Escarus

2025’te Toplumsal Cinsiyet Eşitliği: Yavaşlayan İlerleme, Derinleşen Riskler

Paylaşım TarihiMart 31, 2026

Küresel ölçekte toplumsal cinsiyet eşitliği uzun süredir kademeli bir ilerleme kaydediyordu. Son değerlendirmeler, bu ilerleme hızının yavaşladığını ve bazı alanlarda kazanımların kırılgan hale geldiğini gösteriyor. Eşitsizlik artık tek bir göstergede ortaya çıkmıyor; yoksulluk, istihdam, temsil ve kriz dinamiklerinin kesişiminde yeniden üretiliyor. Gelinen noktada kazanımlar tamamen ortadan kalkmış değil, ancak sürdürülebilir bir dönüşüm için yeterince güçlü de görünmüyor. Bu tablo toplumsal cinsiyet eşitliğinin yalnızca sosyal politika alanı için değil, ekonomik dayanıklılık ve kurumsal kapasite açısından da belirleyici olduğunu gösteriyor.

Yoksulluk ve Ekonomik Kırılganlık

Küresel verilere göre kadınlarda aşırı yoksulluk oranının 2020’den bu yana yaklaşık %10 seviyesinde kalması ilerlemenin duraksadığını ortaya koyuyor. Mevcut eğilimler devam ederse 2030 yılında yaklaşık 351 milyon kadın ve kız çocuğunun aşırı yoksulluk sınırının altında yaşamaya devam edeceği öngörülüyor. Politika müdahalelerinin güçlendirilmesi durumunda aşırı yoksulluk oranının 2050 yılına kadar %9,2’den %2,7 seviyesine gerileyebileceği ifade ediliyor. Yoksulluk artık yalnızca gelir düzeyiyle açıklanamıyor; gıda güvencesi, güvenlik riski ve iklim etkileri ekonomik kırılganlığı derinleştiriyor.[1]

Küresel eğilimlerle uyumlu şekilde Türkiye’de de kadınların ekonomik kırılganlığı yoksulluk göstergelerinde açık biçimde görülüyor. TÜİK verilerine göre yoksulluk veya sosyal dışlanma riski kadınlarda %30,1 iken erkeklerde %25,6 seviyesinde.[2] Eğitim düzeyi ekonomik kırılganlığın dağılımını belirleyen temel faktörlerden biri. Okuryazar olmayan kadınlarda yoksulluk oranı %36’ya kadar yükselirken yükseköğretim mezunlarında bu oran %5,5’e geriliyor.[3] OECD değerlendirmeleri Türkiye’de sosyal koruma mekanizmalarının sınırlı etkisinin kırılganlığı artırdığını gösteriyor. Çocuklu hanelere yönelik desteklerin sınırlı olması ve bakım yükünün yüksekliği kadınların ekonomik bağımsızlık kazanmasını zorlaştırıyor. Düşük gelirli hanelerin harcamalarının büyük bölümünü temel ihtiyaçlara ayırması ise, enflasyon etkisinin daha yoğun hissedilmesine neden oluyor.[4]

Çoklu Krizler ve Kırılganlık Dinamikleri

Son yıllarda ekonomik kırılganlık; jeopolitik gerilimler, iklim riski ve makroekonomik dalgalanmalarla birlikte daha karmaşık bir yapı kazanıyor. Bu çoklu risk ortamı insani gelişme kazanımlarının kalıcılığını zayıflatıyor.[5] Mevcut eğilimler sürerse 2050 yılına kadar 158,3 milyon kadının daha yoksulluk riskiyle karşı karşıya kalabileceği öngörülüyor. Orta veya ileri düzeyde gıda güvencesizliği yaşayan kadın sayısının erkeklerden 64 milyon daha fazla olması kırılganlığın yapısal bir nitelik taşıdığını gösteriyor. 2025 itibarıyla 676 milyon kadın ve kız çocuğunun çatışma bölgelerine yakın alanlarda yaşıyor olması bu risklerin birbirini beslediğini gösteriyor.[6]

Çoklu risk ortamı işgücü piyasasında daha görünür hale geliyor. Küresel risk ortamına paralel olarak Türkiye’de de makroekonomik dalgalanmalar ve bakım sorumlulukları kadınların ekonomik dayanıklılığını sınırlıyor. Türkiye’de kKadınların işgücüne katılım oranı OECD ortalamasının altında seyrediyor. Yüksek enflasyon ortamı özellikle düşük gelirli kadınların satın alma gücünü daha hızlı aşındırıyor. Gelirin rolarak azalması ekonomik şokların etkisini derinleştiriyor. Bakım sorumluluklarının kadınlar üzerinde yoğunlaşması, kriz dönemlerinde gelir kaybı ve sorumluluk artışının aynı anda gerçekleşmesine neden oluyor. Kadınların işgücü piyasasından daha hızlı çekilmesi ve geri dönüşlerinin daha uzun sürmesi ise kırılganlığın yapısal olduğunu gösteriyor.[7]

İstihdam, Bakım Ekonomisi ve İşgücü Yapısı

Bakım ekonomisi bu kırılganlık döngüsünün temel belirleyicilerinden biri olmaya devam ediyor. Küresel veriler kadınların ücretsiz bakım ve ev içi işlere erkeklere kıyasla yaklaşık 2,5 kat daha fazla zaman ayırdığını gösteriyor. Bu dağılım yalnızca kariyer sürekliliğini değil, işgücü piyasalarının verimliliğini ve ekonomik büyüme potansiyelini de sınırlayan yapısal bir baskı oluşturuyor.[8] Bu yapısal baskıların etkisi küresel eşitlik göstergelerinde de görülüyor. 2025 itibarıyla küresel toplumsal cinsiyet eşitliği puanı %69 seviyesinde seyrediyor ve mevcut ilerleme hızı korunursa tam eşitliğe ulaşmanın yaklaşık 123 yıl süreceği öngörülüyor.[9]  1995 tarihli Pekin Deklarasyonu ve Eylem Platformu’nun 30 yıl sonraki uygulama sonuçlarını değerlendiren Beijing+30 süreci de hukuki ilerlemelere rağmen uygulama kapasitesi ve kaynak tahsisindeki sınırlılıkların dönüşümü yavaşlattığını ortaya koyuyor.[10]

Bakım yükünün işgücü piyasasına yansıması Türkiye verilerinde de açık biçimde görülüyor. Halihazırda Türkiye’de kadınların işgücüne katılım oranı %36,8, erkeklerde ise bu oran %72 olarak ortaya çıkıyor.[11]  Üç yaş altı çocuğu bulunmayan kadınların istihdam oranı %58,6 iken küçük çocuğu olan kadınlarda bu oran %26,9’a düşüyor. Rakamlardan açık biçimde görülebileceği üzere bakım sorumlulukları kariyer sürekliliğini sınırlandırıyor. Bu süreçte kadınlar ev ve iş hayatı arasında bir tür jonglörlük yürütmek zorunda kalabiliyor ve çoğu zaman daha düşük nitelikli işlere yöneliyor. Kadınlar yarı zamanlı çalışma, kayıt dışı istihdam ve ücretsiz aile işçiliğinde daha yüksek oranda temsil ediliyor. Kadınların iş hayatında kalma süresi ortalama 20,7 yıl, erkeklerde ise bu oran 39,7 yıla çıkıyor.[12]

Eğitim, Beceri ve Ekonomik Çıktılar

İşgücü piyasasındaki bu eşitsizlikler eğitim olanaklarına erişim ve beceri gelişimiyle de yakından ilişkili. Küresel ölçekte 122 milyon kız çocuğu hala eğitim dışında kalıyor.[13] Yükseköğretimde kadınların temsil oranı artmasına rağmen bu kazanım işgücü piyasasında eşit gelir ve eşit fırsatlara aynı ölçüde yansımıyor. STEM (bilim, teknoloji, mühendislik ve matematik) alanlarında kadınların payının yaklaşık %35 seviyesinde kalması kadınların geleceğin işlerine erişiminde yeni bir eşitsizlik alanı oluştuğunu gösteriyor.[14] Dijital becerilere erişimdeki fark da bu eğilimi güçlendiriyor. Eğitimde sağlanan ilerleme tek başına eşitlik üretmiyor; eşitsizlik eğitimden işgücüne uzanan yapısal bir mekanizma içinde yeniden üretiliyor.[15]

Türkiye’de de eğitim kazanımları işgücü piyasasında eşit gelir üretmiyor. Yükseköğretim mezunu kadınlarda işgücüne katılım oranı %68,7 seviyesine çıkıyor. Ne var ki 25 yaş üzeri kadınların yalnızca %23,6’sı yükseköğretim mezunu. Ortalama eğitim süresi kadınlarda 8,8 yıl, erkeklerde 10,2 yıl.[16]  Ücret farkı tüm eğitim düzeylerinde erkekler lehine seyrediyor.[17] Kadınların daha düşük ücretli ve güvencesiz işlerde yoğunlaşması ekonomik eşitsizliğin devam ettiğini gösteriyor.

İş Dünyası ve Siyasette Kadının Temsili

Ekonomik ve sosyal eşitsizlikler karar alma mekanizmalarına da yansıyor. Küresel ölçekte kadınlar yönetici pozisyonlarının yaklaşık %30’unu oluşturuyor. Parlamentolarda kadın oranı %27 seviyesinde.[18] Yetersiz temsil politika önceliklerini ve kaynak dağılımını doğrudan etkileyerek kapsayıcı büyüme kapasitesini de sınırlandırıyor.

Dünyadaki eğilime paralel şekilde Türkiye’de de kadın temsili sınırlı kalmaya devam ediyor. Kadın milletvekili oranı %19,9. Üst ve orta düzey yönetici pozisyonlarında kadın oranı %21,5, kadın büyükelçi oranı ise %28,4.[19]  Borsa İstanbul şirketlerinde kadın yönetim kurulu üyelerinin oranı yaklaşık %19,4. SPK tarafından önerilen %25 kadın üye oranını karşılayan şirket oranı %32,6.[20] Temsil artmakla birlikte karar alma mekanizmalarında denge henüz kurulmuş değil ve bu durum politika önceliklerinin kapsayıcılığını doğrudan etkiliyor.

Sonuç Yerine

Genel tablo 2025 yılı itibarıyla toplumsal cinsiyet eşitliğinin tek bir politika alanı üzerinden ilerlemediğini gösteriyor. Yoksulluk, istihdam, eğitim ve temsil birbirini besleyen alanlar olarak süreci birlikte şekillendiriyor. Eğitimde sağlanan ilerleme gelir eşitliğine aynı ölçüde yansımıyor. Bakım yükü paylaşılmadan işgücü dengesi kurulması zorlaşıyor. Temsil artmadan politika önceliklerinin dönüşmesi sınırlı kalıyor.

Toplumsal cinsiyet eşitliği yalnızca bir sosyal politika başlığı değil, aynı zamanda ekonomik dayanıklılık ve kapsayıcı büyümenin temel belirleyicilerinden biri. İşgücü piyasasında atıl kalan potansiyelin değerlendirilmesi, üretkenlik ve inovasyon kapasitesi açısından kritik önem taşıyor; bu da konunun ekonomi ve kalkınma gğndemleriyle ne kadar yakından ilgili olduğunu gösteriyor. Madem ki eşitsizlik birbirini besleyen alanlarda üretiliyor, öyleyse çözümün de bütüncül yaklaşımla ve bir kalkınma perspektifiyle ele alınması gerekiyor.

Dipnotlar

1) Sustainable Development Goals (SDG). (2025). The Gender Snapshot 2025. Şu adresten erişilebilir: https://unstats.un.org/sdgs/gender-snapshot/2025/ Son erişim tarihi: Mart 2026.

2) TÜİK. (2026). İstatistiklerle Kadın, 2025. Şu adresten erişilebilir: https://veriportali.tuik.gov.tr/tr/press/58272. Son erişim tarihi: Mart 2026.

3) TÜİK. (2026). Türkiye’de İstatistiklerle Kadın 2025. Şu adresten erişilebilir: https://www.tuik.gov.tr/media/announcements/ist_kadin2025.pdf. Son erişim tarihi: Mart 2026.

4) OECD. (2025). OECD Economic Surveys: Türkiye 2025. Paris, Nisan 2025. Şu adresten erişilebilir: https://doi.org/10.1787/d01c660f-en. Son erişim tarihi: Mart 2026.

5) UNDP. (2025). Human Development Report 2025, A Matter of Choice: People and Possibilities in the Age of AI. New York. Şu adresten erişilebilir: https://hdr.undp.org/content/human-development-report-2025. Son erişim tarihi: Mart 2026.

6) SDG, a.g.k.

7) OECD, a.g.k.

8) SDG, a.g.k.

9) World Economic Forum (WEF). (2025). Global Gender Gap Report 2025. Geneva, Haziran 2025. Şu adresten erişilebilir: https://www.weforum.org/publications/global-gender-gap-report-2025/ Son erişim tarihi: Mart 2026.

10) United Nations (UN) Women. (2025). Women’s rights in review 30 years after Beijing. Şu adresten erişilebilir: https://www.unwomen.org/en/digital-library/publications/2025/03/womens-rights-in-review-30-years-after-beijing. Son erişim tarihi: Mart 2026.

11) TÜİK. (2026). İstatistiklerle Kadın, 2025. a.g.k.

12) TÜİK. (2026). Türkiye’de İstatistiklerle Kadın 2025. a.g.k.

13) SDG, a.g.k.

14) SDG, a.g.k.

15) UNESCO. (2025). Global Education Monitoring Report 2025. Gender Report Women Lead for Learning. Şu adresten erişilebilir: https://unesdoc.unesco.org/ark:/48223/pf0000393701. Son erişim tarihi: Mart 2026.

16) TÜİK. (2026). İstatistiklerle Kadın, 2025. a.g.k.

17) TÜİK. (2026). Türkiye’de İstatistiklerle Kadın 2025. a.g.k.

18) Sustainable Development Goals (SDG). (2025). The Sustainable Development Goals Report 2025. Şu adresten erişilebilir: https://unstats.un.org/sdgs/report/2025. Son erişim tarihi: Mart 2026.

19) TÜİK. (2026). İstatistiklerle Kadın, 2025. a.g.k.

20) Anadolu Ajansı (AA). (2026). “Türkiye’de Yönetim Kurulunda Kadın Raporu”nun 2025 sonuçları açıklandı. Şu adresten erişilebilir: https://www.aa.com.tr/tr/ekonomi/turkiyede-yonetim-kurulunda-kadin-raporunun-2025-sonuclari-aciklandi/3829141#. Son erişim tarihi: Mart 2026.

Nil Serra Yerlikaya Dolu

Nil Serra Yerlikaya Dolu