x
x
GERİ

KAPSAYICI KAPİTALİZM RÜZGARI

KAPSAYICI KAPİTALİZM RÜZGARI

12.12.2019

Amerika Birleşik Devletleri’nin öncü şirketlerinin CEO’larını temsil eden İş Dünyası Yuvarlak Masası (Business Roundtable), kurulduğu 1978 yılından itibaren periyodik olarak işletmelerin var oluş amaçlarını belirleyen Kurumsal Yönetim Prensiplerini yayınlamakta. Günümüze kadar hep hissedarlar için değer yaratma odaklı kurgulanmış olan bu prensipler geçtiğimiz Ağustos ayında oldukça dikkat çekici bir şekilde güncellendi.
15 milyonu aşkın çalışanı istihdam eden ve yıllık gelirleri toplam 7 trilyon ABD Doları’nı aşan 181 şirketin CEO’su, güncelledikleri Kurumsal Yönetim Prensipleri ile özel şirketlerin var oluş nedenlerini yeniden tanımlayan bir bakış açısına imza attı. Bilindiği üzere, klasik kapitalizm anlayışında bir işletmenin amacı hissedarları için kar yaratmaktır. Fakat klasik kapitalizm anlayışının hüküm sürdüğü, çevresel ve sosyal düzenlemeler konusunda gelişmiş ülkeler arasında çoğu zaman en son sıralarda yer alan ABD’de bile artık işletmeler; müşteriler, çalışanlar, tedarikçiler, toplum ve çevreyi göz önünde bulundurarak tüm paydaşlar için değer yaratma misyonunu benimseme taahhüdü vermekteler. Öyle ki, açıklanan taahhütte hissedarlar için değer yaratma konusu taahhüt maddelerinin sıralamasında en sonda yer almakta. 

Sanayi Devrimi’nden başlayarak İkinci Dünya Savaşı sonrası dönemin belli bir noktasına kadar küresel ekonomik büyüme sürecinde ‘kapsayıcılık’ olgusu maalesef dikkate alınmadı. Karlılık odaklı politikaların merkezde olduğu söz konusu dönemde kaynaklar çevresel ve sosyal etkiler dikkate alınmadan hoyratça tüketildi ve kaynakların dışsallıklarını da içeren gerçek maliyetleri hesaba katılmadı. Bu kar odaklı klasik kapitalizm anlayışı, toplumların düşük gelirli kesimleri ile sermaye sahiplerinin gelirleri arasında adeta bir uçurum oluşturdu. 

Gelinen aşamada ise kapsayıcılık olgusundan arınmış bir ekonomik büyüme politikasının sürdürülebilir olmadığı her geçen gün daha da netleşmekte. İklim değişikliğinin fiziksel ve sosyal etkilerinin dünya çapında hissedilmeye başlaması, internet erişimi ve sosyal medyanın son yıllarda müthiş bir hızla yaygınlaşması sonucu artan farkındalık ile çevresel ve sosyal etkilerini iyi yönetemeyen şirket ve kurumların üzerinde ciddi baskılar oluşmakta. Geçtiğimiz günlerde İsveç Merkez Bankası Riksbank, yüksek getiri ve likiditeye sahip olmalarına rağmen iklim performanslarını düşük bulduğu Alberta (Kanada), Queensland ve Batı Avustralya (Avustralya) eyaletleri tahvillerini elinden çıkardığını açıkladı. Emeklilik fonları ve fon yönetimi şirketlerinin son yıllarda ÇSY (Çevresel, Sosyal, Yönetişimsel – ESG) performansı düşük şirketlere yönelik yatırımlarını azalttıklarını ifade eden uzmanlar; sürdürülebilirliğe yoğunlaşmış fon ve yatırımların ciddi bir hızda arttığı, hatta ÇSY performansı düşük şirketlerin açığa satışlarının bile başladığı günümüz yatırım dünyasında artık merkez bankaları da dahil olmak üzere finansörler çevresel ve sosyal konulardaki risklerin getirileri ciddi derecede etkileyecek boyutta olduğunu düşünmekte. 

Business Roundtable’ın yukarıda atıf yapılan beyanı; kimi çevrelerde ABD’deki başkanlık yarışında büyük popülerlik kazanmaya başlayan ve konvansiyonel salt-kar merkezli şirketleri hedeflerine alan Bernie Sanders ve Elizabeth Warren gibi senatörlerin radarlarından kaçmaya yönelik taktiksel bir politik hamle olarak değerlendirildi ve doğal olarak beraberinde çeşitli eleştirileri getirdi. Benzer şekilde, Atlantik’in (ve politik spektrumun) diğer tarafında yer alan ekonomik liberalizmin sözcüsü The Economist ise, ne kadar ‘iyi niyetli’ olsa da bu yeni tanımın yarardan çok zarar getireceğini ve hissedar değerini önde tutan sisteme yönelik eleştirilerin tam doğruyu yansıtmadığını savunan bir eleştiri yayınladı. 

Business Roundtable’ın beyanı, imzacı CEO’ların şirketlerinin bu beyanda bahsi geçen konulara yönelik ne gibi spesifik aksiyonlar alacağına, paydaş değeri ölçümlemesini nasıl yapacağına veya hangi çevresel ve sosyal konuları nasıl önceliklendireceğine dair detayları içermiyor. ÇSY konularında şirket ve yatırımcıların en büyük ortak sıkıntısı rutin ölçümleme ve raporlamada standartlaşmanın olmaması. Ayrıca çevresel ve sosyal kapsayıcılık konusundaki mevzuatların ve raporlama gerekliliklerinin de hızlı bir şekilde iyileştirilmesi gerekiyor. 2020 ve sonrasında ekonominin yönünü ve paydaş değeri gözeten kapitalizm olgusunun hüküm sürüp sürmeyeceğini öngörmek pek de kolay değil. Bu beyan gerçekten köklü bir değişimin habercisi de olabilir, politikacılar ve aktivist yatırımcıların hedeflerinden kurtulmak için iyi bir taktik de olabilir. Yine de böylesi bir açıklamanın ABD’nin en büyük şirketlerinin CEO’ları tarafından, üstelik de hiçbir kanuni yaptırım bulunmadığı halde yapılmış olması, sürdürülebilir kalkınma ve kapsayıcı ekonomik büyüme adına çok önemli bir mihenk taşı olabilir.