Paylaşım TarihiEkim 20, 2026
Akdeniz’in berrak sularının birkaç metre altında, kumlu zemine kök salarak uzun ve şerit biçimli yapraklarıyla akıntıya uyum sağlayan Posidonia oceanica, yüzeyden bakıldığında çoğu zaman fark edilmeyen geniş çayırlar oluşturmaktadır. WWF Türkiye’nin 1 Mart 2026 Dünya Deniz Çayırı Günü’nde kamuoyuyla paylaştığı rapora göre, Akdeniz genelindeki Posidonia çayırları yaklaşık 540 milyon ton karbon depolamaktadır. Rapor, söz konusu stoku kabaca 430 milyon otomobilin yıllık karbondioksit emisyonuna eşdeğer kabul etmektedir.1 Su yüzeyinin altında, herhangi bir görünürlük kazanmadan biriken karbon, iklim politikasının son yıllarda en hızlı olgunlaşan başlıklarından biri olan mavi karbon konusunun merkezinde yer almaktadır.
Mavi karbon, kıyı ve deniz ekosistemlerinin atmosferden çekerek bitki dokularında ve özellikle sedimanlarında uzun süre tuttuğu karbonu ifade etmekte, mangrov ormanları, tuzcul bataklıklar ve deniz çayırları kavramın üç temel bileşenini oluşturmaktadır. Kavramın dar bir bilimsel çevrenin ilgi alanından çıkarak küresel iklim gündeminin kalıcı başlıklarından birine dönüştüğünü gösteren en güncel işaret, 9-20 Kasım 2026 tarihlerinde Antalya’da düzenlenecek COP31’in eylem ajandasıdır. Türkiye’nin sorumluluğunda hazırlanan ajandada “Okyanuslar ve Denizler” teması altındaki ilk odak alanı “Mavi Karbon Entegrasyonu” olarak belirlenmiş; deniz çayırı, tuzcul bataklık ve mangrov ekosistemlerinin ulusal iklim stratejilerine ve ulusal katkı beyanlarına dahil edilmesinin teşvik edileceği ifade edilmiştir.2 Mavi karbonun ajandada öncelikli bir başlık olarak belirlenmesi, Türkiye’nin kıyı ekosistemlerine ilişkin bilimsel birikimini uluslararası iklim gündemiyle buluşturabilmesi açısından önemli bir fırsat penceresi açmaktadır.
Uluslararası Finans Kurumu’nun (IFC) 2023 tarihli raporunda belirtildiği üzere mavi karbon kavramı 2009 yılı civarında ortaya çıkmış olup, alan henüz yirmi yılını doldurmamıştır.3 Karasal ormancılık projeleri için uzun yıllara dayanan bir kredilendirme deneyimi bulunurken, kıyı ekosistemleri için karşılaştırılabilir bir birikimden söz etmek henüz mümkün değildir. İklim biliminin zaman ölçeğinde oldukça kısa sayılabilecek bahse konu süre, metodolojik çerçevenin neden hala olgunlaşma aşamasında bulunduğunu açıklamakta ve alanı erken dönemde tanıyan kurumlara belirgin bir öğrenme avantajı sunmaktadır.
UNESCO Hükümetlerarası Oşinografi Komisyonu, mavi karbon ekosistemlerinin karasal ormanlara kıyasla iki ila dört kat daha fazla karbon tutabildiğini belirtmektedir.4 Rakamları asıl ilginç kılan ise ekosistemlerin kapladığı alan ile üstlendiği işlev arasındaki orantısızlıktır. Birleşmiş Milletler Çevre Programı’nın (UNEP) deniz çayırlarına ilişkin raporuna göre, deniz çayırları okyanus tabanının yalnızca yüzde 0,1’ini kaplamalarına karşın okyanuslardaki karbonun yüzde 18’ine kadarını depolamaktadır.5 Kapladıkları fiziksel alanla kıyaslandığında, kıyı ekosistemlerinin gezegenin karbon dengesindeki ağırlığı orantısının çok ötesine geçmektedir. Verimliliğin kaynağı, karbonun nerede tutulduğunda yatmaktadır. Karasal bir ormanda karbonun büyük bölümü gövde ve yapraklarda biriktiğinden, yangın ya da kesim gibi bir müdahale depolanan karbonu kısa sürede atmosfere geri döndürebilmektedir. Sedimandaki oksijensiz koşulların ayrışmayı büyük ölçüde yavaşlatması, ekosistem bozulmadığı sürece depolanan karbonun yüzyıllar, hatta binlerce yıl boyunca yerinde kalabilmesine imkan tanımaktadır. Mavi karbon verilerinin yorumlanmasında ise birimin ton karbon mu yoksa ton CO₂e mi olduğu belirleyici bir ayrıntıdır. Bir ton karbon yaklaşık 3,67 ton karbondioksite karşılık geldiğinden, birim farkının gözden kaçırılması aynı stokun birbirinden çok farklı büyüklüklerde algılanmasına yol açabilmektedir.
Kıyı ekosistemleri tartışmalarında sıklıkla birlikte anılmalarına karşın mercan resifleri mavi karbon kapsamında değerlendirilmemektedir. Resiflerin biyoçeşitlilik ve kıyı koruması açısından taşıdığı değer tartışmasız olmakla birlikte, uzun vadeli karbon depolama işlevini üstlenen asıl ekosistemler mangrovlar, tuzcul bataklıklar ve deniz çayırlarıdır. Bu üç ekosistem de tarihsel olarak ciddi kayıplar yaşamıştır. UNEP’in aynı raporuna göre bilinen deniz çayırı alanının yaklaşık yüzde 30’u 19. yüzyılın sonundan bu yana yitirilmiştir. Mangrovlar açısından ise tablonun son on yılda kısmen iyileştiği görülmektedir. Global Mangrove Alliance’ın Global Mangrove Watch verilerine dayanan raporuna göre yıllık kayıp oranı yüzde 0,04’e gerilemiştir. Yine de 1996’dan bu yana net olarak yitirilen yaklaşık 5.245 kilometrekarelik mangrov alanının restorasyonu halinde, toprakta ve bitki biyokütlesinde yaklaşık 1,27 milyar ton CO₂e’nin güvence altına alınabileceği hesaplanmaktadır.6 Kayıp hızındaki yavaşlamaya karşın 1,27 milyar ton CO₂e’lik potansiyel, yeni kayıpların önlenmesi kadar geçmişte yitirilen alanların geri kazanılmasının da önem taşıdığını ortaya koymaktadır.
Mangrov kayıplarının arkasındaki en belirleyici etkenlerden biri akvakültür sektörüdür. Dünya Ekonomik Forumu platformunda yayımlanan değerlendirmede, gıda sisteminin onlarca yıldır mangrov kaybına yol açtığı ve tahribatın önemli bir bölümünün karides yetiştiriciliğinden kaynaklandığı vurgulanmakta, büyük karides ihracatçıları arasında yer alan Tayland ve Ekvador’da ise mangrov dönüşümünün neredeyse durma noktasına geldiği aktarılmaktadır. Yazarlar, başarının arkasında açık kamu koruma yükümlülüklerinin, büyük perakendecilerin aktif katılımının ve kamu ile özel sektör finansmanının bulunduğunu belirtmektedir.7 Tayland ve Ekvador örnekleri, akvakültürün mangrovlara zarar vermeden de sürdürülebileceğini göstermektedir. Ancak elde edilen ilerlemenin kalıcı olması, kamu denetiminin ve alıcı şirketlerin sürdürülebilirlik taleplerinin zaman içinde gevşememesine bağlıdır. Benzer bir ilişki Türkiye kıyılarında da söz konusudur. Türkiye’de mangrov bulunmadığından aynı risk, Ege kıyılarındaki balık çiftlikleri ile Posidonia çayırları arasında ortaya çıkmaktadır.
Mavi karbonun bilimsel değeri uzun süredir bilinmekle birlikte, değerin finansal bir karşılığa kavuşması görece yeni bir gelişmedir. Gönüllü karbon piyasasının en büyük sertifikasyon kuruluşu olan Verra, kıyı ekosistemleri için özel olarak geliştirdiği VM0033 metodolojisiyle mangrov, tuzcul bataklık ve deniz çayırı restorasyonu projelerinin karbon kredisi üretebilmesini mümkün kılmaktadır. Gold Standard da Ağustos 2024’te mangrovların sürdürülebilir yönetimine yönelik bir metodoloji yayımlamıştır.8 Fiyatlandırma tarafında girişte değinilen IFC raporu, mangrov restorasyonu ile ağaçlandırma projelerinden elde edilen kredilerin ton başına 15-35 dolar aralığında fiyatlanabildiğini ve bu düzeyin, genel REDD+ yaklaşımıyla üretilen ve 8-10 dolar aralığında işlem gören kredilerin belirgin biçimde üzerinde kaldığını aktarmaktadır. Fiyat farkının önemli bir nedeni, bu projelerin karbonun ötesinde sağladığı faydalar olarak görülmektedir. Mangrovlar ve deniz çayırları; kıyıları erozyona karşı korumakta, balıklar için üreme alanı oluşturmakta ve kıyıda yaşayan toplulukların geçimine katkı sağlamaktadır. Söz konusu avantajlara karşın mavi karbonun piyasadaki payı hâlâ oldukça küçüktür. IFC raporuna göre Verra’nın sertifikalandırdığı karbon uzaklaştırma projelerinin yalnızca yüzde 3’ü sulak alan restorasyonuna dayanmakta, bu projelerden elde edilen krediler ise toplam kredilerin yüzde 0,3’ünü bile bulmamaktadır. Taşıdığı potansiyel ile piyasadaki payı arasındaki fark, mavi karbonun önümüzdeki yıllarda en hızlı büyüyebilecek alanlardan biri olduğunu düşündürmektedir.
Piyasa payının sınırlı kalmasında teknik güçlüklerin payı büyüktür. Gelgit hareketleri, tuzluluk değişimleri ve karmaşık sediman dinamikleri karbon stokunun ölçülmesini karasal projelere kıyasla belirgin biçimde zorlaştırmaktadır. Sedimanda biriken karbonun ne kadarının ekosistemin kendisi tarafından üretildiğinin, ne kadarının akıntılarla dışarıdan taşınan organik maddeden kaynaklandığının ayrıştırılması da ek bir belirsizlik yaratmaktadır. Güncel piyasada ise sertifikasyon tek başına bir kredinin güvenilirliği için yeterli görülmemektedir. Gönüllü Karbon Piyasası Bütünlük Konseyi (ICVCM), yüksek bütünlüklü karbon kredileri için küresel bir eşik olarak tanımladığı Temel Karbon İlkeleri çerçevesinde kredilendirme programlarını ve metodolojileri ayrı ayrı değerlendirmektedir. Konseyin güncel değerlendirme tablosunda Isometric’in mangrov restorasyonu metodolojisi onaylı metodolojiler arasında yer alırken, Gold Standard’ın mangrov metodolojisinin değerlendirmesi hâlâ sürmektedir.9 Gözlemlerimize göre kurumsal alıcılar da kredi seçiminde bağımsız derecelendirme kuruluşlarının değerlendirmelerine giderek daha fazla başvurmaktadır.
Türkiye’nin kıyıları, özellikle de Ege, Posidonia çayırları bakımından oldukça zengindir. Ege kıyılarında yapılan güncel saha çalışmaları, çayırların yüzeye yakın sığlıklardan yaklaşık 40 metre derinliğe kadar uzandığını ve en çok 5 ile 30 metre arasında yoğunlaştığını göstermektedir. Aynı çalışmalar çayırların ciddi bir baskı altında olduğunu da ortaya koymaktadır. İzmir ve Güllük gibi kentleşmenin yoğun olduğu bölgelerde bulanıklaşan su, çayırlara ulaşan ışığı azaltmakta; çayırların çekildiği derin kesimlerde ise istilacı türler yayılmaktadır. En çarpıcı örnek İzmir Dikili’de izlenmektedir. Balık çiftliğinin bulunduğu bir sahada 2014 yılında var olan Posidonia çayırının, 2023 yılında yapılan dalışlarda tamamen ortadan kalktığı görülmüştür.10
Türkiye kıyılarında ne kadar deniz çayırı bulunduğu ve bu çayırların ne kadar karbon depoladığı henüz tam olarak bilinmemektedir. Ülke genelini kapsayan bir envanter çalışması şu ana kadar kamuoyuyla paylaşılmamıştır. Eksikliği gidermeye yönelik araştırmalar ise son yıllarda hız kazanmıştır. Dokuz Eylül Üniversitesi Deniz Bilimleri ve Teknolojisi Enstitüsü’nde Nisan 2024-Nisan 2026 döneminde TÜBİTAK desteğiyle yürütülen proje kapsamında, Karaburun-Ildır Körfezi Özel Çevre Koruma Bölgesi’nde deniz jeofiziği yöntemleri, akustik sistemler ve aletli dalışlar bir arada kullanılarak Posidonia çayırlarının ve türün uzun zaman dilimleri içinde oluşturduğu mat katmanının olası karbon stokunun belirlenmesi hedeflenmiştir.11
Deniz çayırlarının değeri karbonla sınırlı kalmamakta, çayırlar pek çok balık ve omurgasız türü için barınma ve yavru gelişim alanı işlevi görmektedir. Çayırlar üzerindeki en doğrudan baskılardan biri ise demirlemedir. Girişte değinilen WWF raporu, Otomatik Tanımlama Sistemi (AIS) verilerine dayanarak 2024 yılında Akdeniz’deki olası deniz çayırı alanlarında 179 binden fazla demirleme gerçekleştiğini, demirlemelerin yaklaşık yarısının 24 metreden büyük deniz araçlarınca yapıldığını ve 50 bin hektarı aşan Posidonia alanının etkilenmiş olabileceğini ortaya koymaktadır. Rapora göre Türkiye, demirleme yoğunluğu ve yoğunlaşma noktası sayısı bakımından öne çıkan ülkeler arasında yer almakta, yalnızca Datça-Bodrum bölgesinde 2024 yılında 13 binin üzerinde demirleme kaydedilmiş bulunmaktadır. Posidonia yılda yalnızca birkaç santimetre büyüyebildiğinden, çapa ve zincirlerin kök sisteminde yol açtığı tahribatın doğal yollarla onarılması uzun yıllar alabilmektedir. WWF, deniz çayırı alanlarında 15 metreden büyük deniz araçlarının demirlemesinin yasaklanmasını, ekolojik şamandıra sistemlerinin yaygınlaştırılmasını ve deniz çayırı haritalarının deniz alanı planlamasına entegre edilmesini önermektedir.
Deniz çayırları için en büyük tehlikelerden biri, özellikle yaz aylarında koylara demir atan teknelerdir. Girişte değinilen WWF raporu, Türkiye’nin Akdeniz’de demirleme baskısının en yoğun hissedildiği ülkelerden biri olduğunu ve yalnızca Datça ile Bodrum arasında 2024 yılında 13 binden fazla demirleme yapıldığını ortaya koymaktadır. Yılda ancak birkaç santimetre büyüyebilen Posidonia için birkaç dakikalık bir demirleme, onarılması yıllar sürecek bir hasar anlamına gelmektedir. Günümüzde teknolojik açıdan uygun çözümlerden biri teknelerin çapa atmak yerine şamandıralara bağlanmasıdır. Fethiye-Göcek’te 2010 yılından bu yana kullanılan şamandıra sistemi, söz konusu yaklaşımın Türkiye’deki bir örneğidir.12 Marmara’da ise Türkiye İş Bankası ile TÜDAV’ın 2023 yılında başlattığı proje, bölgedeki son Posidonia çayırlarını haritalamayı, atıklardan temizlemeyi ve şamandıralarla korunmalarının yollarını araştırmayı amaçlamaktadır.13 Kamunun ve özel sektörün attığı adımlar, deniz çayırlarını korumanın turizmden finansa kadar pek çok sektör için ulaşılabilir bir hedef olduğunu göstermektedir.
Sahadaki izleme, araştırma ve koruma çalışmaları değerli olmakla birlikte, envanterin henüz tamamlanmamış olması sistematik bir ulusal mavi karbon stratejisinin olgunlaşmadığına işaret etmektedir. COP31 eylem ajandasında mavi karbonun ulusal katkı beyanlarına entegrasyonunun öne çıkarılması, Türkiye’ye ev sahibi ülke olarak örnek bir yaklaşım ortaya koyma fırsatı sunmaktadır. Kurumlar açısından ise ev sahipliğinin yarattığı görünürlük, mavi karbon envanterlerinin çıkarılması, karbon muhasebesi yöntemlerinin yerel koşullara uyarlanması ve olası kredilendirme projelerinin fizibilitesinin değerlendirilmesi gibi başlıklarda erken hareket etmenin avantajını beraberinde getirmektedir.
Net sıfır taahhüdü bulunan şirketler açısından mavi karbon kredileri dikkatle değerlendirilmesi gereken bir seçenektir. TSRS kapsamında rapor hazırlayan şirketler açısından konunun bir de raporlama tarafı bulunmaktadır. TSRS 2, net sera gazı emisyonu hedefine ulaşmak için karbon kredisi kullanmayı planlayan şirketlerden hedefin karbon kredilerine ne ölçüde dayandığını, kredilerin hangi üçüncü taraf programınca doğrulanacağını veya sertifikalandırılacağını, kredinin doğa temelli mi yoksa teknolojik karbon uzaklaştırmasına mı dayandığını, azaltım mı yoksa uzaklaştırma mı sağladığını ve kalıcılık gibi güvenilirliği etkileyen diğer unsurları açıklamalarını beklemektedir.14 Avrupa Birliği’nin ESRS standartları da sera gazı uzaklaştırmaları ve karbon kredileri yoluyla finanse edilen azaltım projelerine ilişkin benzer açıklamalar öngörmektedir. Dolayısıyla mavi karbon kredisi almayı düşünen bir şirketin, satın alma kararından önce projenin nasıl yönetildiğini, karbonun ne kadar süre yerinde kalacağını ve yerel halkın sürece dahil edilip edilmediğini incelemesi gerekmektedir.
Su yüzeyinin altında biriken karbon, gözden uzak olduğu için çoğu zaman hak ettiği ilgiyi görmemektedir. Oysa korundukları sürece yüzyıllar boyunca karbon depolamaya devam eden deniz çayırları, gerçek bir doğal sermaye niteliğindedir. Karbon muhasebesi standartları netleştikçe ve şirketlerin talebi arttıkça mavi karbonun iklim finansmanında daha fazla yer bulması beklenmektedir. Ancak çayırları korumak için o günü beklemeye gerek yoktur, çünkü var olan bir çayırı korumak yeni bir orman yetiştirmekten çok daha kolaydır.
Dipnotlar:
1) World Wide Fund for Nature (WWF) Türkiye. (2025). Akdeniz’in Deniz Çayırı Mavi Ormanlarını Demirleme Etkilerinden Korumak. Yayına Hazırlayanlar: Evan Jeffries (Swim2Birds) ve Catherine Roberts (WWF MMI – [WWF Akdeniz Deniz İnisiyatifi]), Çeviri: Esin Aslan Gündüz. Şu adresten erişilebilir: https://wwftr.awsassets.panda.org/downloads/akdeniz-in-deniz-cay-r–mavi-ormanlar-n–demirleme-etkilerinden-korumak-web.pdf. Son erişim tarihi: Ekim 2026
2) COP31 Türkiye. (t.y.). COP31 Aksiyon Ajandası: Okyanuslar ve Denizler. Şu adresten erişilebilir: https://cop31.tr/tr/cop31-aksiyon-ajandasi/okyanuslar-ve-denizler. Son erişim tarihi: Ekim 2026.
3) International Finance Corporation (IFC). (2023). Deep Blue: Opportunities for Blue Carbon Finance in Coastal Ecosystems. Washington, D.C. Şu adresten erişilebilir: https://www.ifc.org/content/dam/ifc/doc/2023-delta/deep-blue-opportunities-for-blue-carbon-finance-in-coastal-ecosystems-optimized.pdf. Son erişim tarihi: Ekim 2026.
4) UNESCO Hükümetlerarası Oşinografi Komisyonu (IOC). (t.y.). Blue Carbon. Şu adresten erişilebilir: https://www.ioc.unesco.org/en/blue-carbon. Son erişim tarihi: Ekim 2026.
5) Birleşmiş Milletler Çevre Programı (UNEP). (2020). Out of the Blue: The Value of Seagrasses to the Environment and to People. Şu adresten erişilebilir: https://www.unep.org/news-and-stories/press-release/protection-seagrasses-key-building-resilience-climate-change. Son erişim tarihi: Ekim 2026.
6) Global Mangrove Alliance. (2022). The State of the World’s Mangroves 2022, Executive Summary. Şu adresten erişilebilir: https://www.mangrovealliance.org/news/the-state-of-the-worlds-mangroves-2022 Son erişim tarihi: Ekim 2026.
7) Topping, N., Camposano, J. A. ve Thurley, M. (2025). “Mangroves and Shrimp: A Litmus Test for Food System Transformation” ,World Economic Forum, 8 Ocak 2025. Şu adresten erişilebilir: https://www.weforum.org/stories/2025/01/mangroves-shrimp-litmus-test-food-system-transformation/. Son erişim tarihi: Ekim 2026.
8) Verra. (2022). Verra Replaces CDM AR-AM0014 and AR-AMS0003 Methodologies with VM0033 Methodology for Tidal Wetland and Seagrass Restoration, v2.0. Şu adresten erişilebilir: https://verra.org/verra-replaces-cdm-ar-am0014-and-ar-ams0003-methodologies-with-vm0033-methodology-for-tidal-wetland-and-seagrass-restoration-v2-0/. Son erişim tarihi: Ekim 2026.
9) Gold Standard. (2024). 443 BCFW Methodology for Sustainable Management of Mangroves, v1.0. Şu adresten erişilebilir: https://globalgoals.goldstandard.org/443-bcfw-methodology-for-sustainable-management-of-mangroves. Son erişim tarihi: Ekim 2026.
9) Integrity Council for the Voluntary Carbon Market (ICVCM). (t.y.). Mangrove Carbon Credits: Conservation and Restoration. Şu adresten erişilebilir: https://www.icvcm.org/?p=18611. Son erişim tarihi: Ekim 2026.
10) Taşkın, E., Bilgiç, F., Minareci, E. ve Minareci, O. (2024). “Effect of the Aquaculture on the Seagrass Posidonia oceanica: A Decade Before and After in the Aegean Sea”, International Journal of Environment and Geoinformatics, 11(1), ss.36-42. Şu adresten erişilebilir: https://doi.org/10.30897/ijegeo.1398963. Son erişim tarihi: Ekim 2026.
Taşkın, E., Güreşen, A. vd. (2026). “Bathymetric Patterns of Phytobenthic Communities and Bottom Types Along the Aegean Coasts of Türkiye”, Diversity, 18(5), 300. Şu adresten erişilebilir: https://doi.org/10.3390/d18050300. Son erişim tarihi: Ekim 2026.
11) Dokuz Eylül Üniversitesi (DEÜ). (t.y.). Posidonia oceanica (L.) Delile, 1813 Çayırı ve Mat Katmanın Olası Karbon Stoğunun Belirlenmesinde Çok Disiplinli Bir Yaklaşım. TÜBİTAK Projesi. Şu adresten erişilebilir: https://dapsis.deu.edu.tr/proje/7bba4205-7cdf-4444-9799-1cdf5f28850d/posidonia-oceanica-l-delile-1813-cayiri-ve-mat-katmanin-olasi-karbon-stogunun-belirlenmesinde-cok-disiplinli-bir-yaklasim. Son erişim tarihi: Ekim 2026.
12) Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı (ÇŞİDB). (t.y.). Fethiye-Göcek Özel Çevre Koruma Bölgesi. Şu adresten erişilebilir: https://webdosya.csb.gov.tr/db/tabiat/icerikler/gocek-20211124123502.pdf. Son erişim tarihi: Ekim 2026.
13) Türkiye İş Bankası. (2023). Marmara’nın Son Oksijen Deposu Kayıt ve Koruma Altına Alınıyor. Şu adresten erişilebilir: https://www.isbank.com.tr/bankamizi-taniyin/marmaranin-son-oksijen-deposu-kayit-ve-koruma-altina-aliniyor. Son erişim tarihi: Ekim 2026.
14) Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu (KGK). (2023). Türkiye Sürdürülebilirlik Raporlama Standardı 2: İklimle İlgili Açıklamalar (TSRS 2). Şu adresten erişilebilir: https://www.kgk.gov.tr/Portalv2Uploads/files/Duyurular/v2/Surdurulebilirlik/RaporlamaStandarti/TSRS%202.pdf. Son erişim tarihi: Ekim 2026.

