‘Otomotivde Turquality Programı Şart’

Otomotivde yeni teknoloji, Türkiye’nin maliyet avantajını tehdit ediyor. Sektör temsilcilerine göre, yan sanayide dönüşüm için Turquality benzeri bir program geliştirilmeli.
18.05.2017

Önce arkanıza yaslanın ve gözlerinizi kapatın. 2030’u ya da 2050’yi hayal etmeye çalışın: Sabah sürücüsüz arabanız illa sizin arabanız olması da gerekmiyor- kapıya yanaşacak. Sizi işe getirecek. Ardından geri dönüp belki eşinizi ya da çocukları okula bırakacak. Akıllı buzdolabınız evin eksiklerini markete sipariş olarak yollayacak, sürücüsüz arabanız gidip marketten siparişleri teslim alacak. Bu arada ödeme yaparken de size ihtiyaç olmayacak. Çünkü sisteme tanımlı kartınız ya da hesabınızdan para düşerken siz sadece onay tuşuna basacaksınız. Bu arada araba mı ne olacak? O da akıllı otoparkta kendisine ayrılmış yere giderek şarj olacak. Aklınıza ‘Uzay Yolu’ mu geldi? ‘Jetgiller’ mi? Bundan 10 yıl önce sadece filmlerde izlediğiniz bu sahneler şimdi bazı ülkelerde pilot aşamasında olan uygulamalar.

Bu defa odağımızda otomotiv sektörünü destekleyen yan sanayii var. Otonom sürüş, elektrikli araba dediğinizde sadece ana sanayide trendler değişmeyecek yan sanayii de buna uyum sağlayacak. DÜNYA Gazetesi’nin Escarus ile ortaklaşa düzenlediği ‘Sürdürülebilirlik Buluşmaları’nda bu defa otomotiv yan sanayiindeki gelişmeleri ele aldık. Önce otomobilin kendisini konuştuk ardından geleceğin bugüne verdiği ödevleri. Moderatörlüğünü DÜNYA Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hakan Güldağ’ın yaptığı Sürdürülebilirlik Toplantıları'nda bu defa konuklarımız Bosch Türkiye ve Ortadoğu Başkanı Steven Young, TAYSAD Başkanı Alper Kanca ve Assan Hanil Genel Müdürü Okan Gedik’ti.

Otomotiv yan sanayinin önde gelen isimleri Türkiye’nin bu geleceğe daha proaktif hazırlanması gerektiğini düşünüyor. Yan sanayinin sürdürülebilirliği açısından düşünüldüğünde Endüstri 4.0’ın getireceği değişiklikleri fırsata çevirmek gerektiğine inanan konuşmacılarıotomotiv yan sanayii, geleceği için gaza basmalı mız Bosch Türkiye ve Ortadoğu Başkanı Steven Young, TAYSAD Başkanı Alper Kanca ve Assan Hanil Genel Müdürü Okan Gedik’in iki önerisi de oldu: Yan sanayinin gelecek 10 yılını çizecek bir master plan çıkartılması ve inovasyonun teşvik edilmesi. Bunun için de şimdiden gaza basmak gerektiği mesajını veriyorlar.

Proaktif moda geçmeliyiz
Bosch Türkiye ve Ortadoğu Başkanı Steven Young, otomotiv dünyasının bugün global anlamda ‘evrim’ değil ‘devrim’ yaşadığını vurguluyor. Young, Türk yan sanayiinin Endüstri 4.0 karşısındaki duruşunu ise daha çok ‘reaktif’ olarak değerlendiriyor.
Young, Endüstri 4.0’ın ateşini yakan bir grubun üyesi olarak da “Büyük bir değişim dalgası geliyor. Bizim Türk otomotiv yan sanayi olarak daha proaktif olmamız lazım. Eğer yan sanayii olarak proaktif olmazsak küçüleceğiz” vurgusunu yapıyor ve hemen ekliyor: “Belki bu değişiklikleri bir günde yapamayız ama ufak ufak başlamamız lazım. Türkiye’nin bir hikayesi olmalı ve tüm paydaşları toplayarak, nereye gideceğimizi bilmeliyiz. Artık know how konuşuyoruz. 2008’de Ar-Ge merkezleri kurduk ama artık yazılım merkezlerini kurmayı konuşmamız lazım. Ar-Ge merkezlerinin ‘Ge’ tarafını daha çok desteklemeyiz. Yazılım merkezlerine odaklanmazsak teşvik sistemlerinin içine almazsak, karşımıza çok fazla hendek çıkacak ve hepsini de atlayamayabiliriz. Çok geniş bir platformda master planımızı hazırlamalıyız. Dünya muazzam bir devrim yaşıyor. Bunun farkındalığını yaratmamız gerekiyor” diyor. Young, Türkiye’nin mutlaka bir hikaye yazması gerektiğinin altını çizerken Bulgaristan, Vietnam gibi ülkelerin çok aktif, İran’ın ise çok hızlı yol alabilecek bir yapıya sahip olduğu bilgisini de paylaşıyor. Suudi Arabistan’ın da Aramco ile arayış içinde olduğuna değinirken “Yazılım merkezleri kurmalıyız” görüşünün altını çiziyor.

‘Turquality’ örnek olabilir
Assan Hanil Genel Müdürü Okan Gedik ise Turquality programı benzeri bir çerçeve oluşturulabileceğine inanıyor. Gedik, “Bu programın bir benzeri Endüstri 4.0 için dizayn edilebilir. Şirketlerin sektörel olarak belli bir teknolojik seviyeye ulaşmasına destek verecek, bu gelişimi izleyecek akıllı üretimi ve teknolojiyi destekleyen bir program dizayn edebiliriz. Nokta hedef belirleyecek, bu hedefi destekleyecek ve sürdürülmesini sağlayacak bir program olabilir” yorumunu yapıyor.

TAYSAD’da zihin değişikliği
TAYSAD Başkanı Alper Kanca, her şeyi Ankara’dan beklememek gerektiği parantezini de açarak hükümetin yatırım ve istihdam konusunda verdiği teşviklerin son 10 yılın en iyi teşvikleri olduğu hatırlatmasında bulunuyor. TAYSAD olarak Yazılım Sanayicileri ve Elektronik Sanayicileri Derneği ile iletişim içinde olduklarını da aktaran Kanca, “Biz onlara otomotivin beklentilerini, onlar bize yazılımı anlatıyorlar. İki farklı dünya arasında ortak dili bulmamız gerekiyor. İstihdam teşvikinde inovasyona- yenileşim ürünlerine daha fazla pozitif ayrımcılık yapılabilir. Özellikle araç konusunda, hareketlilik – bağlantılılık konularında Ar- Ge merkezlerinde çalışanlara daha fazla teşvik verilmesi gündeme gelebilir” dedi.

Alper Kanca, 1970’lerden beri Türkiye’de üretmeye odaklanan bir sektör olduklarına da değinerek “Kendi adımıza bir zihin değişikliği yaptık. TAYSAD’a üye alırken algımızı değiştirdik. Zihinsel bir değişiklik yaptık. Bir firmanın bize üye olabilmesi için parça üretiyor olması gerekiyordu. Sonra dedik ki; ‘bir firmanın otomotiv tedarikçisi olması için illa parça üretiyor olması gerekmez, hizmet ve yazılım da üretebilir’. Bu bizim son birkaç yılda içselleştirdiğimiz bir dönüşüm” bilgisini veriyor.

Treni değil uzay mekiğini kaçırırız
Steven Young otomotiv sektörünün ve yan sanayinin hele işin içine petrol de alındığında yaşanan büyük değişime değinerek, “Bu sektör dünyanın en önemli sektörlerinden biridir. Sektör bir devrimden geçiyor diyebiliriz. Sadece bir evrim değil. Bu devrimi bazı ülke ve şirketler şekillendiriyor. İşin şekillendirme kısmında olmayan ülke ve şirketler bunu fark edemez ve bu trene binemezse, bugün çok iyi bir konumda olsalar bile, kısa süre içerisinde tarihe kavuşabilirler” dedi.

Okan Gedik de bu yorumu bir adım öteye taşıyarak “Doğru adaptasyonu yapamazsak treni değil uzay mekiğini kaçırırız. Yıllarca insanları robotlaştıran Endüstri 3,0 ile çalıştık şimdi Endüstri 4.0’da yaptığınız işte o kadar derinleşeceksiniz ki ‘robotlara iş öğretir’ noktaya geleceksiniz. Dijital yetkinliğinizi o kadar artırıp, derinleşeceksiniz ki teknolojiye işi siz öğretir hale geleceksiniz. Bizim robotları insanlaştırmanın da ötesine geçebileceğimiz yetkinliklere gelmemiz lazım” diye konuştu.

Otomotivdeki değişin 10 farklı sektörü etkileyecek
Sürdürülebilirlik denildiğinde herkesin aklına önce çevre, ardından sosyal sorumluluğun geldiğine dikkat çeken TSKB Sürdürülebilir Danışmanlığı - Escarus Genel Müdürü Hülya Kurt, “Bu kavramlar aslında sürdürülebilirliğin küçük birer parçası. Esas odaklanılması gereken nokta ise işin ve iş modelinin sürdürülebilirliği” dedi. Değişen dünyanın yeni kanun yapıcılarının ‘müşteriler’ olduğunu belirten Kurt, “Şirketlerin daha rekabetçi, daha karlı, daha az riskle iş modellerini yönetmeleri gerekiyor” diye konuştu. Hülya Kurt şu değerlendirmeleri yaptı:

DÜNYA Gazetesi ile işbirliği içinde düzenlediğimiz ‘Sürdürülebilirlik Buluşmaları’ çerçevesinde sektörler özelinde rekabetin ve teknolojinin getirdiği yeni şartların bizi götürdüğü geleceği konuşuyoruz. Büyük değişimin yaşandığı sektörlerden biri de otomotiv. Elektrikli araçlar, sürücüsüz otomobiller, sektörün geleceğini çok farklı bir noktaya taşıyor. 2015 rakamlarıyla elektrikli otomobil pazar payının 7 ülkede yüzde 1’in üzerine çıktığını biliyoruz. Bu ülkeler; Norveç, Hollanda, İsveç, Danimarka, Fransa, Çin ve Birleşik Krallık. Norveç’te yüzde 23, Hollanda’da yüzde 10’a ulaşan bir elektrikli otomobil oranı var. Bu sonuçlardan görülüyor ki; elektrikli otomobil gelecek için büyük bir potansiyele işaret ediyor. 

Üstelik otomotiv öyle bir sektör ki, yaşanmakta olan bu değişimi; başta demir-çelik olmak üzere elektronik, yazılım, plastik, tekstil, kimya, akaryakıt, enerji sektörlerine kadar yansıtıyor. Ayrıca, bu sektörlere destek veren hizmet sektörlerini; perakendecileri, distribütörleri, satışpazarlamayı, sigorta ve hatta bakım-onarım alt sektörlerini de etkiliyor. Dolayısıyla bir otomotiv sektöründeki bu dönüşüm 10’dan fazla sektöre, yapılan işlerin gözden geçirilmesi, yapılandırma ve yeni iş kalemleri olarak yansıyor.
Otomotiv sektöründe sürdürülebilirlik temasında öne çıkan temel başlıklardan biri hafi f taşıtlar. Daha az yakıt tüketen, dolayısıyla daha az karbon emisyonu salınımı yapan, daha fonksiyonel, hafi f ve az sayıda malzeme kullanımından dolayı daha ucuz, hafi f olduğu için performansı daha yüksek araçlar.
Tabii, bir de yasal mevzuat ve regülasyon boyutunu unutmamak gerekir. Karbon emisyonlarının üçte ikisi enerji sektöründen kaynaklanıyor. 100 km başına düşen emisyon göstergesini tüm markalar düşürmeye çalışıyor. Bütün bu beklentilerin karşılanabilmesi için de otomotiv sektöründe Ar-Ge ve inovasyon çalışmalarının hız kazanması gerekiyor.

Değişimi yakalayamayan, yarışı kaybeder
TAYSAD Başkanı Alper Kanca, sektördeki gelişmeleri değerlendirirken değişimin üretim süreçlerinden çalışana kadar uçtan uca etkileşimi anlattı. Alper Kanca, “Değişimi yakalayamazsak yarışı baştan kaybederiz” dedi. Kanca, şunları söyledi:
Otomotiv sektöründe son 20-25 sene içerisinde araçlar daha hızlandı, emniyet faktörleri arttı, görsellik değişti, aerodinamik konusunda gelişmeler yaşandı. Artık bir devrimle karşı karşıyayız. Araçta, aracı kullanma konusundaki ihtiyaçta devrimsel şeyler değişiyor.
Aracın kullanımı konusundaki algı değişiyor. Bizim kuşağımızda bir araç satın alınmalıydı ve sahip olunmalıydı. Bu hayatın parçası ve refahın da önemli bir göstergesi idi.. Bizden sonraki kuşakların, hele bugünün araç alma yaşına gelmiş gençlerinin anlayışı bu değil. Paylaşım ekonomisi büyüyor. Araç sahipliği azalacak. 2 arabanız teke düşebilir. Ortak araç kullanma, otonom sürüş gibi gelişmeler araç sayısını bizim tahmin ettiğimiz kadar artmayabileceğinin işaretlerini veriyor. Yani gelişmiş ülkelerde toplam araç sayısı artacak ama bu bizim tahminlerimizden daha düşük olacak.

Otonom sürüşlü araçlarla bugün imkansız olarak nitelendirdiğimiz gelişmeler yarın hayatımızın gerçeği haline gelecek. Diğer taraftan elektrikli araçlar bambaşka bir dünyaya doğru gidiyor. Bu gelişmeler tedarik sanayini etkiliyor. Türk otomotiv tedarik sanayinin en çok üretim yaptığı yerler motor ve şanzıman tarafı. İleride bunlar olmayacaksa, bu olumsuzluk bizi çok etkileyecek demektir. Parça sayısı inanılmaz azalıyor. Bugünlerde 3-4 bin parçanın olduğu araç şimdi 500 – 600 parçalı bir hale geliyor. Araç üretimi de kolaylaşacak gibi görünüyor.

Bir bacalı araba fabrikası devri geçiyor gibi. Bunun yerine başka bir şey geliyor. Mevcut yapımızı iyileştirmemiz gerekiyor. Bugün ne yapıyorsak rekabetçilik anlamında sürdürülebilir olmamız gerekiyor. Bunu yapmazsak yarışı baştan kaybederiz. Sadece bunu yapmakta yetmeyecek. Marmara Bölgesi’ndeki üyelerimize baktığınızda uluslararası rekabetin getirdiği artan iş gücü maliyetleri nedeniyle uygun iş gücü bulamamanın da etkisi ile ciddi bir otomasyon ve robotlaşma trendi var. Çok net. Yetkin çalışan bulmakta zorlanıyoruz. Bunun önüne geçebilmek için en kolay yöntem olarak sanayici robot ve otomasyon kullanımını görüyor. İstihdam politikaları farklılaşmalı

Parça sayısı azalacaksa, bunları üreten fabrikalar daha akıllı hale gelecekse, çarpan etkisi ile oluşacak sosyal etkileri iyi analiz etmemiz lazım. Çalışan yapısında-niteliğinde de değişiklik olacak. Farklı çalışan profi lleri çıkacak. Otomasyon bazı sektörlerde insan sayısını azaltacak ama oluşacak bu yetkinlik daha büyük bir iş hacmi yaratacak. Bazı sektörlerde ise istihdam inanılmaz şekilde düşecek. Bu korku sadece Türkiye’de değil tüm dünyada var. Bazı fabrikalarda çok daha esnek, farklı becerileri olan usta çalışanlara ihtiyaç ciddi şekilde artacak.

Hemen önümüzdeki bir yılda araç teknolojileri konusunda yollara yansımış bir değişiklik beklemeyin. İlk planda devam eden çalışmalar aracın hafifletilmesi üzerine. Bu çalışmalar 5 yıl içerisinde sürekli ve artan bir şekilde araçlara yansıyacak. Aracı her 50 kg hafiflettiğinizde yüzde 2-3 yakıt tasarrufu ediyorsunuz. Türkiye’nin üreteceği araçlar ve içine girecek ürünler belli. Henüz bu anlamda yerli üreticiden bir talep yok.

İhracat yapan tedarikçilerimize yurtdışı üreticiden yeni teknolojilerle üretilen araçlar için yavaş yavaş talep geliyor. Bu nedenle şimdiden çalışmalar yapan var. Türkiye’den Tesla’ya ürün yapan tedarikçilerimiz mevcut. O aracın içinde olmamız hem o fi rmalara hem Türkiye’ye çok kazandıracak.

Şu anda eş zamanlı olarak hem mevcut motor ve araç tiplerine parça üretmeliyiz hem yeni motor ve araç tiplerine. Dolayısıyla hem en üst teknolojiyi talep edene hem orta teknolojiye sahip üretime hem en alt teknolojiye talep gösterene hizmet vereceksiniz. 20-30 sene önce üretilmiş araca da parça yapacaksınız en yeni teknolojiyi kullanana da. Bu yönetilmesi çok zor bir süreç olacak. Sadece üretim açısından değil, lojistik, satış ve sevk açısından da... 

Bu süreçleri de fırsat olarak düşünerek dizayn etmeliyiz. Müteşebbis ruhumuzla harekete geçmeliyiz. Türkler daha çabuk ve daha esnek hareket ediyor. Yeni araçlar, yeni teknolojilere duyulan korkuyu azaltmak gerekiyor. Bunun içinde ilk önce kullandığımız yabancı kavramları anlaşılır hale getirmemiz gerekiyor. Bilgiyi şeff af paylaşacağız

Almanca’da biz söz var; ‘zorluklar insanı kaşif yapar’. Süreçlerimizi, ürünlerimizi iyileştirmemiz gerekiyor. Hem var olanı güçlendireceğiz hem daha kuvvetli bir ilişkiler ağına geçeceğiz. Endüstri 4.0 dediğinizde makinelerin kendi arasında haberleşmesini kast ediyoruz. Aynı şekilde şirketlerin arasındaki bilgi alışverişinin de bugünden çok daha fazla olmasını kastediyoruz. Bugün ana sanayi ile yan sanayi arasında yüksek derecede bir bilgi alışverişi var. Bu bilgi alışverişinin bizimle daha alt seviye tedarikçilerimiz arasında da olmalı. 

15 sene önce işletmelerimize müşterinin girmesini, detaylı analiz yapmasını doğru bulmazdık. Geçen süreç içerisinde müşterilerimiz bizim işimizin bir parçası oldu. Şimdi, süreci beraber tasarlıyoruz. Bu anlayış daha derine inecek. Bilgi paylaşımı ve genişliği ile yükseleceğiz. ‘Ben sana bunu göstermem’ anlayışıyla hareket edersen sürdürülebilir olamazsın artık.

Her şeyi devletten bekleyemeyiz. Ben uzun zamandan beri bu kadar şiddetli şekilde yatırım ve istihdamı teşvik eden yasalar görmemiştim. Yıllardır alışık olduğumuz yüzde 5’lik teşvikler yerine yüzde 40’lı -50’li teşvikler geldi. Sanayi şirketlerinin bu fırsattan faydalanmasını öneriyorum. Gelecek yıl bu oranda teşvikler olmayabilir. 2017 yılı içerisinde özellikle verimlilik, yeni teknolojiler konusunda yatırım yapacaklar için, bir daha bulamayacakları imkanlar var. Şirketleri ürün ve süreçleri konusunda teşvik etmek gerekiyor. İnovasyonla uğraşanların ayrıca motive edilmesi gerekiyor. Ar-Ge merkezlerini bu yöne doğru yönlendirmek gerekiyor. Özellikle araç konusunda hareketlilik - bağlantılılık konularında Ar-Ge merkezlerinde çalışanlara daha fazla teşvik verilmesi doğru olur.

Türk sanayicisine 4.0'ı anlatıyor, know how paylaşıyor
Bosch Türkiye ve Ortadoğu Başkanı Steven Young, Sürdürülebirlik Buluşması’nda Bosch’un deneyimlerini ve yeni yol haritasını da anlattı. Young, Bosch dünyası olarak sürücüsüz araçlar, elektrikli otomobiller ve bulut çözümlerini ‘mobilitehareketlilik’ başlığı altında bütünsel bir yaklaşımla değerlendirdiklerini belirtti. Young, Türkiye’de de yazılım çalışmalarına ağırlık verdiklerini belirterek sektöre ve sosyal paydaşlarına know how transferi yaptıklarını da anlattı. Steven Young şunları söyledi:

Endüstri 4.0’ı iyi tanımamız lazım. Endüstri 4.0 bir fabrika otomasyonu değildir. Bir fabrikanın yan sanayisi ile birlikte, işin lojistiğine kadar olan bir süreçtir. Fabrikaların esneklik kazanmasıdır. Endüstri 4.0 nasıl çalışacak? Bir ana üreticinin genellikle 5 kademe tedarik zinciri vardır. Dünyanın herhangi bir yerinde ana üretici Bosch’a sipariş geçecek. Bosch yan sanayiine, yan sanayii kendi yan sanayisine. Bu zaman kaybını ve hata ihtimalini artıyor. Endüstri 4.0 sistemin içinde ana üretici siparişi geçtiği zaman eş zamanlı olarak o zincirdeki en son halkaya düşecek. Herkes o siparişi ne zaman üretip teslim edebileceğini eş zamanlı olarak bilecek.

Yazın cabrio, kışın 4X4
Bosch olarak 1902 yılında bujinin icadı ile başladığımız otomotiv teknolojisi kavramını 2 sene önce değiştirdik. İçinde bulunduğumuz değişime biz artık ‘mobilite' diyoruz. Arabayı da bunun bir parçası olarak görüyoruz. Bugün müşterilerimiz de çok önemli bir zihinsel değişim yaşıyor. Müşteri artık ürün peşinde değil, çözüm peşinde. Y nesli, bizler gibi sahip olmayı önemsemiyor. Onlar yazın cabrio, kışın 4X4 kiralamayı tercih ediyor. Dolayısıyla artık ürünü çözümün bir parçası olarak görmemiz gerekiyor. Sahip olduğunuz bir aracı kullanma oranınız yüzde 4’tür. Aracınız çoğunlukla otoparkta uyur.

Mobilite başlığının altına da her biri kendi içinde mega trend olan elektrikli otomobilleri, sürücüsüz araçları ve bağlanabilirliği, interneti kullanarak bulut üzerinden akıllı cihaz veya araçların birbirleriyle veya bir merkezi noktayla iletişim kurmasını alıyoruz. 2010 yılından bu yana ciddi bütçe ve ekiplerle çalışıyoruz. İşi yöneten ise dijitalleşme. Yani yazılım teknolojilerinde var olmanız gerekiyor.

Ehliyete gerek kalmayacak
Otonom sürüşte ise Bosch olarak bizi motive eden nokta insanların hayatını kurtarmaktı. Otonom sürüş sektörün tarihinde otomobilin icadı kadar bir devrimdir. Birleşmiş Milletler verileri bize her yıl dünyada 1,2 milyon insanın hayatını trafi k kazalarında kaybettiğini gösteriyordu. Bosch’un ‘Yaşam İçin Teknoloji’ sloganında ana motivasyonlardan biri insanların hayatını daha güvenli hale getirme çabasıdır. Otonom sürüş hayatımızda neyi değiştirecek derseniz; ‘15 yaşında bir çocuk bir arabada tek başına seyahat edebilecek’ demektir. Ehliyete gerek kalmayacak. Teknolojiye uyum sağlayacak şekilde yasaları değiştirmeleri de gerekecek.

Stuttgart’ta akıllı otoparklar
Bir örnek vermek gerekirse, Stuttgart’ta birkaç otoparkta, 2018 yılında hayata geçecek bir prototip yapıyoruz. Artık otopark aramayacaksınız. Katlı otoparkta yerinizi ayırtacaksınız. Otoparkın başında arabanızdan inip bırakma noktasında akıllı telefonunuzdan bastığınızda, daha önce ayırttığınız noktaya arabanız kendi kendine park edecek. Aynı şekilde çağırabileceksiniz. O otopark bulutta ve bağlanabilir olacak. Arabanızı 2 gün otoparkta bırakabileceksiniz. Elektrikli aracınız mı var? Otoparkların altında kablosuz elektrik şarj istasyonları olacak. Siz yokken arabanız şarj olacak. Bütün bunların ödemesi de otomatik hesabınızdan ya da kartınızdan düşecek. Dolayısıyla sadece bir otomotiv teknolojisi değil mobilite çözümleri sunulacak. + İşin rakamsal tahmin boyutlarına bakarsak, 2023 ve 2025 yılında artık sürücüsüz araçların her türlü sokak koşuluna rağmen kendi kendine kullanabileceği bir gelecekten bahsediyoruz. Bugün üretilen 90 milyon yeni aracın yüzde 10’undan azı elektrikli araç üretiminden oluşurken 2025 yılında üretilmesi öngörülen 125 milyon yeni aracın yüzde 25’i ağırlıklı elektrikli araçlardan oluşacak. Elektrikli araçlar ile birlikte devreye otonom sürüşte girecek.

Norveç’e yeni teknoloji Afrika’ya olgun
Sektörü bekleyen sıkıntılarda var. Bunların en önemlilerinden biri de en yeni teknoloji ile en olgunlaşmış teknoloji aynı anda sunulacak olması. 2025’te dünyanın bir kısmında pazar, Norveç gibi ülkelerin teşvik etmesinin de etkisi ile elektrikli araçlara kaymaya başlarken örneğin Afrika gibi ülkelerde sıfıra yakın pazar payı olacak. Aynı anda dünyanın bir kıtasına teknolojinin en uç, en yeni ürünlerini diğer bir kıtasına ise en olgunlaşmış teknoloji ile hizmet vermek durumunda olacaksınız. Çünkü Afrika bir taraftan da 30 yıl evvelin Çin’i konumunda.

Muazzam bir talep gelecek
Afrika’ya satacağınız olgunlaşmış teknolojilerin kar marjları çok düşük olacak. Esas kar marjı yeni teknolojilerden gelecek. O zaman olgunlaşmış teknolojiyle üretilen bir araç, Türkiye’de üretip Afrika’ya gemiyle göndermenin maliyetlerini kaldıramayacak. Dolayısıyla yan sanayici olarak, söz konusu pazarda olmak istiyorsanız şimdiden fabrikanızı, Ar-Ge takımınızı, yan tedarikçilerinizi orada edinmeniz gerekiyor. Ana sanayi sizden bunu isteyecek. Uluslararası bir kimliği benimsemeniz ve şimdiden global bir oyuncu haline gelmeniz lazım. Bunu yapamadığınız takdirde lokal kalırsınız.

Maliyet avantajı ortadan kalkıyor
Bosch şu anda 250 fabrikasında 4.0’a geçiyor. Türkiye’de 2013 yılında geçişi başlattık. Şimdi otomotiv sektörü ağırlıklı olmak üzere 6 aydır Türk sanayicisine know how transferi yaparak ikinci aşamaya da geldik. Neden biliyor musunuz? Bunu topyekun ülke olarak yapmamız lazım. Türkiye’deki yan sanayinin ana argümanlarından biri maliyet ucuzluğuydu. Türkiye’de Avrupa’dan yüzde 20-30 daha ucuz üretebiliyoruz. Endüstri 4.0 ile Almanya’daki fabrika bu kazanımı yakalıyor. O zaman Türkiye’de muazzam bir tehdit oluşuyor. Türkiye’nin rekabet gücünde sırtını dayadığı güç ortadan kalkıyor.