Paylaşım TarihiAğustos 28, 2026
Türk Dil Kurumu’nun sözlüğünde (Güncel Türkçe Sözlük) daha önce yalnızca “sürdürülebilir olma durumu” şeklinde tanımlanan sürdürülebilirlik kavramına, 6 Ağustos 2026’da duyurulan güncellemeyle iki yeni anlam eklenmiştir.1 Sözlükte kavram şu üç anlamla tanımlanmaktadır:
- “Sürdürülebilir olma durumu.”
- “Gelecek nesillerin kendi ihtiyaçlarını karşılama imkânlarına zarar vermeden bugünün ihtiyaçlarını karşılamayı içeren yaklaşım.”
- Ekonomi alanında: “Herhangi bir sistemin işleyişi ve gelişimi çerçevesinde bugünün ihtiyaçlarını karşılarken, gelecek kuşakların kendi ihtiyaçlarını karşılama imkânlarını tehlikeye atmadan değer ve dayanıklılık yaratma gerekliliğini içeren toplumsal, ekonomik, çevresel ve yönetişimsel sorumluluk ilkesi.”2
Sürdürülebilir kalkınma literatürünün temel metinlerinden biri olan 1987 tarihli Brundtland Raporu’nda ise sürdürülebilir kalkınma şu şekilde tanımlanmaktadır:
“Sürdürülebilir kalkınma, bugünün ihtiyaçlarını, gelecek kuşakların kendi ihtiyaçlarını karşılama imkânlarını tehlikeye atmadan karşılayan kalkınmadır.”3
Karşılaştırmayı kolaylaştırmak amacıyla yukarıdaki tanımlarda koyu yazılan ifadeler tarafımızca vurgulanmıştır.
Sürdürülebilirlik ve sürdürülebilir kalkınma kavramlarının Türkçemizde daha açık ve ortak bir terminolojiyle kullanılmasına yönelik girişimleri için Türk Dil Kurumu’na ve çalışmayı Sabancı Üniversitesi iş birliğiyle yürüten İş Dünyası ve Sürdürülebilir Kalkınma Derneği’ne (SKD Türkiye) teşekkür ederiz. Bununla birlikte, TDK’nin sürdürülebilirlik için verdiği ikinci anlam, 1987 tarihli Brundtland Raporu’ndaki “sürdürülebilir kalkınma” tanımının Türkçeye çevrilerek “sürdürülebilirlik” kavramına uyarlanmış hâlidir. Ekonomi alanına ilişkin üçüncü anlamda bu tanıma değer yaratma, dayanıklılık, çevresel ve yönetişimsel sorumluluk unsurları eklenmiş olmakla birlikte, tanım yine aynı kuşaklar arası ihtiyaç ölçütüne dayanmaktadır. “Sürdürülebilir kalkınma”ya ait bir tanımın Türkçemize aktarılarak genel olarak “sürdürülebilirlik” kavramını tanımlamak üzere kullanılması, birbiriyle ilişkili fakat aynı olmayan bu iki kavram arasında karışıklığa yol açmaktadır. Ayrıca tanımın Brundtland Raporu’yla kavramsal ve dilsel bağlantısının belirtilmemesi, tanımın tarihsel kaynağını görünmez kılmakta ve bu iki kavram arasındaki ayrımın anlaşılmasını daha da güçleştirmektedir.
Sayılan mahzurlara ilave olarak, sürdürülebilirlik ekonomi alanında her zaman karbonsuzlaşma, döngüsel ekonomi veya çevresel ve yönetişimsel sorumluluk anlamına gelmemektedir. Örneğin, Uluslararası Para Fonu (IMF), 2002 tarihli “Assessing Sustainability” başlıklı politika belgesinde borç sürdürülebilirliğini, bir borç pozisyonunun karşı karşıya olduğu piyasa finansman maliyetleri altında gelir ve gider dengesinde büyük bir düzeltme gerektirmeden bugünkü değer bütçe kısıtını karşılayabilmesi üzerinden tanımlamaktadır.4 Borç sürdürülebilirliğine ilişkin piyasa değerlendirmelerinde, kredi temerrüt takası (credit default swap—CDS) primlerinden zımni temerrüt olasılığının (implied default probability) hesaplanması gibi yöntemlerden de yararlanılabilmektedir.5 Karbonsuzlaşmış ancak aşırı borçlu bir ekonomi borç bakımından sürdürülemez olabilirken, karbon yoğun fakat düşük borçlu bir ekonomi dar anlamda borç bakımından sürdürülebilir olabilmektedir. Dolayısıyla buradaki “sustainability” kavramının döngüsel ekonomi veya karbonsuzlaşmayla zorunlu bir ilişkisi bulunmamaktadır.
Bu yazının temel savı, sürdürülebilirliğin en genel anlamıyla belirli bir sistemin, faaliyetin veya özelliğin belirli koşullar altında devam edebilme niteliğini ifade ettiği; gelecek kuşakların kendi ihtiyaçlarını karşılama imkânlarını tehlikeye atmama ölçütünün ise özellikle sürdürülebilir kalkınma kavramının ayırt edici unsuru olduğudur. Bu nedenle sürdürülebilirlikten söz edilirken neyin, ne kadar süreyle ve hangi ölçütlere göre sürdürüleceğinin ayrıca belirtilmesi gerekmektedir.
Çözüm: Türk Dil Kurumu Güncel Türkçe Sözlük’ündeki sürdürülebilirlik maddesinin “Sürdürülebilir olma durumu” şeklindeki birinci tanımı korunmalı; Ağustos 2026’da eklenen ikinci ve üçüncü tanımları ise kaldırılmalıdır. Bu tanımların dayandığı kuşaklar arası ihtiyaç ölçütü, ayrı bir sürdürülebilir kalkınma maddesi altında Brundtland Raporu’ndaki tanımın Türkçe karşılığı olarak verilmeli ve tanımın tarihsel kaynağı söz konusu rapora atıfla belirtilmelidir. Böyle bir düzenleme, uluslararası literatürde yerleşik sürdürülebilirlik ve sürdürülebilir kalkınma ayrımını Türkçe’ye doğru biçimde yansıtacaktır.
Aşağıda önce sürdürülebilirlik teriminin tarihsel gelişimi, ardından sürdürülebilir kalkınmanın ortaya çıkışı ve gelişimi ele alınmaktadır. Bu inceleme, gelecek kuşakların kendi ihtiyaçlarını karşılama imkânlarını tehlikeye atmama ölçütünün genel sürdürülebilirlikle değil, sürdürülebilir kalkınmayla özdeşleştiğini göstermektedir.
1. Sürdürülebilirlik
1.1. Kavramın Erken Kökenleri ve Terimin Ortaya Çıkışı
Wiersum, ormancılıkta sürdürülebilirlik düşüncesinin tarihsel köklerini XVIII. yüzyıla kadar götürmektedir.6 Bu tarihsel kökün erken örneklerinden biri, Hans Carl von Carlowitz’in 1713 tarihli “Sylvicultura Oeconomica” eserindeki ormancılık yaklaşımında görülebilir. Carlowitz, günümüzdeki geniş anlamıyla “sürdürülebilirlik” terimini kullanmamış olsa da kavramın doğal kaynak yönetimindeki temel anlamına karşılık gelen önerilerde bulunmuştur. Saksonya’daki madencilik ve metalürji faaliyetlerinin ihtiyaç duyduğu odunun kıtlaşması karşısında, ormanlardan yalnızca yeniden yetişebilecek miktarda odun elde edilmesini ve kullanımın planlı yeniden ağaçlandırmayla birlikte yürütülmesini savunmuştur.7
Buna karşılık, İngilizce sustainability sözcüğünün kayda geçmiş tarihi farklı bir çizgi izlemiştir. Oxford English Dictionary, sözcüğün bilinen en eski kullanımını 1835’e tarihlemektedir. Ancak sözcük bu ilk kullanımında çevresel bir anlam taşımamakta; hukuki bağlamda bir iddianın argüman yoluyla geçerli, doğru veya gerçek olarak savunulabilme niteliğini ifade etmektedir.8
Kline, Amerika Birleşik Devletleri’ndeki çevre hareketinin gelişimini, toplumun doğayla ilişkisini biçimlendiren düşünsel yaklaşımların yanı sıra sanayileşme, nüfus artışı, doğal kaynak kullanımı, kamu politikaları ve çevre örgütlerinin ortaya çıkışıyla birlikte ele almaktadır. Bu tarihsel gelişimin erken kurumsal örneklerinden biri, John Muir ve arkadaşları tarafından 1892’de kurulan Sierra Club’dır. Günümüzdeki kapsamlı sürdürülebilirlik anlayışından farklı olarak hareket, özellikle yaban alanlarının ekonomik kullanım ve altyapı baskısından korunmasını savunan bir doğayı olduğu hâliyle koruma (preservation) yaklaşımına dayanıyordu. Bununla birlikte Sierra Club, uzun vadeli doğa koruma düşüncesinin kurumsallaşmasına katkıda bulunmuş ve ekonomik genişlemenin belirli doğal alanlar karşısında sınırlandırılması gerektiğini gündeme getirerek daha sonraki ekolojik sınırlar tartışmalarının erken öncüllerinden birini oluşturmuştur.9
Çevre düşüncesinin kapsamı, Rachel Carson’ın “Silent Spring” (1962) adlı eseriyle yaban alanlarının korunmasının ötesine genişlemiştir. Carson, pestisitlerin yalnızca hedef alınan zararlıları değil, besin zinciri aracılığıyla diğer canlıları, ekosistemleri ve insan sağlığını da etkilediğini göstererek ekonomik ve teknolojik müdahalelerin görünmeyen, zamana yayılan ve biriken çevresel sonuçlarına dikkat çekmiştir. Böylece tarımsal üretim, kimya endüstrisi, kamu sağlığı ve ekolojik sistemler arasındaki karşılıklı bağımlılığı görünür kılmış; kısa vadeli ekonomik kazanımların uzun vadeli toplumsal ve çevresel maliyetler yaratabileceğini ortaya koymuştur. Bu yönleriyle eser, daha sonra sürdürülebilirlik düşüncesinin merkezine yerleşecek olan sistemik bakış, ihtiyat, dışsallıkların dikkate alınması ve uzun vadeli karar alma ilkelerinin düşünsel öncüllerinden biri olarak değerlendirilebilir.10
Kidd’e göre İngilizce sustainability sözcüğü, insanlığın geleceği bağlamında ilk kez 1972 tarihli “Blueprint for Survival” başlıklı metinde kullanılmış ve burada temel bir toplumsal amaç olarak ortaya konulmuştur. Metin, sınırlı doğal kaynaklara dayanan bir dünyada sınırsız büyümenin sürdürülemeyeceğini savunmuş ve buna karşılık “sürdürülebilir bir toplum” oluşturulmasını önermiştir. Sözcük, 1974’te ise Amerika Birleşik Devletleri’nde “büyümesiz ekonomi” (no-growth economy) düşüncesini gerekçelendirmek amacıyla kullanılmıştır.11
1.2. Ormancılıktan Farklı Disiplin ve Bağlamlara Genişleme
Brown ve diğerleri, sürdürülebilirlik teriminin ormancılık ve balıkçılıktan ekonomi ve toplumsal sistemlere kadar farklı disiplin ve bağlamlarda kullanıldığını belirtmektedir.12 Yazarlara göre terimin anlamı, uygulandığı bağlama ve değerlendirmenin sosyal, ekonomik veya ekolojik bir perspektife dayanmasına göre değişmektedir. Bu çerçevede kavramın farklı alanlara uygulanabilmesi, bu alanlara ilişkin bütün kavramlarla eşanlamlı olduğu anlamına gelmemektedir; aksine, sürdürülebilirlikten söz edilirken neyin sürdürüleceğinin ayrıca belirtilmesini gerekli kılmaktadır.
1.3. Sürdürülebilirlik Tek Başına Neyin Sürdürüleceğini Belirler mi?
Costanza ve Patten’in “Defining and Predicting Sustainability” başlıklı çalışması da sürdürülebilirliğin temel anlamı ile kavramın uygulanması sırasında ortaya çıkan sorunları birbirinden ayırmaktadır.13 Yazarlara göre sürdürülebilirliğin temel anlamı görece yalındır: Bir sistemin, alt sistemin veya bunların belirli özelliklerinin devamlılığıdır. Asıl güçlük ise şu soruların cevaplandırılmasında ortaya çıkmaktadır:
- Hangi sistem, alt sistem veya özellik sürdürülecektir?
- Bunlar ne kadar süreyle sürdürülecektir?
- Sistemin gerçekten sürdürüldüğü ne zaman ve nasıl değerlendirilebilecektir?
Yazarlar, sürdürülebilirliğin ancak geriye dönük olarak kesin biçimde değerlendirilebileceğini; bu nedenle sorunun yalnızca tanımlamayla değil, aynı zamanda geleceğe ilişkin öngörüyle ilgili olduğunu savunmaktadır. Bir faaliyetin veya sistemin sürdürülebilir olduğunu ileri sürmek, onun belirli koşullar altında gelecekte de devam edebileceğine ilişkin bir tahmin içermektedir.
Bu yaklaşım, sürdürülebilirlik kavramının tek başına neyin korunması veya sürdürülmesi gerektiğini belirlemediğini göstermektedir. Kavramın anlam kazanabilmesi için sürdürülecek sistemin veya özelliğin, ilgili zaman ufkunun ve değerlendirme ölçütlerinin ayrıca belirtilmesi gerekmektedir.
Sürdürülebilir kalkınma ise genel sürdürülebilirlik kavramından farklı olarak, kalkınmanın hangi koşul altında sürdürülebilir sayılacağını kuşaklar arası ihtiyaçlar üzerinden belirleyen daha özgül bir çerçeve sunmaktadır.
2. Sürdürülebilir Kalkınma Kavramının Gelişimi
2.1. 1987 Brundtland Raporu ve Kavramın Tarihsel Arka Planı
Sürdürülebilir kalkınma kavramının günümüzdeki yaygın anlamı, 1987 yılında yayımlanan “Ortak Geleceğimiz” başlıklı Brundtland Raporu’nda ortaya konan tanıma dayanmaktadır.14 Bununla birlikte rapor, kavramın içerdiği düşünceyi ilk kez ortaya koymaktan çok, daha önce farklı belgelerde parçalar hâlinde gelişen unsurları özlü ve etkili bir tanım altında birleştirmiştir. Bu tarihsel gelişimi anlayabilmek için bir terimin ilk kez kullanılması ile o terimin ifade ettiği kavramsal içeriğin daha önce ortaya çıkmış olması arasında ayrım yapmak gerekmektedir. Du Pisani, sürdürülebilir kalkınma kavramının çevre, doğal kaynaklar ve kalkınma konularında uzun zamana yayılan düşünsel arayışlar sonucunda biçimlendiğini ve kökenlerinin 1987 öncesine uzandığını göstermektedir.15
2.1.1. 1968 OAU Sözleşmesi: Kuşaklar Arası Sorumluluğun Erken Bir Örneği
Bu ayrımın dikkat çekici örneklerinden biri, Afrika Birliği Örgütü (Organization of African Unity—OAU) tarafından 1968’de Cezayir’de kabul edilen “Afrika Doğanın ve Doğal Kaynakların Korunması Sözleşmesi”dir.16 Sözleşme, “sürdürülebilirlik” veya “sürdürülebilir kalkınma” terimlerini kullanmamasına rağmen doğal kaynakların korunmasını, kullanılmasını ve geliştirilmesini “insanlığın bugünkü ve gelecekteki refahı” ile ilişkilendirmiştir. Sözleşmenin başlangıç bölümündeki özgün ifadeyle amaç, bu kaynakların “insanlığın bugünkü ve gelecekteki refahı için rasyonel kullanımını” sağlamak olarak belirtilmiştir (“their rational utilization for the present and future welfare of mankind”). Sözleşmenin 2. maddesi de devletlerin toprak, su, flora ve fauna kaynaklarının korunmasını, kullanılmasını ve geliştirilmesini bilimsel ilkeler doğrultusunda sağlamalarını öngörmektedir. “Gelecek kuşaklar” ifadesi kelimesi kelimesine kullanılmasa da gelecekteki insanlığın refahının gözetilmesi, kavramsal olarak kuşaklar arası bir sorumluluk anlayışına karşılık gelmektedir.
Bu yaklaşım ile Brundtland Raporu arasında kavramsal bir devamlılık bulunmakla birlikte, aralarında belirgin bir fark da vardır. OAU Sözleşmesi bugünkü ve gelecekteki insanlığın refahını genel bir amaç olarak ortaya koyarken Brundtland Raporu, gelecek nesillere yönelik bu sorumluluk anlayışını kalkınmanın sürdürülebilir olarak tanımlanabilmesi için açık bir koşula dönüştürmüştür. Rapora göre sürdürülebilir kalkınma, bugünün ihtiyaçlarını gelecek kuşakların kendi ihtiyaçlarını karşılama imkânlarını tehlikeye atmadan karşılayan kalkınmadır: “Sustainable development is development that meets the needs of the present without compromising the ability of future generations to meet their own needs”.17
2.1.2. 1972 The Limits to Growth: Büyümenin Fiziksel Sınırları ve Uzun Vadeli Denge
1972’de Club of Rome’un (Roma Kulübü) girişimiyle Massachusetts Institute of Technology’de yürütülen araştırmanın sonucunda yayımlanan “The Limits to Growth”, nüfus, sanayileşme, gıda üretimi, doğal kaynak kullanımı ve kirlilik arasındaki karşılıklı ilişkileri sınırlı bir gezegen çerçevesinde ele almıştır. Rapor, mevcut büyüme eğilimlerinin değiştirilmesiyle uzak geleceğe kadar sürdürülebilecek ekolojik ve ekonomik bir denge kurulabileceğini ileri sürmüştür. Böylece, sürdürülebilir kalkınmayı tanımlamamakla birlikte, ekonomik ve toplumsal gelişmenin gezegenin fiziksel sınırları içinde değerlendirilmesi gerektiği yönünde önemli bir kavramsal katkı sağlamıştır.18
2.1.2.1. 1973 Arne Næss ve Derin Ekoloji: Ekolojik Sınırların Normatif Boyutu
Norveçli filozof Arne Næss, 1973 tarihli “The Shallow and the Deep, Long-Range Ecology Movement: A Summary” başlıklı makalesinde “yüzeysel ekoloji” (shallow ecology) ile “derin ekoloji” (deep ecology) arasında ayrım yapmıştır. Næss’e göre yüzeysel ekoloji, çevre kirliliği ve doğal kaynakların tükenmesiyle mücadele ederken esas olarak gelişmiş ülkelerdeki insanların sağlığını ve refahını korumayı amaçlamaktadır. Derin ekoloji ise insanı çevresinden ayrı ve ona hükmeden bir varlık olarak gören yaklaşımın yerine, insanlarla diğer canlıları biyosfer içindeki karşılıklı ilişkilere bağlı unsurlar olarak değerlendiren bütüncül bir anlayış önermektedir. Bu yaklaşım, çevre sorunlarının yalnızca kaynakların daha verimli yönetilmesiyle çözülebilecek teknik sorunlar olmadığını; insanın doğayla kurduğu ilişkinin ve doğaya atfettiği değerin de sorgulanması gerektiğini ortaya koymuştur. Bu bakımdan “The Limits to Growth” büyümenin fiziksel sonuçlarını sistem analizi yoluyla görünür kılarken Næss’in derin ekoloji yaklaşımı, ekolojik sınırlar tartışmasına etik ve felsefi bir boyut kazandıran tamamlayıcı bir düşünsel katkı sunmuştur.19
2.1.3. 1980 Dünya Koruma Stratejisi: Kavramsal Geçişin Önemli Bir Halkası
OAU Sözleşmesi ile Brundtland Raporu arasındaki kavramsal geçişin önemli bir halkası, IUCN tarafından UNEP ve WWF’nin desteğiyle, FAO ve UNESCO ile iş birliği içinde hazırlanarak 1980 yılında yayımlanan “World Conservation Strategy: Living Resource Conservation for Sustainable Development” başlıklı stratejidir. “Sürdürülebilir kalkınma” terimi burada başlıkta ve metin boyunca açıkça kullanılmıştır. Stratejinin amacı, kendi ifadesiyle, “to help advance the achievement of sustainable development through the conservation of living resources”; yani canlı kaynakların korunması yoluyla sürdürülebilir kalkınmanın gerçekleştirilmesine yardımcı olmaktır.
Bununla birlikte strateji, sürdürülebilir kalkınmayı Brundtland Raporu’ndaki gibi kuşaklar arası bir koşul üzerinden doğrudan tanımlamamıştır. Bugünkü ve gelecek kuşaklar arasındaki ilişkiyi, sürdürülebilir kalkınma amacına hizmet eden koruma (conservation) kavramını açıklarken kurmuştur. Nitekim koruma, “the management of human use of the biosphere so that it may yield the greatest sustainable benefit to present generations while maintaining its potential to meet the needs and aspirations of future generations” şeklinde tanımlanmaktadır. Başka bir ifadeyle, koruma, insanların biyosferden yararlanmasının, bugünkü kuşaklara en yüksek sürdürülebilir yararı sağlarken biyosferin gelecek kuşakların ihtiyaç ve beklentilerini karşılama potansiyelini muhafaza edecek biçimde yönetilmesidir. Dolayısıyla kuşaklar arası ilke sürdürülebilir kalkınma amacına bağlanmış, ancak metinde doğrudan koruma kavramının tanımı içinde formüle edilmiştir.20
2.2. 1987 Brundtland Raporu’ndan 2030 Gündemi’ne Kavramsal Devamlılık
Bu tarihsel karşılaştırma başlıca dört aşamadan oluşan bir gelişim çizgisine işaret etmektedir: 1968 OAU Sözleşmesi, terimi kullanmadan sürdürülebilir kalkınmanın kuşaklar arası kavramsal içeriğinin erken bir örneğini ortaya koymuş; 1972 tarihli The Limits to Growth, ekonomik ve toplumsal gelişmeyi gezegenin fiziksel sınırları ve uzun vadeli ekolojik ve ekonomik denge çerçevesinde ele almış; 1980 Dünya Koruma Stratejisi, “sürdürülebilir kalkınma” terimini benimsemiş ve kuşaklar arası ilişkiyi “sürdürülebilir yarar” üzerinden kurmuş; 1987 Brundtland Raporu ise “sürdürülebilir kalkınma” terimi ile kuşaklar arası ihtiyaç ilkesini küresel ölçekte etkili tek bir tanımda bir araya getirmiştir.21 Bu dört aşamalı ayrım, söz konusu metinlerin karşılaştırılmasına dayanan analitik bir değerlendirmedir.
Brundtland Raporu’nda sürdürülebilir kalkınmanın tanımlayıcı unsurlarından biri hâline getirilen gelecek kuşaklara yönelik sorumluluk anlayışı, daha sonra 17 Sürdürülebilir Kalkınma Amacı ile bunlara bağlı 169 hedefi içeren 2030 Gündemi’nde de açıkça korunmuştur. Bu kavramsal devamlılık Gündem’in farklı bölümlerinde görülmektedir. İlk olarak, giriş bölümündeki “Gezegen” başlığı altında gezegenin bozulmadan korunması, doğal kaynakların sürdürülebilir biçimde yönetilmesi ve iklim değişikliğine karşı acil önlem alınması yoluyla gezegenin bugünkü ve gelecek kuşakların ihtiyaçlarını karşılayabilmesinin sağlanacağı belirtilmektedir. İkinci olarak, Gündem’in 18. paragrafında 17 Amaç ve 169 hedefin bugünkü kuşakların ve gelecek kuşakların tam yararı için uygulanacağı açıkça ifade edilmektedir. Üçüncü olarak, 53. paragrafta insanlığın ve gezegenin geleceğinin bugünkü kuşağın elinde olduğu, bugünün genç kuşağının bu süreci gelecek kuşaklara taşıyacağı ve sürdürülebilir kalkınmaya giden yolun bu doğrultuda çizildiği vurgulanmaktadır. Bu ifadeler, Brundtland Raporu’ndaki sürdürülebilir kalkınma anlayışı ile Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları arasında gelecek kuşaklara yönelik sorumluluk bakımından açık bir kavramsal devamlılık bulunduğunu göstermektedir.22
Sonuç Yerine
Bu tarihsel ve kavramsal inceleme, sürdürülebilirlik ile sürdürülebilir kalkınmanın birbiriyle ilişkili olmakla birlikte eş anlamlı kavramlar olmadığını göstermektedir.
Brundtland Raporu’ndaki gelecek kuşakların kendi ihtiyaçlarını karşılama imkânlarını tehlikeye atmama koşulu ilk bakışta soyut bir ifade olarak görülebilecektir. Bu noktada, bireylerin, toplumların ve politika yapıcıların gelecek kuşaklara yönelik bu sorumluluğu bugünkü kararlarına nasıl yansıtabilecekleri sorusu ortaya çıkmaktadır. Bu ilkenin günümüzdeki yansımalarından biri, somut bir iktisat politikası aracı olan karbon fiyatlamasıdır. Karbon fiyatlaması, “kirleten öder” ilkesinin uygulanmasına katkıda bulunmaktadır.23 Böylece karbon yoğun üretimin görece maliyeti yükselirken düşük karbonlu üretim süreçleri ve teknolojileri ile bunlara yönelik yatırımlar ekonomik açıdan daha rekabetçi hâle gelmektedir. Karbon fiyatı, sera gazı salımlarının toplumsal maliyetini ekonomik kararlara yansıtarak işletmelere bunları azaltmaları, fosil yakıt kullanımını düşürmeleri ve düşük karbonlu ürün ve süreçlere yönelmeleri için ekonomik bir sinyal vermektedir. Bu bakımdan karbon fiyatlaması, bugünkü üretim kararlarından kaynaklanan iklim maliyetlerinin gelecek kuşaklara karşılıksız biçimde aktarılmasını sınırlandırarak sürdürülebilir kalkınmanın Brundtland Raporu’nda ortaya konan kuşaklar arası sorumluluk boyutunu somutlaştıran iktisat politikası araçlarından biri olarak değerlendirilebilmektedir.
Karbon fiyatlamasının bugünkü ekonomik kararların geleceğe aktardığı çevresel maliyetleri düzeltmedeki rolünü Haksal, sürdürülebilir yatırım ve geleceğin yanlış fiyatlandırılması çerçevesinde daha geniş biçimde ele almaktadır.24 Burada söz konusu olan, bir üretim sisteminin yalnızca devam ettirilebilir olması değil, bugünkü kalkınma kararlarının gelecek kuşakların kendi ihtiyaçlarını karşılama imkânlarını tehlikeye atmamasıdır.
Bu yazıda ele alınan ayrım, sürdürülebilir kalkınmanın genel sürdürülebilirlik kavramından farklı olarak daha özgül bir kuşaklar arası sorumluluk ölçütü içerdiğini göstermektedir. Bu doğrultuda, Türk Dil Kurumu’nca yayınlanan Güncel Türkçe Sözlük’teki sürdürülebilirlik maddesinin birinci tanımı korunmalı; Ağustos 2026’da eklenen ikinci ve üçüncü tanımları ise kaldırılmalıdır. Birbiriyle ilişkili ancak aynı olmayan bu iki kavram sözlükte ayrı maddeler altında şu şekilde tanımlanmalıdır:
- Sürdürülebilirlik: “Sürdürülebilir olma durumu.”
- Sürdürülebilir kalkınma: “Bugünün ihtiyaçlarını, gelecek kuşakların kendi ihtiyaçlarını karşılama imkânlarını tehlikeye atmadan karşılayan kalkınma.”
İkinci tanımın Brundtland Raporu’na dayandığı ayrıca belirtilmelidir. Böyle bir düzenleme, uluslararası literatürde yerleşik sürdürülebilirlik ve sürdürülebilir kalkınma ayrımını Türkçemize doğru biçimde yansıtacak ve iki kavram arasındaki karışıklığın giderilmesini sağlayacaktır.
Dipnotlar:
1) SKD Türkiye. (2026). COP31 İklim Terminolojisi Rehberi. Şu adresten erişilebilir: https://www.skdturkiye.org/cop31/ Son erişim tarihi: 24 Ağustos 2026.
2) Türk Dil Kurumu. (2026). “Sürdürülebilirlik”, Güncel Türkçe Sözlük. Şu adresten erişilebilir: https://sozluk.gov.tr/?ara=sürdürülebilirlik. Son erişim tarihi: 24 Ağustos 2026.
3) World Commission on Environment and Development (WCED). (1987). Our Common Future. Oxford: Oxford University Press, s.43. Şu adresten erişilebilir:https://digitallibrary.un.org/record/139811/files/A_42_427-EN.pdf. Son erişim tarihi: 12 Ağustos 2026.
4) International Monetary Fund (IMF). (2002) Assessing Sustainability. Policy Development and Review Department, SM/02/166. Washington, DC: International Monetary Fund. Şu adresten erişilebilir: https://www.imf.org/external/np/pdr/sus/2002/eng/052802.pdf. Son erişim tarihi: 24 Ağustos 2026.
5) Haksal, H. (2017). Financial Reforms, Stabilization and Development in 21st-Century Turkey. Vernon Press. Şu adresten erişilebilir: https://vernonpress.com/book/302. Son erişim tarihi: 24 Ağustos 2026.
6) Wiersum, K. F. (1995). “200 years of sustainability in forestry: Lessons from history”, Environmental Management, 19(3), ss.321-329. Şu adresten erişilebilir: https://doi.org/10.1007/BF02471975. Son erişim tarihi: 15 Ağustos 2026.
7) Environment & Society Portal. (t.y.) “Hans Carl von Carlowitz and ‘Sustainability’”. Şu adresten erişilebilir: https://www.environmentandsociety.org/tools/keywords/hans-carl-von-carlowitz-and-sustainability. Son erişim tarihi: 12 Ağustos 2026.
8) Oxford English Dictionary. (t.y.) “Sustainability, n.” Şu adresten erişilebilir: https://www.oed.com/dictionary/sustainability_n . Son erişim tarihi: 12 Ağustos 2026.
9) – Kline, B. (2011). First Along the River: A Brief History of the U.S. Environmental Movement. 4. Baskı, Lanham, MD: Rowman & Littlefield. Şu adresten erişilebilir: https://www.amazon.com/First-Along-River-Environmental-Movement/dp/1442203994. Son erişim tarihi: 23 Ağustos 2026.
– U.S. National Park Service. (2025). “John Muir”. Şu adresten erişilebilir: https://www.nps.gov/articles/john-muir.htm. Son erişim tarihi: 23 Ağustos 2026.
10) – Carson, R. (1962). Silent Spring. Boston: Houghton Mifflin. Şu adresten erişilebilir: https://archive.org/details/fp_Silent_Spring-Rachel_Carson-1962. Son erişim tarihi: 23 Ağustos 2026.
– U.S. Fish and Wildlife Service. (t.y.). “Rachel Carson (1907-1964): Author of the Modern Environmental Movement”. Şu adresten erişilebilir: https://www.fws.gov/staff-profile/rachel-carson-1907-1964-author-modern-environmental-movement. Son erişim tarihi: 23 Ağustos 2026.
11) – Kidd, C. V. (1992). “The evolution of sustainability”, Journal of Agricultural and Environmental Ethics, 5(1), ss.1-26. Şu adresten erişilebilir: https://doi.org/10.1007/BF01965413. Son erişim tarihi: 20 Ağustos 2026.
– Goldsmith, E., Allen, R., Allaby, M., Davoll, J. ve Lawrence, S. (1972). “A blueprint for survival”, The Ecologist, 2(1), ss.1-43. Şu adresten erişilebilir: https://green-history.uk/j3/doclib/file/243-ecologist-blueprint-for-survival-january-1972. Son erişim tarihi: 12 Ağustos 2026.
12) Brown, B. J., Hanson, M. E., Liverman, D. M. ve Merideth, R. W., Jr. (1987). “Global sustainability: Toward definition”, Environmental Management, 11(6), ss.713-719. Şu adresten erişilebilir: https://doi.org/10.1007/BF01867238. Son erişim tarihi: 18 Ağustos 2026.
13) Costanza, R. ve Patten, B. C. (1995). “Defining and predicting sustainability”, Ecological Economics, 15(3), ss.193-196. Şu adresten erişilebilir: https://www.robertcostanza.com/wp-content/uploads/2017/02/1995_J_CostanzaPatten_DefiningSustainability.pdf. Son erişim tarihi: 15 Ağustos 2026.
14) WCED, a.g.e.
15) Du Pisani, J. A. (2006). “Sustainable development—historical roots of the concept”, Environmental Sciences, 3(2), ss.83-96. Şu adresten erişilebilir: https://doi.org/10.1080/15693430600688831. Son erişim tarihi: 17 Ağustos 2026.
16) Organization of African Unity (OAU). (1968). African Convention on the Conservation of Nature and Natural Resources. Kabul tarihi: 15 Eylül 1968; yürürlük tarihi: 16 Haziran 1969, 1001 UNTS 3. Şu adresten erişilebilir: https://au.int/en/treaties/african-convention-conservation-nature-and-natural-resources. Son erişim tarihi: 12 Ağustos 2026.
17) WCED, a.g.e., s.43.
18) Meadows, D. H., Meadows, D. L., Randers, J. ve Behrens III, W. W. (1972). The Limits to Growth: A Report for the Club of Rome’s Project on the Predicament of Mankind. New York: Universe Books. Şu adresten erişilebilir: https://www.donellameadows.org/wp-content/userfiles/Limits-to-Growth-digital-scan-version.pdf. Son erişim tarihi: 16 Ağustos 2026.
19) Næss, A. (1973). “The shallow and the deep, long-range ecology movement: A summary”, Inquiry, 16(1-4), ss.95-100. Şu adresten erişilebilir: https://doi.org/10.1080/00201747308601682. Son erişim tarihi: 16 Ağustos 2026.
20) International Union for Conservation of Nature and Natural Resources (IUCN), United Nations Environment Programme (UNEP) ve World Wildlife Fund (WWF). (1980). World Conservation Strategy: Living Resource Conservation for Sustainable Development. Gland: IUCN. Şu adresten erişilebilir: https://doi.org/10.2305/IUCN.CH.1980.9.en. Son erişim tarihi: 20 Ağustos 2026.
21) OAU, a.g.k.; Meadows ve diğerleri, a.g.e.; IUCN, UNEP ve WWF, a.g.e.; WCED, a.g.k.
22) United Nations General Assembly (Birleşmiş Milletler Genel Kurulu). (2015). Transforming our World: The 2030 Agenda for Sustainable Development. “Planet” bölümü ve paragraflar 18 ve 53, A/RES/70/1. Şu adresten erişilebilir: https://sdgs.un.org/2030agenda. Son erişim tarihi: 12 Ağustos 2026.
23) Agnolucci, P., Fischer, C., Heine, D., Montes de Oca Leon, M., Pryor, J., Patroni, K. ve Hallegatte, S. (2023). “Measuring total carbon pricing”, Policy Research Working Paper 10486. Washington, DC: World Bank. Şu adresten erişilebilir: https://documents1.worldbank.org/curated/en/099548206152339098/pdf/IDU124d2b624145531468a1a4d418173bf51a4fd.pdf. Son erişim tarihi: 12 Ağustos 2026.
24) Haksal, H. (2026). Sustainability as a Global Culture: The Political Economy of the SDGs and Mispricing of the Future. Vernon Press. Şu adresten erişilebilir: https://vernonpress.com/book/2596. Son erişim tarihi: 15 Ağustos 2026.

