadır. Fakat, SKDM’nin belirlediği rapor içeriğinde MRV’den farklı olarak doğrudan emisyonların yanı sıra, belirli ürünler itibarıyla üretim sürecinde kullanılan elektriğin üretiminden kaynaklanan dolaylı emisyonlar da dahil edilmiştir. Bununla birlikte, dolaylı emisyonlara ilişkin karbon maliyeti ilk etapta daha dar (çimento ve gübre ürünleri ile aglomera demir cevherleri) bir ürün grubuna uygulanacak olup bu alandaki yükümlülüklerin geçerli olacağı ürün kapsamı uygun hesaplama metodolojilerinin geliştirilmesine de bağlı olarak aşamalı şekilde genişletilecektir. SKDM Tüzüğü’nün “Ek IA” başlıklı ekinde, SKDM kapsamındaki ürünlerden hangileri için sadece doğrudan emisyonların dikkate alınacağı listelenmektedir. Ek I’de olup Ek IA’da olmayan ürünler için ise dolaylı emisyonlar da dikkate alınacaktır

Bu bilgiler ışığında mevcut MRV raporlaması ve SKDM raporlaması arasındaki temel farklar aşağıda özetlenmektedir.

  • Öncelikle, SKDM raporunda her bir ürün türüne ayrıştırılmış olarak ton değerleri üzerinden ve elektrik için megavat saat (MWh) olarak, AB’ye ihraç edilen toplam ürün miktarının yer alması gerekmektedir. MRV Raporlamasında ise faaliyete ait toplam doğrudan emisyonların hesaplanması ve toplam üretim miktarının ilgili birimlerde prodcom kodu ile eşleştirilerek raporlanması istenmektedir.
  • SKDM raporunda, Tüzüğün Ek IV’de belirlenen yöntem çerçevesinde hesaplanan, elektrik için megavat saat başına ton karbondioksit eşdeğeri emisyon miktarı, diğer ürünler için 1 ton ürün başına ton karbondioksit eşdeğeri emisyon miktarı olacak şekilde gerçekleşmiş toplam gömülü emisyon miktarının raporlanması istenmektedir. Buna karşılık MRV raporlarında, gömülü emisyon miktarının raporlaması yönünde bir zorunluluk ya da beklenti mevcut değildir.,
  • SKDM Tüzüğü ve ek uygulama kılavuzları çerçevesinde hesaplanacak toplam dolaylı emisyonların SKDM raporlarında bazı sektörler için raporlanması istenirken, MRV raporlamasında dolaylı emisyonların hesaplanması ve raporlanması beklenmemektedir.
  • Son olarak, ürüne gömülü emisyonlar için hesaplanmış net karbon ücreti tutarının SKDM raporunda mutlaka yer alması gereken bir faktör olması, iki rapor türü arasındaki en önemli farktır.

Bu hususlara ilave olarak, MRV Yönetmeliği kapsamında olan faaliyetlerin hesapladıkları toplam doğrudan emisyon miktarına göre kategorilendirilmesi, bu kategorilere göre oluşturulmuş kademe yaklaşımı ile belirlenen emisyon faktörlerinin hesaplamalarda kullanması gerektiği bilinmektedir. SKDM raporlarında ise, malların üretimi sırasında açığa çıkan doğrudan emisyonlar ve üretim süreçleri sırasında tüketilen elektriğin üretiminden kaynaklanan dolaylı emisyonların hesaplanarak 1 ton ürüne atfedilmesi istenmekte ve kademe yaklaşımı olmadan varsayılan emisyon değerlerinin kullanılmasına izin verilmektedir.

Tesislerin raporlama yapacakları ürünleri Tüzük’te belirtilen basit ürün ve karmaşık ürün tanımlarına göre sınıflandırmaları ve gömülü emisyon hesaplamalarını buna göre ele almaları SKDM raporları için önem arz etmektedir. Basit ürün statüsünde üretim yapan ve Ulusal MRV kapsamında yer almayan tesisler geçiş dönemi için hem kendi doğrudan emisyonlarını hem de enerji ithalatları ile ilişkili emisyonlarını izleyecek ve raporlayacaktır. Karmaşık ürünler söz konusu olduğunda, SKDM Ek-1’inde yer alan diğer ürünler emisyon hesabı yapılacak ürünün üretim sürecinde girdi olarak kullanılıyorsa, bu girdilerin gömülü emisyonları ürünlerin temin edildiği üreticilerden temin edilerek hesaplamaya katılacaktır. Dolayısıyla karmaşık ürünler için gömülü emisyonların, hem ürünün kendi üretim sürecinde salınan sera gazlarının, hem de diğer üreticilerden alınan SKDM kapsamındaki girdilerin üretiminde salınan sera gazlarının toplamı üzerinden hesaplanması söz konusudur.

Özetle, Ulusal MRV Yönetmeliği kapsamında üretici olarak yer alan ve SKDM Tüzüğü’ne tabi ürünleri AB’ye ihraç eden işletmeler, geçiş döneminde, halihazırda raporladıkları emisyonlarına ek olarak enerji ithalatları ile ilişkili emisyonları da izleyecek ve raporlayacaklardır. Karmaşık ürün statüsünde üretim yapan ve Ulusal MRV kapsamında yer alan tesisler, geçiş dönemi için mevcut izleme ve raporlama süreçlerine ek olarak tedarikçilerinden gömülü emisyonlarını temin edecek, ürettikleri ton ürün başına emisyonlarını belirleyecek ve bu emisyonlara ilave olarak enerji ithalatları ile ilişkili emisyonlarınını da izleyecek ve raporlayacaklardır. Güncel SKDM Tüzüğü ve uygulama kılavuzları ışığında ifade edilmelidir ki hazırlanacak SKDM raporlarının MRV raporlarından en önemli farkı, MRV raporlarının yıllık olarak hazırlanması ve hazırlanan raporların akredite doğrulayıcı kuruluşlar tarafından doğrulanmasıdır. Şu aşamada SKDM raporlarının çeyrek dönemlerde hazırlanması gerekmekle birlikte bu raporların doğrulama sürecine tabi tutulması söz konusu değildir. Tüm bu değerlendirmelerin orijinal mevzuat metni ve yayınlanan güncel bilgi notları dikkate alınarak gözden geçirilmesi gerektiği unutulmamalıdır.

Kaynaklar:
1) https://eur-lex.europa.eu/legal-content/EN/TXT/PDF/?uri=CELEX:32023R0956
2) https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuat?MevzuatNo=19678&MevzuatTur=7&MevzuatTertip=5i

]]>
https://escarus.com/skdm-ve-mrv-raporu-arasindaki-farklar/feed/ 0
Sürdürülebilir Turizm ve Türkiye https://escarus.com/surdurulebilir-turizm-ve-turkiye/ https://escarus.com/surdurulebilir-turizm-ve-turkiye/#respond Wed, 09 Nov 2022 14:38:27 +0000 https://escarus.com/?p=101412

Seyahat ve turizm sektörünün, dünya genelindeki ekonomik faaliyetlerin yaklaşık %10’unu oluşturduğu bilinmektedir. Dünya Seyahat ve Turizm Konseyi’nin “Seyahat & Turizm: Ekonomik Etki 2019” raporu verilerine göre, turizm küresel ölçekte 8,8 trilyon dolarlık bir endüstridir ve bu rakamın 2029’a kadar 13 trilyon dolara yükseleceği öngörülmektedir. Turizmin artan ivmeyle büyümesi neticesinde önemli çevresel sonuçları da beraberinde getirmesi beklenmektedir. Örneğin, turizmin küresel çapta sera gazı salımına etkisinin yaklaşık %5 olduğu tahmin edilirken, 2030’da bu oranın %5,3’e çıkacağı düşünülmektedir. Öngörülen bu artış, 2016’da 1.597 milyon ton olan turizm kaynaklı CO₂ emisyonunun 2030’da 1.998 milyon tona ulaşarak %25 civarında büyümesi anlamına gelmektedir. Bunun gibi birçok neden ile, ekosistem için “sürdürülebilirlik” kavramı turizm içinde önemli bir unsur haline gelmiştir. Birleşmiş Milletler (BM) Dünya Turizm Örgütü (UNWTO), sürdürülebilir turizmi “şu andaki ve gelecekteki ekonomik, sosyal ve çevresel etkilerini tam olarak dikkate alan, ziyaretçilerin, sektörün, çevrenin ve ev sahibi toplulukların ihtiyaçlarını karşılayan” bir sektör olarak tanımlamaktadır.

BM Çevre Programı (UNEP) ve UNWTO, 2005’te ortak yayınladıkları rehber ile sürdürülebilir turizm için 12 ilke tanımlamıştır. Bu rehber de göz önünde bulundurarak, ülkemizde sürdürülebilir turizm standartlarına uyum sağlamak üzere Türkiye Turizm Tanıtım ve Geliştirme Ajansı (TGA) tarafından dünyanın en üst çevre ve sürdürülebilirlik platformu olduğu belirtilen Global Sustainable Tourism Council (GSTC) ile işbirliği anlaşması imzalanmıştır GSTC kriterlerinin tamamı, hiçbir değişime meydan verilmeden Türkiye Sürdürülebilir Turizm Endüstri Kriterleri (TR-1) ismiyle benimsenmiştir.

GSTC’nin dört konuda temel belgesi bulunmaktadır. Bunlardan ilki GSTC Destinasyon Kriterleri, ikincisi GSTC Otel Endüstrisi Kriterleri ve üçüncüsü de GSTC Tur Operatörlüğü Kriterleri’dir. GSTC’nin kriterleri sadece turizm işletmelerindeki fiziki koşulları belirlememektedir. Aynı zamanda turizmin çevresel, sosyal, kültürel, ekonomik, kalite, insan hakları, sağlık, güvenlik, risk ve kriz yönetimi boyutlarını da kapsayan bu kriterler, sürekli bir iyileştirmeyi ve sürdürülebilir bir yönetim sistemini hedeflemektedir.

GSTC kriterlerine tabi olan bir işletmenin aşağıdaki kriterleri kabul etmiş olması beklenmektedir:

  • Sürdürülebilir bir yönetim sistemi,
  • Sağlık, güvenlik, işgücü konularında ve çevresel konularda tüm ulusal ve ulusal düzenlemelere uyum,
  • İyi bir raporlama sistemi,
  • Sürdürülebilir yönetim sisteminin geliştirilmesi ve uygulanması için personel eğitimleri,
  • İzlenebilir müşteri memnuniyeti,
  • Ürün ve hizmetler bakımından şeffaflık (doğru tanıtım),
  • Binaların tasarımı, inşası, yenilenmesi ve yıkımında sürdürülebilirlik,
  • Korunan ve hassas alanlar ve tarihi miras ilgili imar gerekliliklerine ve yasalara uyma,
  • Doğal ve sürdürülebilir materyallerin ve uygulamaların kullanımı,
  • Satın alınan toprak, su ve mülkiyet haklarının yasalara ve yerelde yaşayanların haklarına uygunluğu, önceden bilgi verilmiş ve onaylarının alınmış olması,
  • Destinasyonlardaki sürdürülebilir turizm planlaması ve yönetimi çalışmalarını destekleme,
  • Yerel altyapının ve sosyal toplulukların gelişimlerini aktif olarak destekleme,
  • İstihdam ve ilerlemede yerel halka eşit fırsat sunma,
  • Satın alma süreçlerinde yerel tedarikçilere öncelik verme,
  • Bölgenin doğasına, tarihine ve kültürüne uygun sürdürülebilir ürün ve hizmetleri destekleme,
  • Çocuklar, ergenler, kadınlar, azınlıklar ve diğer savunmasız gruplara yönelik ticari, cinsel veya başka herhangi bir istismar veya tacize karşı bir politika uygulama,
  • Yönetim pozisyonları da dahil olmak üzere, cinsiyet, ırk, din ayrımı yapmaksızın işletmede herkese eşit istihdam olanakları sunma,
  • Çalışma haklarına saygı duyma, güvenli ve emniyetli bir çalışma ortamı sağlama, çalışanlara en az asgari ücret ödeme, düzenli eğitim, deneyim ve ilerleme fırsatları sunma,
  • İşletme faaliyetinde komşu topluluklara yiyecek, su, enerji, sağlık veya sanitasyon gibi temel hizmetlerin verilmesini tehlikeye atmama,
  • İşletme faaliyetlerinin, arazi ve su kaynaklarının kullanımını, geçiş hakkını, ulaşım ve barınma gibi temel ihtiyaçlara erişimi engellememesi,
  • Destinasyonun doğru tanıtımı için yerel rehberlerle çalışma, kültürel mirasın korunmasına katkı sunma, yerel halkın buralara erişimini engellememe,
  • Fikri mülkiyet haklarına saygı duymak kaydıyla, operasyonda, tasarımda ve dekorasyonda geleneksel, çağdaş ve yerel otantik kültürün kullanımı,
  • Yerel ve uluslararası yasaların izin verdiği durumlar dışında tarihi ve arkeolojik eserler sergilememe,
  • Yiyecek, içecek, inşaat malzemeleri ve sarf malzemeleri dahil olmak üzere tüm satın almalarda sürdürülebilir tedarikçileri ve ürünleri tercih etme,
  • Gıda, sarf ve tek kullanımlık ürünlerin satın alımı süreçlerini dikkatle yönetme,
  • Enerji tüketimini sürekli olarak ölçerek tüketimi en aza indirme ve yenilenebilir enerji kullanımını artırmak için çaba gösterme,
  • Su riski değerlendirmesi yaparak tüketimi ölçmek ve en aza indirmek için adımlar atma,
  • Sera gazı emisyonunu ölçerek bundan kaçınmak veya en aza indirmek için prosedürler uygulama,
  • Nakliye gereksinimlerini azaltma ve daha verimli alternatifleri kullanma,
  • Çevreye veya yerel halka zarar vermeyecek atık su yönetimi ve suyun arıtılarak yeniden kullanımı,
  • Atık ölçümü yaparak atığı azaltma mekanizmaları oluşturma, atık bertarafının çevreyi ve yerel halkı olumsuz etkilemesinin önüne geçme,
  • Pestisitler, boyalar, yüzme havuzu dezenfektanları ve temizlik malzemeleri de dahil olmak üzere zararlı maddelerin kullanımını en aza indirme,
  • Gürültü, ışık, yüzey akışı, erozyon, ozon tabakasını incelten maddeler, hava, su ve toprak kirleticilerden kaynaklanan kirliliği en aza indirmek için uygulamalara sahip olma,
  • Uygun mülk yönetimi ile biyoçeşitliliği koruma,
  • Doğal yapıyı bozabilecek istilacı türlere karşı mücadele etme, yaban hayatını etkilemeyen sorumlu bir işletme anlayışı, hiçbir vahşi hayvan türü edinmeme, yetiştirmeme veya esir tutmama,
  • Yasa dışı olarak yapılan avlanmanın bir parçası olmama, bunları toplamama, tüketmeme, sergilememe ve satın almamadır.

Turizmin yerel çevre ve toplum üzerinde olumsuz etkileri bulunabileceğinin farkına varılması ve önemli bir rehber ışığında olası etkilerin izlenecek/değerlendirilecek olması sevindirici bir gelişmedir. Esas itibarıyla belirli bir noktadan sonra turizmin çevre üzerinde yaratabileceği tahribatı gidermek ya mümkün olmamakta ya da ekonomik maliyeti turizm yatırımlarının hedefini aşacak kadar yüksek olmaktadır. Gelişmeleri takip ederek sürdürülebilir turizm seçimleri yapan tüketicilerin bu sürece katkı sağlayacak en önemli paydaşlar olduğuna şüphe yoktur.

Kaynaklar:
1) https://tga.gov.tr/wp-content/uploads/2022/10/Yesil-Turizm-Programi-2.pdf
2) https://www.researchgate.net/publication/336487216_Turkiye’de_Surdurulebilir_Turizm_Politikasi
3) https://acikerisim.bartin.edu.tr/bitstream/handle/11772/6660/G%C3%B6khan%20Emir-Kitap%20B%C3%B6l%C3%BCm%C3%BC.pdf?sequence=1&isAllowed=y
4) http://www.kaem.itu.edu.tr/docs/librariesprovider124/default-document-library/ekoturizm.pdf?sfvrsn=0
5) https://avys.omu.edu.tr/lessons/0/55/5018-932001/306594-133051

]]>
https://escarus.com/surdurulebilir-turizm-ve-turkiye/feed/ 0
Yeşil Kimya: Kavramsal Çerçeve https://escarus.com/yesil-kimya-kavramsal-cerceve/ https://escarus.com/yesil-kimya-kavramsal-cerceve/#respond Mon, 27 Jun 2022 01:18:18 +0000 https://escarus.com/?p=101302

Başlangıçta modern hayat için gerekli buluşların kaynağı olarak düşünülen kimya, günümüzde çoğu kişi tarafından dünyamızı tehdit eden evrensel kirliliğin temel kaynağı olarak görülmektedir. Fakat, tehlikeli ve zararlı ürünlere odaklanıp medikal ürünler, kozmetikler, kumaşlar, sıvı kristaller, yapay organlar gibi hayatımızı kolaylaştıran ve renklendiren kimya çıktılarının gözden kaçırılmaması gerekmektedir.

Kimyanın 150 yılı aşkın geçmişiyle kıyaslandığında, yeşil kimya oldukça genç bir kavramdır. Yeşil kimya akımı 1990’larda endüstriyi sonradan temizlemek yerine kirliliği kaynağında azaltmaya ya da yok etmeye çağıran kirlilik engelleme hareketi ile başlamıştır. EPA Çevre Kirliliği Önleme ve Toksikoloji Ofisi, yeşil kimyayı; çevresel kirliliği önleme yaklaşımları, envanter kontrolü, proses kontrolü, proses içinde geri dönüşüm olarak tanımlamaktadır. Yeşil kimya yaklaşımı, verimi artırmakla beraber bir kimyasal süreçte açığa çıkan atıkların bertaraf maliyetini de azaltan ekonomik ve eko-uyumlu yöntemlerin kullanımını teşvik etmektedir.1

1998 yılında, Paul Anastas ve John Warner tarafından yeşil kimyanın 12 ilkesi belirlenmiştir. Bu ilkeler, yeni kimyasal ürün ve süreçlerin tasarımı yapılırken, üretimde hammadde aşamasından başlayacak şekilde ürünün tüm yaşam döngüsüne uygulanabilecek bir kılavuz niteliğindedir. Söz konusu ilkeler aşağıda sıralanmıştır:

  • Atıkları Önlemek: Kimyasal bir süreç sonucu oluşabilecek atık oluşumunu en aza indirmek ve/veya yok etmektir. 
  • Atom Ekonomisi: Kimyasal süreçte gerçekleşecek tepkimenin ekonomik verimidir. Örneğin bir hammaddenin eğer tümü ürüne dönüşüyorsa, bu sürecin verimi %100’dür. Ancak tepkime sırasında yan ürünler oluşuyorsa, bu durumda verim düşecektir. İşte atom ekonomisi, kullanılacak hammaddenin %100’e yakın verimle istenilen ürüne dönüşümünü sağlamak için gereken önemli bir yöntemdir.
  • Daha Az Tehlikeli Kimyasal Sentezi: Tamamı olmasa da kimyasalların birçoğu dikkatli kullanılmadıklarında hem insan hayatına hem çevreye geri dönüşü olmayan zararlar verebilir. Bu kimyasallara tehlikeli kimyasallar denir. Tehlikeli kimyasal maddelerden kaçınmanın en iyi yolu eleme ve ikamedir; yani tehlikeli kimyasalları hiç kullanmamak ya da o kimyasallar yerine daha az zararlı bir kimyasal kullanmaktır. Yeşil kimyanın temel ilkelerinden biri olan 3. ilke insanlara, çevreye ve hayvanlara zararı olmayan kimyasal hammaddelerin ve süreçlerin geliştirilmesini hedeflemektedir.
  • Daha Güvenli Kimyasalların Tasarlanması: Hem sürecin verimini düşürmeyen hem de insan ve çevreye zarar vermeyen kimyasalların tasarlanması yeşil kimya için çok önemlidir. Bu ilke bir yandan 3. ilkeyi de tamamlamaktadır
  • Daha Güvenli Çözücüler ve Yardımcı Maddeler: Çözücüler kimyasal süreçlerin vazgeçilmez bir parçasıdır. Ancak birçok çözücü madde, tehlikeli kimyasallar sınıfına girmektedir (amonyak, benzen, hidrojen florür). Hem bu çözücüler ve yardımcı maddelerle çalışan insanlar için hem de toplum ve çevre için tehlike arz eden bu kimyasallar yerine, güvenli ve tehlikeli olmayan sürdürülebilir çözücülerin tasarlanması ve üretilmesi oldukça önemlidir.
  • Enerji Verimliliği İçin Tasarım: Çevresel ve ekonomik açılardan enerji tasarrufu ve verimliliği oldukça önemlidir. Verimliliği yüksek bir süreç daha az atık, daha az kirlilik ve daha çok tasarruf ve kazanç demektir. 
  • Yenilenebilir Hammadde Kullanımı: Süreçte kullanılacak hammaddeler sürdürülebilir olmalıdır. Böylece çevreye verilen zarar ve karbon salımı en aza inmiş olacaktır ve bu da ekonomik açıdan karlı bir kullanım sağlayacaktır.
  • Türevleri Azaltma: Kimyasal süreçte gereksiz türevlendirme (örneğin kimyasal üretimde bloklama ya da koruma amaçlı kullanılan kimyasallar) en aza indirilmeli ve bundan olabildiğince kaçınılmalıdır. Çünkü türevlendirme beraberinde ek kimyasal kullanımı ve dolayısıyla ek atık getirecektir.
  • Kataliz: Seçici katalitik reaktifler, stokiyometrik reaktiflerden üstündür. Çünkü katalitik reaktiflere geçiş, tepkime verimini artırır ve dolayısıyla atık ve yan tepkime oluşumunun da önüne geçer. Bu sebeple katalizör kullanımı ve seçimi çok önemlidir. (Katalizör, bir kimyasal tepkimenin aktivasyon enerjisini düşürerek tepkime hızını artıran ve tepkime sonrasında kimyasal yapısında bir değişiklik meydana gelmeyen maddelerdir.)
  • Bozunma İçin Tasarım: Kimyasal ürünler ve atıklar, kullanım sonucunda zararsız bozunma ürünlerine dönüştürülmeli ve çevreye zarar vermeyecek, çevrede kalıcı olmayacak şekilde tasarlanmalıdır.
  • Kirliliği Önlemek İçin Gerçek Zamanlı Analiz: Yeşil kimya dünyanın en büyük problemlerinden biri olan çevre kirliliğini önlenmesi ve kirliliğin en aza indirilmesi için gerçek zamanlı analizlerin kullanılmasını gerektirir. Bu da kimyasal süreci izleme ve kontrole dayalı bir dizi analitik metot demektir.
  • Kazaların Önlenmesi İçin Doğası Gereği Daha Güvenli Kimya: Bir kimyasal süreç ve bu süreçte kullanılacak maddeler (varsa) kimyasal kaza potansiyelini en aza indirecek şekilde seçilmeli ve tasarlanmalıdır.2

Yeşil kimya ilkelerinin her biri, mevcut kimyasal sentezlere başarılı değişiklikler sunarak geleneksel reaksiyonları çevre dostu reaksiyonlar haline getirmektedir. Yeşil kimyanın birbiriyle kuvvetli bir ilişki içerisinde bulunan ilkeleri, bir bütünlük içerisinde yeşil süreçler tasarlanmasında rol oynamıştır. Örneğin 3. ilke (daha az tehlikeli kimyasal sentez) kapsamında, çevre ve insan sağlığına az etkisi olan veya hiç zehirleyici etkisi olmayan maddelerin kullanımını ve üretimini sağlayacak sentetik bir yöntem tasarlandığında, bu yöntem diğer ilkelerden bir tanesini veya birkaçını içine almaktadır. İnsan sağlığı, çevre ve güvenlik açısından kimyasal yöntemlerin giderek daha yeşil hale getirilmesi kaçınılmaz bir ihtiyaçtır. Yeşil kimya ve ilkeleri bu amaç için mükemmel bir yol göstericidir.3

Yeşil kimya ilkeleri çerçevesinde yapılacak tasarımların, uygulamaların ve süreç yönetimlerinin kirliliğin önlenmesinde, en kötü durumda azaltılmasında, atıkların başarıyla yönetilmesinde, enerjinin daha verimli kullanılmasında anlamlı katkılar sağladığı bilinmektedir. Bütün bu faydalar bir yandan çevreye olan zararları en aza indirirken, diğer yandan önemli maliyet tasarruflarını da beraberinde getirmektedir. Çevre duyarlılığının ve sürdürülebilirlik bilincinin yükseldiği günümüzde, yeşil kimya uygulamalarının yaygınlaşacağını kestirmek güç değildir.

]]>
https://escarus.com/yesil-kimya-kavramsal-cerceve/feed/ 0